Sermayenin Yunanistan krizinin faturası Avrupalı emekçilere kesiliyor
Aylardır tüm dünyada gündemin en önemli maddesi, hiç kuşkusuz, Yunanistan krizi. Bu duruma, son olarak Papandreu’nun istifası ve erken seçim takvimi eklendiğinde Yunanistan krizi kendisinden bir süre daha bahsettirecek.  Egemen seçkinler ise özellikle Ekim ayının son haftasındaki AB toplantısı ve ardından G-20 zirvesinde Yunanistan krizine çözüm ararlarken bir yandan da özellikle İtalya ve İspanya’da yaşanabilecek olası krizin korkusunu duyuyorlar.
Bir yandan krizin küresel ekonomiye vereceği zararın azaltılması için mücadele eden egemenler, diğer yandan da kurtarma paketinin kendi ülke ekonomilerine vereceği zarar ve kitlelerin tepkilerinden çekindikleri için kurtarma paketine temkinli yaklaşıyorlar.  Avrupa ekonomisinde başta Almanya olmak üzere Kuzey Avrupa ülkeleri uzun süre kurtarma paketine karşı çıktılar. Fakat Ekim ayının sonunda gerçekleştirilen AB liderler zirvesinde olası bir iflasın sadece Yunanistan için değil Avrupa ekonomisi hatta bir bütün olarak dünya ekonomisi için felaket olacağını anlayan Avrupalı egemenler kurtarma paketi üzerinde anlaştılar.
Yunanistan’ın borçlarının %50’sinin silinmesi konusunda anlaşan Avrupalı egemenler, diğer yandan gelecekte herhangi bir Avrupa ülkesinin temerrüde gitme tehlikesine karşı banka sermayelerini güçlendirme kararı aldılar. Bu karara göre ”AB bankaları sermaye yeterliliklerini arttırmak için Haziran 2012’ye kadar 106,4 trilyon Avro yeni sermaye bulmak zorunda kalacak. Buna göre Yunan bankaları 30 milyar Avro, İspanyol bankaları 26 milyar Avro, İtalyan bankaları 15, Fransız bankaları 9 ve Alman bankaları 5 milyar Avro bulmak durumunda.” [1] Bu kararların ardından Avrupa Merkez Bankası (ECB) gösterge faiz oranını 25 baz puan (yüzde 0,25) indirerek 1,25’e çekti. Bu indirimle bankaların likidite sıkışıklığı yaşamaması ve finansal sektörün canlanmasının amaçlandığı kimse için sır değil.[2]
Bankaların kredi musluklarını kapamasının ardından Avrupalı şirketlerin finansman için tahvil ihracına yöneldiklerini biliyoruz. Avrupa’da mevcut büyük şirketlerin 2010 sonu itibariyle 1.3 trilyon Avro borcunun %73’ünün bu tahvillerden oluştuğunu hatırlatalım. Geçtiğimiz haftalarda Avrupa Merkez Bankası, bankaların kredi vermesini kolaylaştırmak için 40 milyar Avro teminatlı tahvil alacağını açıklamış, bankaların finans sorununun giderilmesi yönündeki kararını duyurmuştu. 2008 krizinin ardından gerçekleştirilen kurtarma paketlerinin yol açtığı bugünkü borç krizine bulunan bu çözümlerin sorunu ortadan kaldırmayacağını görmek hiç de zor değil. [3]
Ayrıca bu kararların dışında Avrupa Mali İstikrar Fonu’nun 440 milyar Avro’dan 1 trilyon Avro seviyesinin üzerine çıkarılması hedefleniyor. Bu fonun arttırılması için ülkelerden ek katkı istenmeyecekken, yukarıda belirtilen bankaların bulması gereken para asıl olarak her bir devletin kendi bütçesinden karşılanacağa benziyor. Alınan karara göre bankalar bu paraları öncelikle kendi imkânlarıyla (bankalar bu imkanı tahvil ve bono ihracıyla gidermen yollarını arıyorlar) bulmaya çalışacaklar -ki bu meblağları piyasadan çekebilecek konumda olsalar bugün bu krizi konuşuyor olmazdık- ; başarılı olamazlarsa kendi hükümetlerinden –siz bunu her bir ülkenin işçi sınıfından diye okuyabilirsiniz-, hükümetleri de yardımcı olmazlarsa Avrupa Mali İstikrar Fonu’ndan sağlayacaklar.
