Fed’in faiz artışı sonrasında küresel ekonomik fay hatları derinleşiyor

Dünya borsaları, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz oranlarını Çarşamba günü yüzde 0,25 puan arttırma kararının ardından gelen ilk yükselişin ardından, son iki günde önemli düşüşler yaşadı.

En büyük düşüşler, Dow Jones’un Cuma günü işlem kapanışında yüzde 2’den fazla düşerek 368 puan gerilediği ABD’de yaşandı;  bu arada, daha geniş tabanlı S&P 500 yüzde 1,8 düştü. Piyasa dalgalanmalarını ölçen ve sıklıkla “korku göstergesi” olarak anılan CBOE VIX endeksi, yüksek derecede bir piyasa baskısının işareti olarak kabul edilen bir düzey olan 20’yi geçti.

Piyasalar, Fed’in kararının hemen sonrasındaki yükselişin ardından, dünya çapında da düşüyor. Euro Stoxx endeksi, hafta başındaki yükselişin ardından, Cuma günü yüzde 1,4 düştü. Japonya’da, Nikkei endeksi, yüzde 1,9’luk düşüşle kapandı.

Hisse senedi piyasalarının dalgalanmasının altında, küresel ekonomideki durgunluk ve ekonomik kriz yönünde derinleşen eğilim eliyle üretilmiş, genişleyen bir dizi fay hattı yatıyor. Mali piyasalarda artan kargaşa, 2008 Wall Street çöküşünden beri Fed ve diğer merkez bankaları tarafından bankacılık sistemine pompalanmış trilyonlarca doların körüklediği geniş çaplı mali spekülasyonun reel ekonomideki gelişmelerin, özellikle de sanayi üretimindeki gerilemenin altında eziliyor olduğu gerçeğinin bir ifadesidir.

Şimdiye kadar, bu karşılıklı etkileşim, en şiddetli ifadesini, petrol ve diğer enerji fiyatlarında yaşanan ve temel sanayi emtia fiyatlarının küresel mali krizden bu yana en düşük seviyelere gerilemesiyle birleşen keskin düşüş nedeniyle, yüksek getirili piyasada ya da özellikle de enerji sektöründeki “çöp” şirket tahvillerinde buldu.

Bu hafta, Brent tipi ham petrolün fiyatı, iki yıl kadar önce petrol fiyatının varil başına 100 dolardan işlem gördüğü sırada paranın riskli girişimleri finanse etmek için akıtıldığı enerji [sektörü] çöp tahvil piyasasındaki sorunları daha da yükseltecek şekilde, yedi yılın en düşük seviyesine, varil başına 36,33 dolara ulaştı.

Ancak kargaşa, enerji bağlantılı mali piyasalarla sınırlı değil. Mali piyasalara bilgi sağlayan Thomson Reuters’in bir şirketi olan Lipper’e göre, yatırımcılar, kredi derecelendirme kuruluşları tarafından yatırım kategorisi olarak görülen bir satın alma tahvili olan ABD yatırım fonlarından 5,1 milyar dolar çektiler ki bu, 1992’den bu yana bu tür en büyük geri çekme. Buna, çöp tahvil fonlarından 3 milyar dolar daha çekilmesi eşlik etti. 16 Aralık’a kadarki hafta içinde, vergiye tabi tahvil fonlarından 15,4 milyar dolar çekilmiş olduğu tahmin ediliyor.

2008 krizi sonrasında ABD Hazine Bakanlığı tarafından kurulan Mali Araştırma Bürosu (Office of Financial Research – OFR), mali piyasaların durumu üzerine bu hafta yayınladığı bir raporda, Financial Times’ın ekonomi yorumcusu Gill Tett’in sözleriyle, yedi yıllık aşırı düşük faiz oranlarından kaynaklanan, “belirgin biçimde tahrif edilmiş bir Amerikan mali sistemi” tablosu çizdi.

OFR, “ABD finans dışı iş sektöründeki kredi riski yüksek ve artıyor.” dedi. Rapor, “daha yüksek baz oranları yeniden finansman riskleri yaratabilir… ve potansiyel olarak daha geniş bir temerrüt [borç yükümlülüğünü yerine getirememe] döngüsüne zemin hazırlayabilir.” uyarısında bulundu.

Başka bir ifadeyle, yüksek faizli konut kredisinin (mortgage) çöküşünün etkilerini hatırlatacak şekilde, yüksek riskli alanlardaki bir veya bir dizi temerrüdün, bir bütün olarak sistemde zincirleme bir reaksiyonu tetikleyebileceği bir durum yaratılmıştır. Bu kriz 2006-2007’de ortaya çıktığında, o zamanlar Fed başkanı olan Ben Bernanke, bunu, kolayca kontrol altına alınabilecek nispeten küçük bir problem olarak kestirip atmıştı.

Kötüleşen mali durum, dünyanın başlıca merkez bankalarının politikalarındaki uyuşmazlıkla birleşiyor. Fed, oldukça yavaş bir tempoda olmasına rağmen [mali] sıkılaştırma yönünde hareket ederken, Avrupa Merkez Bankası ve Japonya Merkez Bankası, mali sisteme daha fazla para pompalamayı amaçlayan çeşitli “parasal genişleme” biçimlerine devam ediyor.

Bununla birlikte, resmi nakarat, büyüyen mali kargaşanın ortasında, ABD’nin, genişleyen bir ekonomik toparlanmanın ortasında olduğu ve dünya ekonomisinde bir “parlak nokta” olarak görüldüğüdür.

