Küresel ekonomik görünüm kötüleşirken piyasalar yükseliyor
Mali piyasaların temel ekonomik gerçeklikten tamamıyla kopuk hale gelmesinin ulaştığı boyut, onların geçtiğimiz Cuma günü iki önemli duyuruya verdiği tepkide bir kez daha kanıtlandı. 
Avrupa Merkez Bankası (ECB) Başkanı Mario Draghi, ECB’nin,  Avro bölgesi ekonomisinin, özellikle düşük enflasyona yansıyan kötüleşen görünümünü göz önünde bulundurarak, muhtemelen devlet tahvilleri de dahil, varlık alım programlarını genişletmeyi sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.
Aynı zamanda, Çin Merkez Bankası, Çin ekonomisinin yavaşlıyor olduğuna ilişkin kaygıların ortasında, gösterge borçlanma oranını yüzde 0,4 puan düşürdü.
Bu önlemler, iki merkez bankasının [ECB ile Çin Merkez Bankası] mali piyasalara ucuz para arzını artıracağı anlamına geliyor. Bu yüzden, piyasalar, bu önlemleri, kötüleşen ekonomik görünüme karşılık olarak alındıkları gerçeğine rağmen kutladılar.
Küresel hisse senedi piyasasının yarısından fazlasına tekabül eden Amerikan S&P 500 endeksi, bu haftayı, yılın 45. rekor düzeyi ile kapattı. Avrupa’daki piyasalar da yükselişteydi.
Piyasa analistleri Draghi’nin açıklamalarının veya Çin Merkez Bankası’nın kararının daha büyük bir etkiye sahip olup olmadığına karar veremedi. Hangi durum olursa olsun, verilen tepki, mali piyasalar ve merkez bankaları tarafından sağlanan ucuz paranın kullanıldığı spekülasyonun yarattığı zenginlik ile gerçek ekonominin düşük büyümesi, durgunluk ve tam bir resesyon arasında açılmış olan derin uçurumun altını çiziyordu.
Frankfurt’ta bankerlerin bir toplantısında konuşan Draghi, enflasyonun “aşırı derecede düşük” olduğunu söyleyerek, Avro bölgesi ekonomisine ilişkin kasvetli bir tablo sundu. O, ECB, “enflasyonu ve enflasyon beklentilerini mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde yükseltmek için gerekeni yapacak.” dedi.
“Eğer… politikamız bunu başarmak için yeterince etkili olmaz veya enflasyon tahmininin gerçekleşmesini daha fazla riske sokarsa, müdahale kanallarımızı, baskıyı artıracak ve alımlarımızın boyutunu, hızını ve bileşimini gereğince değiştirerek daha da genişleteceğiz.”
Bu tam da mali piyasaların duymak istedikleri müzikti. Çünkü o, Draghi’nin varlığa dayalı menkul kıymetler alımını genişletmeye zemin hazırladığını ve devlet tahvilleri almaya yöneldiğini gösteriyordu. Bu tür satın almaların ECB’nin yetkisini aştığını savunan Almanya, bu son adıma şiddetle karşı çıkıyor.
Bu hamleyi destekleyenler, ECB’nin, bu tür alımlar olmaksızın bankanın bilançosunu 1 trilyon avro genişletme taahhüdünü yerine getirmesinin mümkün olmayabileceğinde ısrar ediyorlar.
Draghi’nin değerlendirmeleri, Avro bölgesi resesyonuna doğru kaymanın devam ettiğini gösteren yeni verilerin ardından açıklandı. Önceki bir tahmin, bölgenin büyüme oranını son çeyrek için sadece yüzde 0,2 ve enflasyonu, bankaların hedeflediği yüzde 2’lik oranın oldukça altında, yüzde 0,4 olarak tespit etmişti. 
Son rakamların en önemli özelliği, gerilemenin esas olarak “çekirdek ekonomiler” olarak adlandırılan ülkelerdeki kötüleşen koşulların ürünü olmasıdır. Yaygın şekilde takip edilen ve veri şirketi Markit tarafından derlenen satın alma yöneticileri endeksi, Kasım ayında, son bir buçuk yılın en düşük seviyesine geriledi. Bu, ekonomik faaliyetlerin ilerideki aylarda zayıflayacağına işaret ediyor. 
Markit’in baş ekonomisti Chris Williamson, bu rakamların, Fransız ve İtalyan tüketici güvenindeki sönüklük ve Alman imalat sektörünün güçsüzlük sergilemesiyle ilgili “durgun iç talebin yansıması” olduğunu söyledi. 
