Fırtına bulutları dünya ekonomisi üzerinde toplanıyor
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın yıllık toplantıları,  derinleşen ekonomik ve mali krizin ortasında ve dünya ekonomisinde hiçbir toparlanma beklentisi olmadan geçtiğimiz hafta sonu Washington’da tamamlandı.
2008’de patlayan küresel mali krizden sonra, Euro bölgesinin üçüncü resesyon dönemine girdiği görünüyor ve dünyanın başlıca merkez bankaları tarafından sürdürülmekte olan politikaların yeni bir çöküşün koşullarını yarattığına ilişkin korkular söz konusu.
IMF ve Dünya Bankası toplantıları, Almanya’nın resesyona doğru ilerliyor olabileceğini gösteren verilerin yayınlanmasının ardından gerçekleşti. [Almanya’nın] Sanayi üretimi Temmuz ayına göre yüzde 4 düştü ki bu 2009 Ocak ayından bu yana en büyük düşüştü. Satın alma yöneticilerinin bir araştırmasına göre, Eylül ayında, yeni siparişler 2009’dan bu yana en hızlı düşüşü yaşadı.
IMF, 2014 yılı için Almanya’nın büyüme tahminini yüzde 1,9’dan 1,4’e çekti; 2015 tahminini ise yüzde 1,7’den 1,5’e düşürdü. Almanya ekonomisinin bu yılın ikinci çeyreğinde küçülmesinin ardından bu tahminler bile muhtemelen oldukça iyimser kalıyor. İhracata yüksek derecede bağımlı olan Almanya, en büyük ortak pazarı olan Avrupa çapındaki durgunluğun yanı sıra bir başka önemli pazar olan Brezilya’daki resesyondan ve Çin’in büyümesindeki belirgin yavaşlamadan zarar görüyor.
Dünya ekonomik krizi, merkez bankası politikalarının yönü üzerine büyüyen belirsizlikler ve Ukrayna ile Ortadoğu’da artan jeopolitik gerilimlerin hepsi mali piyasalarda istikrarsız koşulların oluşması için birleşiyor.
Wall Street'teki işlemler, bu hafta S&P 500 Endeksi’nin 2011 yılından bu yana en kötü üç günlük kaybı yaşamasıyla açıldı. Bu kayba, Ebola krizinin bir sonucu olarak havayolu hisselerindeki değer kayıpları ve petrol fiyatlarının son dört yıldaki en düşük noktasına ulaşması sonucu enerji hisselerindeki düşüşler yol açtı. Pazartesi günkü kayıplar küresel hisse senetleri değerinden 1,5 trilyon doların silindiği bir haftadan sonra gerçekleşti.
Yeni bir mali kriz korkusu,  ABD ve İngiliz finans yetkililerinin, dün, 2008 krizinden dersler çıkartılmış olup olmadığını tespit etmeye çalıştıkları bir savaş oyunu düzenlemesine yol açtı. Pazar günü savaş oyununu haber yapan Guardian gazetesi ekonomi muhabiri, IMF toplantısındaki atmosferi özetledi.
“Fon’un [IMF] yıllık toplantısı, 1930’larda Milletler Cemiyeti’ndeki diplomatların bir toplantısı gibiydi. Katılanlar yeni bir savaşı önlemede umutsuzdu ve bunu nasıl yapacaklarından emin değillerdi. Onlar karanlık güçlerin toplandığını görüyorlar ama onlarla etkin şekilde mücadele etmek için gerekli silahlardan veya iradeden yoksunlar.”
Elliot, IMF ve merkez bankalarının, mali sisteme para pompalamanın genişleyen yatırım ve artan üretim yoluyla reel ekonomiyi canlandırmadığının ve bunun sadece artan mali risklere yol açtığının oldukça farkında olduklarına değindi.
Onlar aynı zamanda, spekülasyonu engellemek için faiz oranlarını artırmanın ekonomilerini resesyona iteceğinden korkuyorlar ve bu yüzden “kendilerine şans diliyor ve hayırlı olmasını umuyorlar.” Elliot, IMF’nin, bazı şeylerin “Avrupa’da çok yanlış” gittiğini, “fakat bu konuda herhangi bir şey yapmada da çaresiz” olduğunu bildiğini söyleyerek devam etti.
Emtia fiyatlarındaki keskin düşüşler, birikmekte olan çöküşün açık kanıtını sunuyor. Brent Ham [petrol] göstergesinin yılın ortalarından beri yüzde 24 düştüğü petrol fiyatlarının "serbest düşüş"te olduğu bildiriliyor. Uluslararası Enerji Ajansı, petrol fiyatlarının zayıflayan talep ve “fazla arz tarafından baskılandığını” belirtiyor.
İnşaat sektöründeki rolünden dolayı önemli bir yatırımın göstergesi olan demir cevherinin fiyatı, bu yıl yüzde 41 düştü ki bu son beş yılın en düşük düzeyiydi. Bloomberg sınai metaller endeksi, finansal kriz sonrasındaki en yüksek noktasından yüzde 37 düştü ve bu, 2007’de ulaştığı seviyenin yüzde 50 altında.
