ILO küresel toplumsal karşı-devrimin etkisini ayrıntılı şekilde anlatıyor

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) yeni raporuna göre, dünya nüfusunun yüzde 70’ten fazlası yeterli gelire, sağlık hizmetlerine, yaşlılık maaşına ve diğer sosyal korumalara sahip değil. Rapora göre, dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, işsizlik ve yoksulluk ekonomik kriz nedeniyle artarken bile, sosyal güvenlik ağından elde kalanlarda kesinti yapmaya devam ediyorlar.
Dünya Sosyal Koruma Raporu 2014/15, çocuklara, işsiz ve sakat kalmış işçilere, hamile kadınlara ve yeni anne olanlara ve emeklilik yaşındaki işçilere yönelik korumaları içeren çok sayıda grubu ele alıyor. Rapor, ILO tarafından 2012’de önerilmiş ve Birleşmiş Milletler (BM), G-20 ve 185 ülkedeki çok sayıda işveren ile sendika tarafından törensel bir şekilde “insan hakkı” olarak benimsenmiş olan asgari sosyal koruma tabanlarını temel alıyor.
2008 mali çöküşünün ardından Avrupa’da, ABD’de ve sözde gelişmekte olan ülkelerde uygulanan acımasız kemer sıkma önlemlerinin etkisini ayrıntılı bir şekilde ele alan rapor, kapitalist sisteme yönelik şiddetli bir ithamdır. Dünyanın dört bir yanındaki hükümetler, ILO tarafından önerilmiş olan yetersiz asgari gereksinimleri karşılamak şöyle dursun, yıkıcı sonuçlarıyla birlikte, çoktandır varolan korumaları kaldırıyorlar.
Rapordaki bulgular arasında şunlar yeralıyor:
* Hergün, 18.000 çocuk, asıl olarak beslenme, sağlık, eğitim, bakım hizmetleri ve çocuk işgücü kullanımına karşı koruma için fonların yokluğuyla bağlantılı, önlenebilir nedenlerden dolayı ölüyor.
* 2012 yılında, Avrupa Birliği (AB) nüfusun yüzde 24’ünü oluşturan 123 milyon insan yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altındaydı ki bu rakam, 2008’de 116 milyondu. Çocuklar arasındaki yoksulluk, 2007 ile 2012 yılları arasında, 28 AB ülkesinden 19’unda arttı. 2012 yılında, AB’de yoksulluk içinde yaşayan çocuk sayısı, 2008 yılına göre 800.000 artmıştı. 
* Tüm dünyada istihdam edilen yaklaşık 202 milyon işçinin yalnızca yüzde 12’si işsizlik ödemelerinden yararlanıyor.
* Emeklilik yaşının üstündeki insanların yaklaşık yarısı (yüzde 48) emekli maaşı almıyor. Emekli maaşı alanların çoğunluğu için, bu maaşlar yetersiz durumda.
* Bangladeş’teki bir tekstil fabrikasında ve Türkiye’deki bir kömür madeninde yaşanan son felaketler, işkazalarının işçiler ve aileleri üzerindeki yıkıcı etkisini vurgularken, küresel işgücünün yalnızca yüzde 33,9’u işyeri yaralanmalarına yönelik zorunlu sosyal sigorta kapsamında bulunuyor.
* Tüm dünyadaki çalışan kadınların yalnızca yüzde 28’i, hamileliğin son aşamalarında ve çocuğun doğumunun ardından belirli bir gelir güvencesi sağlayan doğum ödeneğine sahip. Bu durum, çok sayıda kadını doğum sonrasında, erkenden işe dönmeye zorluyor.
* Dünya nüfusunun yüzde 39 kadarı sağlık hizmetleri kapsamında değil ve bu rakam, kimi düşük gelirli ülkelerde yüzde 90’ın üstüne çıkıyor. Bunun sonucunda, küresel sağlık harcamalarının yüzde 40 kadarı doğrudan hastalar tarafından karşılanıyor.
