Küresel piyasalar düşmeye devam ediyor

Çin ekonomisi yuanın değeri ve Çinli mali yetkililerin politikaları üzerine endişeler bir dizi şok dalgası gönderirken, küresel borsalar, son yirmi yıl içinde en kötü yeni yıl açılış haftasını yaşadı. Hafta boyunca, küresel hisse senetleri 2,3 trilyon dolardan fazla değer kaybetti.

ABD’deki piyasalar da şimdiye kadarki en kötü açılış haftasını geçirdi. Japonya’daki ve Alman Dax endeksinin 2011’den beri en büyük kaybını yaşadığı Avrupa’daki düşüşlerin ardından, [ABD’deki] hisse senetleri, haftayı aşağı yukarı yüzde 1’lik kayıpla kapadı.

Dow Jones hafta süresince yüzde 6,19 değer kaybetti; S&P 500, endeksin on sektörünün tamamındaki düşüşlerle, yaklaşık yüzde 6 geriledi. İleri teknolojiye dayanan Nasdaq bileşik endeksi yüzde 7’den fazla düştü.

Devam eden gerileme, ABD’de, geçtiğimiz ay ek 292.000 iş yaratılmış olduğunu gösteren, beklenenden güçlü bir istihdam raporuna rağmen gerçekleşti. Çin piyasasında da, hisse senedi fiyatlarındaki düşüşlerin devre kesici mekanizmaları tetikleyecek şekilde yüzde 7’yi aştığı geçtiğimiz hafta işlemlerin iki gün boyunca askıya alınmasının ardından bir toparlanma söz konusuydu.

Mali yetkililer, bu mekanizmaların piyasa istikrarsızlığını hafifletmekten çok ona katkı yaptığı yönündeki eleştirilerin ardından, Cuma günü, onları, hisse senedi fiyatlarında yükselmeye yol açacak şekilde kaldırdılar. Kambiyo düzenleyici, Çin para birimi yuanın değerini istikrara kavuşturmayı amaçlayan bir başka hamlede, bankalara, şirketler ve bireyler tarafından ABD doları alımını sınırlayan yönergeler tebliğ etti.

Yuanın değeri bu hafta yüzde 0,8 azaldı ki bu, Çin Halk Bankası’nın [Merkez Bankası] geçtiğimiz Ağustos’ta para biriminin değerini düşürmek üzere sürpriz bir hamle yapmasından bu yana yaşanan en büyük gerileme. Sermaye çıkışının boyutlarının bir işareti olarak, Çin’in döviz rezervleri, Aralık’ta 108 milyar dolar azaldı.

Haftanın olaylarını özetleyen Financial Times, geçtiğimiz altı aydan çıkarılacak tek dersin, Çin ekonomisindeki herhangi bir sarsıntının dünyanın geri kalanında görmezden gelinemeyecek olduğu yorumunda bulundu. “Sorun, dünyanın geri kalanının, yumuşak bir dalgalanma mı yoksa bir tsunami mi hissedeceğidir.”

Makale, Çin’in büyüme oranındaki, 2010’daki yüzde 10’dan, bu yıl beklenen yüzde 6,3’e düşüşün, bu ülkenin küresel gayrisafi yurtiçi hasıladaki ağırlığından hareketle, dünya büyümesini yüzde 0,75 puan azaltacağını belirtti.

Bununla birlikte, Uluslararası Para Fonu’nun baş ekonomisti Maurice Obstfeld’e göre, etkiler, küresel ekonomide Çin’in oluşturduğu yüzde 18’lik doğrudan karşılık göz önünde bulundurulduğunda, çok daha büyük. Obstfeld, “Çin’in azaltılmış büyüme oranının küresel yayılımları… bizim beklediğimizden çok daha geniş oldu.” dedi.

Çünkü Çin, Güney Doğu Asya ülkelerini, Japonya’yı ve Kore’yi kapsayan bir dizi bütünleşmiş tedarik zincirinin başındadır.