Altın fiyatı 2011’de ulaştığı düzeyin yüzde 38 altında. Başka bir temel gösterge olan tarımsal ürün fiyatları da keskin şekilde düştü. Mısır fiyatları, Haziran ayındakinden yüzde 22 daha düşük, buğday aynı dönem boyunca yüzde 16 düştü ve soya fasulyesi, yüzde 28 düşüşle, son dört yılın en düşük düzeyine ulaştı.
Mali piyasalardaki belirsizlik ve karışıklık, büyüyen çöküşü şiddetlendirmektedir. Geçtiğimiz hafta, ABD Merkez Bankası yönetim kurulu, politika oluşturma komitesinin, “Bazı katılımcıların, Avro bölgesindeki ekonomik büyümedeki kalıcı yetersizliğinin ve enflasyonun doların daha da değer kazanmasına neden olabileceği ve ABD’nin dış ticareti üzerinde olumsuz etkilere sahip olabileceği endişesini ifade ettiği”ni açığa vuran Eylül ayı tutanağını yayınladı. FED Başkan Yardımcısı Stanley Fisher, Merkez Bankası’nın, doların gücünün ABD mal ve hizmetlerine yönelik küresel talep üzerindeki etkilerini izleyeceği söyledi.
Tutanak, FED'in faiz oranlarını nereye kadar ve ne kadar hızlı şekilde normal seviyelere yükseltmeye çalışacağı konusunu gündeme getirdi. Çalkantı tehlikesi, FED görünürde yüksek faiz oranlarına doğru tam olarak açıklanmamış bir yoldayken ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) ile Japonya Bankası'nın faiz oranlarını aşağı çekmesi olgusundan kaynaklanmaktadır.  Bu, yatırımcıların düşük faizle uluslararası piyasalardan borçlandığı ve ardından doların değerini yukarı iterek ve ABD ihracatını etkileyerek ABD varlıklarına yatırım yaptığı carry trade [düşük maliyetli para ile borçlanıp bu tutarı getirisi yüksek paralara yatırma] koşullarını yaratıyor.  
FED’in politikasının yönü konusundaki belirsizlik, ABD hisse piyasalarındaki hareketleri izleyen VIX oynaklık endeksinde keskin bir artışa katkıda bulunmaktadır. Endeks, “ürkütücü sakinlik” olarak tanımlanan ayın ardından, geçen hafta boyunca yüzde 21 yükseldi.
Mali piyasalardaki sorunlar, büyük ekonomik güçlerin politikalarında, IMF toplantısı sırasında düzenlenen bir seminerde açığa çıkan farklılıklar eliyle şiddetlenmektedir.
Geçtiğimiz yıl dünya ekonomisi için “kalıcı durgunluk” olasılığı uyarısında bulunmuş olan eski ABD Hazine Bakanı Lawrence Summers, namlusunu Almanya’ya yönelterek,  Avrupa’nın “sönük” ekonomik performansını, onu Japonya’daki 20 yıllık uzun durgunluk ve 1930’ların Büyük Depresyonu ile karşılaştırarak eleştirdi. 
Almanya Maliye Bakanı Wolfgang Schäuble,  krizin Avrupa’nın başarısızlığının sonucu olduğu iddiasını reddederek karşılık verdi. O, “samimi olmak gerekirse, krizin nedeni Amerika’ydı” dedi.
IMF ile ABD, ECB’nin mali teşvikleri artırmak için, devlet tahvili almaya yönelik varlık alım programını genişletmesini istiyor. Fakat ECB başkanı Mario Draghi, ECB’nin bunun sınırına dayandığını belirtti. Draghi, ECB’nin “ne gerekiyorsa” yapacağını belirterek, 2012’de İspanya, Yunanistan, Portekiz ve yüksek borca sahip diğer Euro bölgesi ülkelerinde ortaya çıkan mali krizin önüne geçmeyi başarabilmişti.
Bununla birlikte Merkez Bankası müdahalelerinin altı yıldır gösterdiği gibi, paranın şırınga edilmesi, şimdi krizin merkezine yerleştiği reel ekonomide artan yatırıma ve üretime yol açamaz.  Ondan, yalnızca bankalar, finans kurumları ve ultra zengin spekülatörler yararlanır. 
Dahası, ECB’nin kendi içinde de derin ayrımlar var. Alman temsilciler zaten varlık alımlarının mevcut dilimine karşı oy kullanmışlardı. Onların, ECB’nin parasal gevşemeyi genişletmeye ve devlet tahvilleri satın almaya yönelik her hamlesine dişlerini gıcırdatarak karşı çıktığı kesin.
IMF’de yaşanan tartışmalar, dağınıklık içindeki egemen sınıfın bir resmini sunmaktadır. Ne yapılacağı konusunda bölünmüş olan ve ekonomik toparlanmaya birazcık benzeyen herhangi bir şeyi teşvik edecek bir program geliştiremeyen egemen seçkinler, bir barut fıçısı üzerinde oturduklarının farkındalar. Onları birleştiren tek şey, yönettikleri ekonomik düzenin çöküşünün yol açtığı kötüleşen toplumsal koşulların ve derinleşen eşitsizliğin, aşağıdan toplumsal mücadelelerin patlamasını kışkırtacağı korkusudur.