Krizin faturası Avrupalı emekçilere
Daha önceki krizlerde de benzer açıklamalar ve benzer kurtarma planlarına şahit olmuştuk. 2008 yılında yaşanan batık bankalar krizi sürecinde, bankalar yine hükümetler tarafından ayağa kaldırılmış ve faturası kapitalizmin doğası gereği emekçilere yüklenmişti[4]. Şu anda yaşanan krizde de benzer bir sürecin yaşandığını izliyoruz. Çalışma saatlerinin uzatılması, sağlık ve eğitime ayrılan bütçelerde kesintiye gidilmesi ve bu hizmetlerin bedellerinde artışa gidilmesi gibi uygulamalar Yunanistan’dan sonra İtalya, İngiltere ve İrlanda dahil birçok ülkede hayata geçirilmeye devam ediyor.
Avrupalı egemenler bankaların bu kaynakları mümkünse kendi imkanlarıyla piyasadan karşılayamayacağını bizden çok daha iyi biliyorlar. Dolayısıyla her ülkenin bankası yüzünü bir kez daha kendi hükümetlerine dönecek ve bulmaları gereken kaynağı kendi hükümetlerinden karşılayacaklar. Hükümetler de her seferinde olduğu gibi bankalara verecekleri kaynağı dolaylı ve dolaysız vergiler dolayımıyla emekçilerin ceplerinden temin edecekler. Kısacası Avrupa işçi sınıfı bu süreçte bir bütün olarak kapsamlı hak gasplarına ve vergi artışlarıyla karşı karşıya kalacak. Zaten uzunca bir süredir küresel krizi bahane eden egemenler,  Avrupalı emekçilerin elindeki sosyal haklara fırsat buldukça saldırıyorlardı. Şimdiki bahaneleri de hazır: Yunanistan krizi.
Milliyetçiliğe karşı sınıf bilinci
Avrupalı egemen burjuvazi, bu seferki saldırılarında kendilerini haklı çıkarmak için çok daha tehlikeli bir oyun oynuyor hiç kuşkusuz. Bir yandan küresel sermaye eliyle göbeğinden bağımlı olduğu Yunanistan krizini aşmaya çalışan sermaye, diğer yandan kendi ülkelerindeki emekçilere aslında kendilerinin suçsuz olduğunu, tüm suçlunun “çalışmayan”, “tembel” Yunan halkı olduğunu anlatıyorlar. Yani kendi ülkelerinde yükselebilecek olan sınıf mücadelesine ve toplumsal tepkilere karşı, kendi ellerinde kalan son koz olarak milliyetçiliğe sarılıyorlar. 2008 yılından beri egemenler eliyle beslenen milliyetçi dalga hiç kuşkusuz bunun bir göstergesi.
Önümüzdeki süreçte tüm ülkelerde, milliyetçi/gerici bir dalganın yaşanması olası. Bu gerici dalga bir yanda küresel sermaye eliyle topluma enjekte edilirken, diğer yandan da bu krizden ekonominin küresel işleyişini sorumlu tutan ulusalcı küçük burjuva akımlar tarafından da ulusal korumacı ekonomiye dönüş talebiyle birlikte beslenecektir hiç kuşkusuz.
Tüm bu toplumsal/siyasi koşullarda Marksistlere oldukça önemli bir görev düşmektedir. Yaşanılan krizin sebebinin burjuvazinin üzerinde yükselmiş olduğu kapitalist sistem olduğunu haykırmak ve özel mülkiyet düzenini ortadan kaldırmayı kendine hedef olarak koyacak olan işçi sınıfının devrimci ve enternasyonalist öncüsünü inşa etmek için mücadeleyi yükseltmek.

Dipnotlar

[1]. http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2011/10/111027_Avro_deal_update.shtml
[2]. http://ekonomi.haberturk.com/finans-borsa
[3]. http://www.ekoklinik.com/piyasa-haberleri/fitch--sirketlerin-tahvil-ihraci-artti
[4]. http://www.sosyalizm.eu/?p=761