Bu yatıştırıcı senaryo, hem uzun dönem gelişmelerle hem de şimdiki durumla çelişmektedir. 2009’un Haziran çeyreğinde büyümeye başlamasından bu yana, ABD ekonomisinin gayrisafi yurtiçi hasılası yılda sadece yüzde 2,2 arttı ki bu, II. Dünya Savaşı sonrası tarihteki herhangi bir durgunluk sonrası dönem için en yavaş hız. Sonuç itibariyle, ABD ekonomisinin, mali krizin bir sonucu olarak uğranılan istihdam ve ekonomik çıktı kaybını telafi etmesi bile beş yıl sürdü.

Sanayi sektöründen gelen rakamlar, şimdi, başka bir ekonomik gerilemeye işaret ediyor. Geçtiğimiz ayki ABD sanayi üretimi, mevsimsellikten arındırılmış olarak Ekim ayına oranla yüzde 0,6 azaldı. Bu, Mart 2012’den beri en büyük düşüş ve aralıksız olarak üçüncü aylık gerileme. Sanayi üretiminin dörtte üçünü kapsayan imalat sektörü üretimi durgun. Madencilik üretimi aylık olarak yüzde 1,1 aşağı indi ve şu anda, bir yıl önceki seviyenin yüzde 8,2 altında.

Salı günü Financial Times’ta yayımlanan bir habere göre, sanayiye ikmal yapan Caterpillar ve Deer & Co gibi büyük şirketlerin ortak konusu, “zor zamanlar geri döndü” şeklinde ki bazıları, “endüstriyel bir durgunluğun gelişine” bile işaret ediyor.

ABD sanayisindeki durgunluk, yükselen bir küresel eğilimin parçasıdır. Dünyanın başlıca imalat merkezi olan Çin’deki sanayi istihdamına ilişkin veriler, imalat sektöründeki toplam istihdamın, Ekim ayında sona eren yıl içinde yüzde 1,9 düştüğünü gösteriyor. Üçüncü çeyrekte, sektördeki istihdam büyümesi, üç aylık bazda, 2000’den beri en düşük oranındaydı. İstihdamdaki en büyük gerilemeler, demir cevheri madenciliğinde ve işlemesinde yüzde 12, kömür madenciliğinde yüzde 7 ve çelikte yüzde 6 ile ağır sanayide.

Çin’deki yavaşlama, sözde gelişmekte olan piyasaları daha genel olarak etkiliyor. JPMorgan Chase tarafından izlenen 22 büyük gelişmekte olan piyasanın 21’i, 2016 büyüme tahminlerini düşürdü. Büyük ölçüde Çin ekonomisine bağımlı olan Brezilya, bu eğilimin en keskin ifadesidir. Onun ekonomisi son verilere göre yüzde 4,5 oranında daralmış durumda. Brezilya’nın kötüleşen durumu, bu hafta, Fitch ülkenin borç durumunu çöp derecesine düşüren ikinci büyük kredi derecelendirme kuruluşu olduğu zaman ortaya kondu.

Dünya Bankası, “gelişmekte olan piyasalar için bir zayıf büyüme döneminin başlangıcı” uyarısında bulundu. Bu ülkeler küresel üretimin yaklaşık yüzde 40’ına tekabül ettikleri için bunun önemli bir etkisi olacak. Onlar, ayrıca, Uluslararası Para Fonu’nun, bu ülkelerin, emtia fiyatları ve küresel talep tarafından garanti edilenden 3 trilyon dolardan daha fazla borca girmiş oldukları uyarısıyla, ciddi mali kargaşa yaşayabilirler.

Son ekonomik verilerden ve mali piyasalarda büyüyen kargaşadan iki kaçınılmaz sonuç çıkıyor.

İlk olarak, Fed ve diğer merkez bankaları tarafından piyasalara trilyonlarca dolarlık ucuz para sağlanması, 2008’de patlak vermiş olan krizi çözmek ya da gerçek bir ekonomik toparlanma yaratmak adına hiçbir şey yapmamıştır.

Ancak bu, hisse senedi fiyatlarını üç katına çıkarmayı, rekor şirket karlarını ve CEO primlerini besleyecek ve her zamankinden daha büyük toplumsal eşitsizlik seviyelerine yol açacak şekilde, tabandan tepeye doğru muazzam bir servet aktarımını finanse etmiştir. Bankalara ve yüksek riskli yatırım fonlarına sağlanan büyük meblağlar, esas itibariyle, üretime yatırılmamış; işleri ortadan kaldıran şirket birleşmeleri, hisse geri satın alımları ve kar payı artışları gibi asalakça işlemleri finanse etmek için kullanılmıştır. Tüm dünyadaki hükümetler, devlet hazinelerinin sonuçta oluşan iflasının bedelini ödemek için işçi sınıfına karşı acımasız kemer sıkma önlemlerini dayatmışlardır.

İkinci olarak, bu politikalar, yalnızca, yüksek faizli konut kredisi (mortgage) çöküşü eliyle tetiklenmiş olan sonuçlardan potansiyel olarak daha da yıkıcı sonuçlara sahip başka bir mali krizin koşullarını yaratmıştır. Reel ekonomide derinleşen gerileme ve artan mali sıkıntı işaretleri, küresel ekonomik krizin kaynağının, reforme edilemeyecek olan ve uluslararası işçi sınıfının sosyalizm uğruna mücadelesi eliyle yıkılıp yerini sosyalizme bırakması gereken kapitalist sistem olduğunu göstermektedir.

19 Aralık 2015

İngilizce özgün metin