Mustafa Suphi yoldaşın katledilişinin 92. yıldönümü

İstanbul’da Hukuk, Paris’te ise Siyaset bilim eğitimi gören Mustafa Suphi, 1910 yılında geri döndüğü İstanbul’da ekonomi öğretmeni olarak çalışmaya başladı. 1912 yılında, İfham gazetesinin redaktörü olan Suphi, 1913 yılında Mahmut Şevket Paşa’ya düzenlenen suikastın ardından, İttihat ve Terakki hükümeti tarafından tutuklanarak Sinop’a sürgüne gönderildi. Burada İçtihat dergisine Batı felsefesi üzerine yazılar yazan Mustafa Suphi, 1914 yılında Rusya’ya kaçmayı başardı. I. Dünya Savaşı’nın başlangıcında Çarlık hükümeti tarafından savaş esiri olarak tutuklanan Suphi, sürgüne gönderildiği Ural bölgesindeki Caluga’da savaş esirleri arasında siyasi faaliyet yürüten Bolşeviklerle tanıştı ve Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi (Bolşevik) saflarına katıldı. 
1917 Ekim Devrimi’ne katılan Suphi, 1918 yılı Temmuzunda, Moskova’da ‘Türk Sol-Sosyalistleri Kongresi’ni örgütledi. Aynı yılın Kasım ayında, yine Moskova’da toplanan ‘Müslüman Komünistler Kongresi’ne katıldı ve Uluslar Halk Komiserliği’ne bağlı olan Bütün Rusya Müslüman İşçileri Merkez Komitesi’ne seçildi. Komünist Enternasyonal’in I. Kongresi’ne Türk delege olarak katılan Mustafa Suphi, aynı yıl, komünist ‘Yeni Dünya’ adlı gazeteyi yayımlamaya başladı. 14 Temmuz 1919’da Moskova’da, 6 Türkiyeli komünistle birlikte Türkiye Komünist Partisi’ni kurdu.
10 Eylül 1920’de tarihinde, İstanbul’dan Anadolu’dan ve Sovyet Rusya’dan 74 delegenin katılımıyla gerçekleşen ve 7 kişilik merkez komitesini seçen ‘Türk Komünistleri I. Genel Kongresi’, Mustafa Suphi’yi partinin genel başkanlığına, Ethem Nejat’ı ise genel sekreterliğe getirdi. Bu kongre, İstanbul, Anadolu ve Sovyet Rusya’daki Türkiyeli komünistlerin tek bir komünist parti çatışı altında birleşmeleri anlamına geliyordu.
Dört ay sonra, Ankara’daki Mustafa Kemal hükümetiyle ilişki içinde Kurtuluş Savaşı’na katılmak üzere Anadolu’ya geçen Mustafa Suphi ve 14 yoldaşı, Erzurum’da kendilerine karşı kışkırtılan halk tarafından kente sokulmadılar. General Kazım Karabekir’in önerisiyle Batum üzerinden Bakü’ye dönen 15 komünist buradan Trabzon’a gönderildi. Egemenler eliyle kışkırtılan Trabzon halkı tarafından kente girmelerine izin verilmeyen Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve yoldaşları, küçük bir sandalla denize açılmak zorunda kaldılar. 29 Ocak 1921 gecesi, Yahya Kaptan ve adamları tarafından denizde yakalanan komünistler bıçaklanıp denize atılarak öldürüldüler.
Komünizmin bu seçkin önderlerinin barbarca katledilmesinin gerçek sorumlusu kışkırtılan halk ya da maşa olarak kullanılan Yahya Kaptan ve adamları değil, azılı bir komünizm düşmanı ve gerici bir Osmanlı Paşası olan Kazım Karabekir’di. Kazım Karabekir’in örgütlediği bu komplonun arkasında da genç Sovyet Cumhuriyeti’nin desteğiyle emperyalist işgale karşı “ulusal kurtuluş savaşı”na önderlik eden ve Sovyet Rusya’ya methiyeler düzen Mustafa Kemal önderliğindeki Ankara hükümeti vardı.
Türkiye Komünist Partisi’nin kurucusu ve davaya adanmış Bolşevikler olan Mustafa Suphi ile 14 yoldaşını, devrim ve komünizm mücadelesini bu topraklara sokmama hayaliyle katledenler, kısa süre içinde hayal kırıklığına uğradılar. Mustafa Suphi ve yoldaşlarının attığı Bolşevizm tohumu bu topraklardan hiçbir zaman sökülemeyecek denli derinlere kök saldı; “alnı kızıl yıldızlı baş”lar, bayrağı elden ele bugüne taşıdı.
Bizler, geleneğimizi Marx ve Engels’in Komünistler Birliği’ne dayandıran Marksistler olarak, bu topraklarda bu geleneğin tohumlarını atan ve doğrudan Komünist Enternasyonal tarafından inşa edilen TKP’nin kurucularını ve onun ilk programını bu topraklardaki geleneğimizin başlangıcı kabul ediyoruz. TKP’nin ilk programı, Anadolu’da sürekli devrim programıydı. Emperyalist işgale karşı savaş ve Anadolu’da bir işçi-emekçi şuraları cumhuriyeti için mücadele bir bütün olarak ele alınmıştı. Hedef, Rusya’da başlayan uluslararası sosyalist devrimi Anadolu’ya taşımak ve Sovyet Rusya ile birleşmekti.
Suphiler’in katledilmesi, Komintern’i ele geçiren Stalinist bürokrasinin TKP’nin önderliğine revizyonist-sınıf işbirlikçi bir karakter kazandırmasını hiç şüphesiz kolaylaştırmıştı. Ancak ne Türkiye devletinin baskısı ne de Stalinist deformasyon bu topraklardan Suphiler’in attığı tohumu söküp atmayı başaramadı. Bugün Mustafa Suphiler’in bayrağını, onların dünya devrimi ve komünizm programını sürdüren Komünist Enternasyonal’deki Bolşevik-Leninistler ve ardından Komintern’in iflasına karşı Dördüncü Enternasyonal kurarak bu geleneği sürdüren Troçkistler taşımaktadır. Bizler, Suphiler’den bugüne Türkiye işçi sınıfının en büyük ihtiyacı olmayı sürdüren Marksist enternasyonalist bir partiyi, dünya partisinin bir şubesi olarak inşa mücadelemizi onlardan aldığımız perspektif ve kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.