ECB baş ekonomisti Peter Praet ile yapılan ve Salı günü Financial Times’ta yayınlanan bir röportajın ana dürtüsünü Avro bölgesinin kötüleşen performansı oluşturuyordu. Ekonomik durumun “oldukça ciddiye” alınması gerektiğini söyleyen Praet, “Fakat beni en fazla kaygılandıran şey, beklentilere sızan bir çeşit büyüme kötümserliğine, uzun dönemli büyüme kötümserliğine sahip olunmasıdır.”  dedi.
Diğer bir ifadeyle, durgunluk kendi kendini besliyor. Kötüleşen rakamlar yayınlandığında, harcama planları, daha büyük bir ekonomik daralmaya yol açacak şekilde budanıyor.
Praet, uzun vadeli büyüme için “sadece tek bir şey; yapısal reformlar var” vurgusunu yapıyor. Bu, patronların işçileri daha kolay işten çıkarmasını ve ücretleri ve çalışma koşullarını geriletmesini daha da kolaylaştıran, işçilerin korumasına yönelik elde kalan her şeyin ortadan kaldırılmasını amaçlayan bir programdır. Avrupalı mali sektör liderleri, bu tip önlemlerin zaten sıkı bir şekilde var olduğu ABD’yi imrenerek izliyorlar.
Avrupa’nın kötüleşen durumunun küresel ekonomi üzerindeki etkisi, dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’de yaşanan ve Merkez Bankası’nın (PBOC) faizleri düşürme kararı almasına yol açan yavaşlamayla artıyor.
Çin ekonomisindeki büyüme, üçüncü çeyrekte, beş yıldaki en düşük temposunda. Küresel mali krizin 2008’deki patlamasından bu yana Çin ekonomisinin başlıca itici gücü olan sabit sermaye yatırımları, Ekim ayında, 13 yılın en düşük seviyesine geriledi. 
Hong Kong’daki JP Morgan Chase bankasının Çin konusundaki baş ekonomisti Zhu Haibin, Çin Merkez Bankası’nın hamlesi için, “hükümetin kısa vadeli büyüme görünümüyle ilgilenmesini ve şirketlerin finansman maliyetlerini düşürme yönündeki umutsuz girişimleri” yansıttığını yazdı.
Hong Kong merkezli Mizuho Menkul Kıymetler’in Asya baş ekonomisti Shen Jianguang, faiz indiriminin “kötüleşen ekonomik durumun ve artan deflasyon riskinin belirtisi olduğunu” söyledi. 
Çoğu ekonomist, merkez bankasının bu hamlesinin ekonomiyi canlandırmada çok az etkisi olacağı görüşünde.
Çinli ekonomi yetkilileri, daha fazla problem yaratacağı korkusuyla, 2008 krizini takip eden hızlı kredi büyümesine geri dönmede isteksizler.
Bu ayın başında Çinli bankaların elinde tuttuğu batık kredilerin, emtia ve gayrimenkul piyasasındaki düşüşün sonucu olarak, 2008’den sonraki en yüksek seviyeye ulaştığı bildirildi. Çoğu piyasa yorumcusuna göre, tüm bankacılığa yönelik “sistemsel tehlike”, varlığını sürdürmeye devam edecek görünüyor. 
Bununla birlikte, durumun, resmi rakamların şimdiye kadar işaret ettiğinden daha ciddi olabileceği uyarıları da söz konusu. Financial Times’ın alıntı yaptığı Çin Bankacılık Düzenleme Komisyonu üst düzey yetkilisi Yu Xuejun’a göre, bankalar tarafından bildirilen batık krediler sadece “buzdağının görünen kısmı” idi.
Küresel mali krizin ardından, Çin hükümeti, 500 milyar dolardan daha fazla bir harcama paketini başlatmakla kalmayıp, aynı zamanda, bankalara kapsamlı bir kredi genişlemesi için yeşil ışık yakmıştı. Yu, “O zamanlar ihtiyatsızca dağıtılmış olan bu kredilerin büyük kesimi, bugün, batık krediler veya potansiyel olarak batık krediler haline gelmiş durumda.” diyor. 
Mali piyasalar, bu riskler artarken bile, ucuz para vaadi üzerinde yükselmeye ve böylece, Çin’deki veya dünyanın herhangi başka bir yerindeki bir mali krizin olası küresel sonuçlarını büyütmeye devam ediyorlar.