Bu toplumsal felaket, artık bir nihai çöküş dönemine girmiş olan dünya kapitalizminin tarihsel gelişmesinin ürünüdür. Çoğunlukla bir avuç zengin emperyalist devlette yerleşik olan dev bankalar ve şirketler, tüm dünya nüfusunu (hem kendi ülkelerindeki işçi sınıfını hem de insanlığın Asya’nın, Afrika’nın ve Latin Amerika’nın yoksul ülkelerinde yaşayan büyük çoğunluğunu) yağmalıyor.
Bu koşullar, pervasız vurgunları 2008 çöküşünü hızlandırmış olan bankalar ve mali kuruluşlar adına tüm dünyadaki hükümetler tarafından uygulanan kasıtlı politikalarla daha da kötüleştirilmiştir. ILO’nun raporu, hükümetlerin, kısa süreli kurtarma paketlerini 2010’da bir kenara bırakmalarından sonra, “korunmasız insanlar arasında kamu yardımına acil gereksinim olmasına rağmen, mali düzenlemelere ve harcamaları zamanından önce kısmaya girişmiş” olduklarını belirtiyor.
Kamu harcamalarının 181 ülkeden 106’sında daralması, Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) “kamu maliyesinde yapısal reformlar” ve emeklilik ve sağlık hizmetlerini gözden geçirme çağrısının sonucuydu. Rapor, kemer sıkma önlemlerinin asıl olarak “mali sektörü iflastan kurtarmaya yönelik banka kurtarmalarından,  teşvik paketlerinden ve ekonomik faaliyetteki yavaşlamadan dolayı devlet gelirlerinde yaşanan azalmadan kaynaklanan artan borçları ve bütçe açıklarını” denkleştirmeyi amaçladığını belirtiyor.
Krize yanıt olarak, İrlanda’da, Britanya’da, Portekiz’de, ABD’de ve başka birçok ülkede, sosyal yardım arayışı içindeki işsiz işçilere daha büyük sınırlamalar getirildi. Bunlar, bu ödemelerden yararlanma süresini kısaltmayı, iş arayanlara daha sıkı yükümlülükler dayatmayı ve yitirilmiş işin yerini alacak “uygun istihdam”ın daha geniş şekilde tanımlanmasını içeriyor. 
ILO, ABD’deki işsizlik ödeneği alan işsiz işçilerin oranının yalnızca yüzde 26,5 olduğunu ve bunun, Bulgaristan’daki yüzde 25,6’lık orandan biraz daha fazla olduğunu belirtiyor.
Halihazırda, incelenen 201 ülkeden yalnızca 20’si, ilk kez iş arayanlara işsizlik yardımı sağlıyor. Rapora göre, gençler, sıkça, işsizlik sigortasından yararlanmak için gerekli asgari katkı dönemini tamamlamadan işten çıkarılıyor ve çoğu durumda geçici ve kısa süreli sözleşme ya da başka istikrarsız ve kayıtdışı istihdam biçimleri dahil, işsizlik yardımı kapsamında olmayan koşullarda çalıştırılıyor.
Rapor, ekonomik kaynakların son derece küçük bir bölümünün hükümetler tarafından sosyal korumalara ayrıldığını belirtiyor. Hükümetler, gayrisafi yurtiçi hasılanın (GSYH) yalnızca ortalama yüzde 0,04’ünü çocuk ve aile yardımlarına ayırıyor ki bu, Batı Avrupa’da yüzde 2,2’den Afrika, Asya ve Pasifik ülkelerinde yüzde 0,2’ye doğru sıralanıyor. ABD, çocuk ve aile yardımlarına GSYH’sinin yalnızca yüzde 0,699’unu ayırıyor. Buna karşılık, ABD, ekonomik çıktısının yüzde 4,2’sini askeri harcamalarda kullanıyor.
IMF, en son tahmininde, hükümetlerin en azından 2016 sonuna kadar sosyal harcamaları azaltmaya devam edeceklerini öngörüyor. IMF’in öngörüsüne göre, 2014’te, 122 ülke, “harcamalarını GSYH’ye göre daraltacak ki bunların 82’si gelişmekte olan ülkeler. Bunun dışında, ülkelerin beşte biri, kamu harcamalarını kriz öncesi düzeylerin altına çekme olarak tanımlanan aşırı bir mali daralma yaşıyor.”
