Finansal Krizde Dip Noktası Henüz Görünmedi
ABD’de başlayan finansal krizin bir-iki bankanın devletleştirilmesiyle çözülemeyeceğini ve krizin derinleşeceğini 16 Ekim tarihli yazımızda belirtmiştik. Bu durum ekonomiden birazcık anlayanlar için büyük bir kehanet değildi elbette. ABD hükümeti de finansal krizi kontrol altına almak için daha kapsamlı bir planı uygulamaya koymaya çalışıyor. Bu amaçla 700 milyar dolarlık bir kurtarma paketi meclisin onayına sunuldu. Ancak Bush’un tüm uyarıları ve Hazine Bakanı’nın yalvarmalarına rağmen, kurtarma paketi meclis tarafından 205 evete (140 Demokrat ve 65 Cumhuriyetçi) karşı 228 hayır (95 Demokrat ve 133 Cumhuriyetçi) oyuyla reddedildi.
Kurtarma paketinin farklı bir versiyonunun mecliste onaylanması bekleniyor. Ancak bu arada paketin reddedilmesinin etkisi ABD ve Avrupa ekonomilerini bir kez daha salladı. Dow Jones sanayi endeksi 777,68 puanla tarihinin en büyük düşüşünü yaşadı. Bunun yanında Asya, Avrupa ve Latin Amerika borsaları da yüzde 5 ile 15 arasında değer kayıpları yaşadı. 23 gelişmiş ülke pazarının ortak endeksi olan MSCI World %6,9 düşerek son yirmi iki yılın en büyük düşüşünü yaşadı. Bu sarsıntının aşılması için ABD Merkez Bankası (FED)’in öncülüğünde dünya merkez bankaları piyasalara müdahalede bulunarak toplam 620 milyar dolar nakiti piyasaya enjekte etmeyi kararlaştırdı.
Banka Devletleştirmesi Avrupa’ya Yayılıyor
Daha önceki yazımızda ABD’deki finansal kriz sonucunda ekonomiye yapılan müdahalelerin liberalizmin kalelerinden ABD’de “serbest piyasa” efsanesini sona erdirdiğini belirtmiştik. İki mortgage devinin iflasının ardından hazineye devri ve en son AIG’nin kısmen devletleştirilmesi ile başlaya süreç, ABD’de kurtarma paketinin reddedilmesi sonrasında Avrupa’ya da yayılmış görünüyor. Hollanda, Belçika ve Lüksemburg geçen hafta sonunda Avrupa’nın en büyük bankalarından olan Fortis’in bankacılık faaliyetlerinin %49’luk bölümünü 11,2 milyar Euro karşılığında devletleştirme kararı aldı. Benzer bir devletleştirmenin Belçika, Fransa ve Lüksemburg tarafından Dexia için de yapılmasına karar verilmiş durumda. Birkaç gün önce de İngiltere B&B’yi, İzlanda ise ülkenin en büyük üçüncü bankası olan Glitnir Bank'ı devletleştirmişti. Almanya ise emlak bankası Hypo Real Estate’i kurtarma planları yapmakta.
Türkiye’de bankacılık sektörünün mortgage kredisi payının düşük olması ve türev finansal araçların portföyde düşük yer tutması nedeniyle finansal krizden çok fazla etkilenmeyeceği yorumları yapılmaya devam ediyor. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ''Dünyada olup biten ekonomik gelişmeler, tabiatıyla Türkiye'ye şu veya bu şekilde tesir edecek. Ama bilesiniz ki 190'dan fazla ülke içinde bu badireyi en kolay atlatabilecek ülke bizim ülkemizdir'' açıklaması benzer cümlelerle diğer bakanlar tarafından da dile getirildi. Türkiye’nin krizden ne kadar etkileneceğini tahmin etmek elbette zor. Ancak bakanların ve birçok ekonomistin iyimserliği, patronların ve yine birçok bujuva ekonomistinin rahat uyumalarını hala sağlamadı. Türkiye’de finans sektörünün ne kadar etkileneceği konusunu Fortis’in kendi ismiyle bir bankaya, Dexia’nın ise Denizbank’a sahibi olduğunu belirterek şimdilik kapatalım.
Biz Bu Filmi İzlemiştik
“Serbest piyasa” efsanesi tüm dünyada altın çağını yaşadığı yıllarda, tüm sosyal harcamalar devlet müdahalesinin ekonomiyi olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle kesilmiş, tam tersi işçilerin sosyal hakları bir bir törpülenmişti. İşçi sınıfının her mücadele talebi kaynak yok gerekçesiyle geri çevriliyordu. Oysa şimdi hükümetler batan bankaları kurtarmak için birkaç gün içinde milyar dolarlar bulabiliyor. Elbette bu kurtarma operasyonunun tüm maliyeti işçi sınıfından alınacak vergilerle karşılanacak. Çok yakın tarihte bunun bir örneğini Türkiye’de yaşamıştık. 2001 mali krizinde batık bankalar TSMF’ye devredilmiş (yani devletleştirişmiş), borçları vergiler ve zamlar yoluyla halka ödettirilen bu bankalar Sümerbank çatısı altında birleştirilerek yok pahasına Oyakbank’a satılmıştı.
Şimdi Türkiye’de izlediğimiz bu filmin, yeniden çekilerek izlenmek üzere dünya sahnelerinde gösterilmeye başlandığına şahit oluyoruz. Ancak bu sefer filmin bütçesi çok daha yüksek. ABD’deki 700 milyar dolarlık bu bütçenin onaylanmaması için ciddi bir kamuoyu oluşmuş durumda. ABD vatandaşlarının %60’ının, kendi vergileriyle Wall Street’in kurtarılmasına karşı olduğu belirtiliyor. Kurtarma paketine karşı olan meclis üyelerinin de önümüzdeki ay yapılacak seçimlerde oy kaybına uğramamak için bu tepkilerden kaçındığı ve ret oyu verdiği belirtiliyor. Ancak bu pakete karşı olanlar ekonomik krizin kendilerini etkilememesi için alternatif paket sunamıyorlar. Çünkü kapitalizm varolduğu sürece bu krizin kesin bir çözümünün bulunması mümkün değil. Oysa ABD hükümetinin 700 milyar dolarlık kurtarma paketi ile dünyadaki açlık sorununu pekâlâ çözülebilirdi. Eğer sosyalist bir işçi iktidarı olabilseydi….