Büyümedeki düşmenin etkisinin bir belirtisi, Çin’in ithalatındaki gerilemede görülmektedir. İthalat, Çin’in Vietnam ve Kanada hariç tüm büyük ticaret ortaklarından alımlarının gerilemesiyle birlikte, geçtiğimiz yılın ilk 11 ayında yüzde 15 düştü.

Dahası, Çin’in gerçek büyüme seviyesinin, resmi rakamlardan çok daha az (bazı tahminlere göre yüzde 4’e yakın) olduğu yönünde artan endişeler söz konusu.

Cuma günü, Wall Street Journal’daki bir makale, Çin’in en önemli sanayi bölgelerinden birine çöken kasvete dikkat çekti.

“Çin’in güneydoğusundaki ve doğusundaki üretim merkezinde elektronik aletlerden tekstil ve mobilyaya kadar her şeyde seri üretim yapan işletmelerdeki yöneticiler, durgun siparişlerden ve geç ödemelerden söz ediyor.” diyen makale şöyle devam ediyor: “Çin’in geleneksel ağır sanayi lokomotifleri olan çelik, çimento ve cam [sektörleri], hızlı büyüme yıllarında oluşmuş fazla kapasiteyle zorlanmaya devam ediyor.” Makalede anılan bir yetkiliye göre, “hiçbir rakam pembe bir tablo çizmiyor.”

Çin’in yavaşlayan büyüme oranları, yuanda bir değer kaybı yönündeki korkular, devlet istatistiklerinin güvenilirliği hakkında kuşkular ve Çinli yetkililerin görünüşe göre doğaçlama kararlarının istikrarsızlaştırıcı etkileri konusunda herhangi bir şüphe olmamakla birlikte, Çin ekonomisinin durumu oldukça karmaşık.

Financial Times köşe yazarı John Authers, “Çin piyasaları dünyayı sallıyor” diye belirtti, ama geçmişte olduğu gibi, “bu, dünyanın geri kalanındaki yıpranmış sinirler konusunda, Çin hakkında olduğundan daha fazla ipucu veriyor.”

Authers, şirketlerin karlarını -arttırmak şöyle dursun- sürdürme yeteneği üzerinde etkide bulunan, “batıda hüküm süren en büyük korku: deflasyon”a dikkat çekti. Merkez bankaları bu durumdan umutsuzca kurtulmaya çalışırken, “sorunu yoğunlaştırmakla tehdit eden her şey oldukça ciddi.” 

Authers’a göre, “Çin’de bu hafta yaşananlara yönelik şiddetli tepki, batılı şirketlerin sağlamlığına ilişkin derin güven eksikliğini açığa vuruyor.”

Authers, Şanghay endeksindeki yüzde 9’luk düşüşün yaşandığı, yüksek faizli ipotek piyasasının durumuna ilişkin artan kaygıların ortasında Wall Street’te büyük bir düşüşü tetikleyen, piyasa dalgalanması görece düşükken “Büyük Hafifleme”nin sonuna işaret etmiş olan Şubat 2007’deki olaylarla paralellik kurdu.

Multi-milyarder yatırımcı George Soros da, mevcut durum ile küresel mali krize yol açan olayları karşılaştırdı. Soros, Sri Lanka’da bu hafta yaptığı bir konuşmada, “bana 2008’de yaşadığımız krizi hatırlatan ciddi bir sorun” var, dedi.

Olayların mevcut seyrinin neye yol açacağı belli değil. Her halükarda, hem merkez bankası Fed’in mali sisteme pompaladığı trilyonlarca doların hisse senetlerinde spekülatif bir balonu finanse etmek için kullanıldığı ABD’deki şirket borçlarındaki yükseliş hem de şirket borçlarının geçtiğimiz dört yıl boyunca hızla arttığı gelişmekte olan piyasalar, bir diğer büyük mali krizin koşullarını yaratmıştır.

9 Ocak 2016

İngilizce özgün metin