ILO’nun raporu, Avrupa’daki toplumsal karşı-devrimin etkisine özellikle dikkat çekiyor:  “Düzenlemenin maliyeti, beş yıldan uzun süredir daha az iş ve düşük gelirle uğraşan insanlara yıkıldı. Azalan hanehalkı gelirleri, düzelmeyi yavaşlatan daha düşük iç tüketime ve daha az talebe yol açıyor. II. Dünya Savaşı’nı izleyen dönemde çarpıcı biçimde yoksulluğu azaltmış ve refahı arttırmış olan Avrupa’daki sosyal modelin kazanımları, kısa süreli düzenleme reformlarıyla aşındırılmış durumda.” 
Bu kemer sıkma modeli, yıkıcı etkisine rağmen, yaygın şekilde kopyalanıyor: “Mali düzenleme önlemleri, genel kanının tersine, Avrupa ile sınırlı değil. Çoğu gelişmekte olan ülke, gıda ve yakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasını ya da azaltılmasını; sağlık ve sosyal bakım çalışanlarınınkiler de dahil, ücretlerde kesintileri; verimlileştirilen ve zar zor hedeflenmiş sosyal koruma yardımlarını ve emeklilik ile sağlık sisteminde reformları içeren düzenlemeleri benimsemiş durumda. Birçok hükümet, aynı zamanda, yoksul hanehalkları tarafından tüketilen temel mallar üzerindeki KDV türü tüketim vergilerini arttırmak gibi gelir arttırıcı önlemleri değerlendiriyor.”
ILO, enerji ve yiyecek fiyatlarının rekor düzeylere tırmanmasıyla birlikte, 78’i gelişmekte olan 22’si ise yüksek gelirli ülkelerde bulunan 100 hükümetin sübvansiyonları azaltmayı planladığını ve bunun özellikle Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da ve Sahra-altı Afrika’da ciddi etkileri olmasının beklendiğini belirtiyor.
86 ülke, uygunluk koşullarını sıkılaştırarak ve emeklilik yaşını yükselterek, emeklilik sistemini değiştiriyor. Böylece, insanlar tam emeklilikten yararlanmak için daha uzun süre çalışmak zorunda kalıyor ya da asgari emeklilik güvencesi işçilerin en korunmasız kesimleri için ortadan kaldırılıyor.
Emeklilerin uluslararası düzeyde içinde bulundukları koşulları özetleyen ILO, “dünyadaki yaşlı kadınların ve erkeklerin çoğunun gelir güvencesi ve emeklilik hakkı bulunmuyor; onlar, sıkça düşük ücretli ve güvencesiz işlerde olabildiğince uzun süre çalışmaya devam etmek zorundalar. Bugün, çalışma yaşındaki insanların yalnızca yüzde 42’si gelecekte sosyal sigortadan emekli maaşı almayı umut edebilir ki gerçek kapsam bundan da düşük.” diyor.
Rapor, bir güvenlik ağının sağlanmasının “toplumsal ve siyasal bir gereklilik” olduğunu belirtiyor ve “zenginler ile yoksulların giderek daha fazla birbirinden uzaklaştığı yerde kapsayıcı ve birleşmiş bir toplum mümkün olamaz” uyarısında bulunuyor. ILO’nun raporu, siyasi çatışma “genel olarak, kökleri sosyal, etnik, dinsel ve diğer gruplar arasında eşitsizlik olduğu algısında yatan keskin toplumsal sorunlardan kaynaklanır.” tespitiyle sonuçlanıyor.
Bununla birlikte, tüm dünyadaki şirket ve mali sektör seçkinleri ile onların denetimindeki siyasi partiler, kaçınılmaz şekilde büyük toplumsal altüst oluşlara yolaçacak olan politikalardan vazgeçmek şöyle dursun, toplumsal karşı-devrim politikalarını tırmandırıyorlar.
ILO raporunun çizdiği tablo tek bir sonuca varıyor: Kitlesel toplumsal mücadeleler gündemde ve işçi sınıfının, kapitalizme son vermek ve onun yerine planlı bir sosyalist dünya ekonomisini geçirmek için uluslararası bir siyasi mücadele geliştirmesi gerekiyor.