Küresel krizde yeni bir aşama
Cuma günü açıklanan ve ABD’deki bir yıllık istihdam verilerini gösteren feci çalışma rakamları, dünyanın her yanından ekonomiye ilişkin iç karartıcı haberlerin geldiği bir haftayı kapattı.
Bu gelişmeler, ekonomik bir toparlanma iddialarının erken olmakla kalmayıp bütünüyle hayali olduğunu ortaya koymaktadır.
Dünyanın hiçbir parçası bu gerilemeden muaf değil. Avrupa’daki ve ABD’deki ekonomik güçsüzlüğün gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme tarafından dengeleneceğine ilişkin umutlar, en son istatistiklerle birlikte altüst olmuş durumda. Hindistan’ın birinci çeyrekteki büyüme oranı, bir önceki yılın 9,2’lik oranından, son dokuz yılın en düşük seviyesi olan yüzde 5,3’e geriledi. Brezilya’nın ekonomisi yalnızca yüzde 2 büyürken, Çin’in satın alma yöneticileri endeksi keskin biçimde düştü.
ABD’ye ilişkin rakamların açıklanmasından kısa süre önce, Eurostat, Avro bölgesindeki işsizlik oranının, son 13 yılın en yüksek düzeyine ulaştığını açıkladı. Bunu, Avro bölgesinin imalat sektörü satın alma yöneticilerinin endeksinin son üç yıl içindeki en düşük düzeyine indiğine ilişkin açıklamalar izledi. Bu açıklamalar, raporun yayınlayıcılarının Avro bölgesi ekonomilerinin bu çeyrekte küçüleceği öngörüsünde bulunmalarına yol açtı.
İspanya’nın bankacılık sektörüne ilişkin kaygılarla birleşen bu rakamlar, ABD ve Alman tahvillerinin rekor düzeyde gerilemesi sonucuna yol açarak, görece güvenilir devlet tahvillerine yönelik bir kaçışı körükledi. Bu arada, İspanya ve İtalya’nın borçlanma maliyetleri, Yunanistan ile Portekiz’i kurtarma paketlerini zorlamış olan düzeylere yaklaştı.
Bu, İspanya Merkez Bankası’nın, Perşembe günü, yılın ilk çeyreğinde ülkeden 97 milyar Avronun çekildiğini açıkladığında anlaşıldı. Bir hafta önce, ülkenin dördüncü büyük bankası Bankia, ülke tarihindeki en büyük banka kurtarma operasyonunda, İspanyol hükümetinden 19 milyar Avroluk bir kurtarma paketi talep etmişti.
ABD’de, bir yıl içindeki en kötü iş raporu, ücretler azalır ve çalışılan saatler düşerken, ortalama işsizlik süresinin uzadığını, uzun süreli işsizlerin sayısının arttığını gösterdi.
Bu iş raporu, ABD siyaset kurumunda gerçek ötesi bir tepkiyle karşılandı. Obama ve Cumhuriyetçi rakipleri, birbirlerini şirketlere olan yardımları ve liberalleştirmeleri yeterince hızlı yasalaştırmamakla suçluyorlar. Yönetici sınıfın bütün kesimleri, işlere ve sosyal harcamalara yönelik saldırının sürmesi gerektiği konusunda hemfikirdir.
Obama, şirketlere bir dizi bağışı içeren “yapılacaklar listesinin” yasalaştırılması yönündeki talebini yineledi. O, geçen ay önerisini sunarken, kendi yönetim döneminin “kamu istihdamının bir durgunluk sırasında gerilediği tek dönem” olmasıyla övünecek kadar ileri gitti.
Bu tepki bütün ülkelerde ortaktır: egemen sınıfın en bencil mali çıkarlarına bir şekilde el uzatan herhangi bir politika önerilememektedir bile. Milyonlarca insan işsizlikle ve yoksullukla karşılaşırken, her iki partide yapılan tartışmalar, sosyal hizmetleri kısıtlarken şirketlerin vergilerinin nasıl azaltılacağı üzerine yoğunlaşmaktadır.
İstihdam raporları üzerine basındaki yorumlara yansıdığı üzere, bu yeni felaket karşısında, egemen sınıf içinde bir yönelimsizlik havası söz konusudur. Yorumcu Doug Noland, internet üzerinden yayımlanan Credit Bubble Bulletin’de (Kredi Balonu Bülteni), “Politikaya yön verenlerin gelişmekte olan şeyi kavrama becerisine sahip olduklarına güvenmek için herhangi bir neden görmüyorum” dedi ve ekledi: “Ben, yaşanmakta olan şeyin 2008’dekinden daha problematik olma potansiyeli taşıdığına inanıyorum.”
New York Times’tan Floyd Norris, “görünüm, yalnızca birkaç ay öncesindekinden çok daha karanlık” diye belirterek, ülkelerin krize birleşik bir yanıt üretme beceriksizliğinden şikâyet etti.
O, “dünya mali sisteminin çökme tehlikesi içinde olduğu dört yıldan kısa süre önce, önde gelen ülkeler, küresel bir bunalımı önleyen koordine bir rota üzerinde bir araya gelmeyi başarmışlardı” diye yazdı. Ama şimdi, “büyük devletlerin yeniden birlikte davranmak için daha az istekli, belki de daha az yeterli oldukları görünüyor.”
Buna rağmen, Norris, makalesini, “komşularını kurtarmak için hesabın büyük kesimini ödeyecek olan Almanya, para harcamamanın daha büyük tehlikeler yarattığına karar verebilir. ABD, bütçe baskısına ve Kongre’nin dış yardıma düşmanlığına rağmen yardımda bulunmanın yollarını bulabilir. Bankacılık sektöründe ortak düzenlemeler konusunda bir uzlaşma doğabilir” şeklinde iyimser bir hayalle bitiriyor. Ama bizzat yazarın da kuşkulandığı gibi, bu sonuçlardan birinin ortaya çıkma şansı her gün azalıyor.
Burjuva yorumcular arasında, bütün umutlar, Avro bölgesindeki en güçlü ekonomi olan Almanya’nın bankaları istikrara kavuşturmak ve mücadele içindeki AB üyesi ülkeleri destekleme isteğine bağlanmaktadır. Milyarder yatırımcı George Soros, hafta sonunda, “Almanya’yı önderlik sergilemeye ve Avrupa Birliği’ni korumaya ikna etmek için yapabileceğimiz her şeyi yapmamız gerekiyor” demişti.
Ama büyük devletlerin ortak bir müdahaleyi koordine etme beceriksizliği, Avrupa’yı sarsan krizin özünü oluşturmaktadır.
Egemen sınıfların giderek artan yönelimsizliği, onların burjuvazinin her bir kesiminin ulusal çıkarlarını küresel ekonomi ile uyumlulaştıramama acizliğinden kaynaklanmaktadır. Kapitalizm altında, ulusal devletlerin hepsi krize aynı şekilde tepki gösterir: kendi çıkarlarını korumak için, gerektiğinde askeri güce başvurarak mücadele etmek.
Şimdiki kriz her yönden 1930’lardaki kadar önemli ve köklüdür. Büyük Bunalım, aynı şimdiki durum gibi, jeopolitik çelişkileri yoğunlaştıran ve sonuçta yönetici sınıfların dehşet verici II. Dünya Savaşı katliamından başka bir yanıtlarının olmadığı bir ekonomik krizdi.
Ekonomik çöküşün yoğunlaşması, 2008 krizini kapitalizmin aşacağı geçici bir sıkıntılı dönem gibi göstermeye çalışan resmi yorumcuları utandırmaktadır. Ekonomik çöküşün yoğunlaşması, kapitalizmin, aralarında bizzat Marx’ın, Engels’in, Lenin’in ve Troçki’nin de yer aldığı büyük Marksistler tarafından çözümlenmiş olan tarihsel çelişkilerinin geçerliliklerini koruduğu gerçeğini göstermektedir.
Bu çelişkiler çözülmemiştir. Dahası, onlar, savaş sonrası dönemin istikrar mekanizmalarını parçalayan ve milyonlarca insanı işsizliğe ve aşırı yoksulluğa sürükleyen büyük bir güçle patlıyorlar. Bu çelişkiler, aynı şekilde, kitlesel toplumsal mücadelelere ve yeni bir devrimci ayaklanma dönemine yol açmak zorundadır.
http://wsws.org/articles/2012/jun2012/pers-j04.shtml