9, Frankeştayn ve Don Kişot
"Hala anlamıyorlar makinenin insanlığın kurtarıcısı olduğunu; insanı aşağılık ve ücretli işlerden kurtaracak olan, azat eden, boş zaman ve özgürlük veren tanrı olduğunu..."*
Yönetmenliğini Shane Acker’ın yaptığı animasyon filmi 9 (nine), 15 Nisanda Türkiye’de gösterime girdi. Alanında kendinden fazlasıyla bahsettiren filmin yapımcılığını, izleyenlerin Beter Böcek’ten tanıdığı yönetmen Tim Burton ile “Gece Nöbeti”, “Gündüz Nöbeti” ve “Wanted” filmleriyle tanınan Timur Bekmambetov üstleniyor. Seslendirmelerini Elijah Wood, John C. Reilly, Jennifer Connelly, Christopher Plummer ile Martin Landau’ın yaptığı filmin, Oscar’a aday olarak gösterildiğini de ekleyelim.
Kısaca konusuna değinmek gerekirse film, gelecekte bir zaman diliminde, 9 numaralı bezden bir bebeğin, canlı yaşamın ortadan kalktığını anladığımız bir coğrafyada uyanmasıyla başlar. Sonrasında aynı bebeğin hem kendisine hem de dünyaya anlam verme çabasıyla, film bir süre daha devam eder. Bu süre zarfında bebek, canlı yaşamın ortadan kalktığı bir dünyada kendisi gibi bezden yapılmış 9 bebekten bir kaçıyla karşılaşır. Aynı bebeklerden bir kaçının ise düşman olduğunu öğrendiği makineler tarafından öldürüldüğünü kavramakta zorlanmaz. Bu kavrayışla beraber bezden bebek, düşman makinelerin sadece bezden bebekleri değil dünyayı ve bir bütün olarak insanlığı, ortadan kaldırdığını öğrenir.
Filmin konusu hakkında değerlendirmemizi sürdürürsek, dünyanın nasıl bu hale geldiğini, “makinelerin insanlığa karşı nasıl bir savaş başlattıklarını” öğreniriz. Yıllar belki de asırlar önce bilim insanlarının, insanlığın geleceği için büyük hayaller ve planlarla ürettikleri makineler, dünyadaki canlı yaşamı ve insanlığı ortadan kaldırmıştır. Dolayısıyla tek bir canlının kalmadığı yeryüzünde, makinelere kaşı bir mücadeleye girişmek bezden bebeklere kalmıştır. Filmin sonuna doğru makineler yenilgiye uğrarlar. Makinelerle mücadele sırasında ölen bebeklerin bedenleri (ruhları diyelim) ise canlı yaşam için gerekli olan yağmurun yağmasını sağlar.
9’un, bilgisayar ve animasyon teknolojilerinde yaşanan bilimsel gelişmeler hakkında konuyla ilgilenenlere oldukça çarpıcı bilgiler sunduğunu belirtelim. Fantastik ve bilim kurgu filmler söz konusu olduğunda ihtiyaç duyulan bütün teknolojik tasarımlar bu filmde fazlasıyla kullanılmış. Teknik donanım ve estetik anlamda tartışmaya yer bırakmayacak ölçüde başarılı olan filmin, ele aldığı konu itibariyle aynı düzeyi yakalayamadığını ve bu yazının yazılma gerekçesini oluşturduğu da eklemeden geçmeyelim.
Teknoloji Karşıtlığı ve Küresel Romantizm
Bilinçli bir tercih olarak teknoloji karşıtlığı son yıllarda artan bir biçimde film endüstrisinde işlenen bir konu haline geldi. “Çığrından çıkmış ve insanlığa zarar veren dev makinelerin” 9’da da konu olarak seçilmesi, teknik olarak aldığı övgüleri alamazken haklı bir eleştiriye uğramaktan kurtulamamıştır. Dahası teknolojik gelişmenin son harikası aynı “korkunç makineler” karşısında, bezden bebeklerin kurtarıcı kahraman olarak seçilmesi son yıllarda tüm dünyada ekonomiden siyasete geniş bir alanda yaygınlığını sürdüren ve kendisini teknoloji karşıtlığında cisimleştiren gericiliği gözler önüne sermekte.
İçinde yaşadığımız kapitalist mülkiyet ilişkilerinin teknoloji ve makinelere yüklediği işlev ve anlam dışarıda tutularak savaşların açlığın ve yoksulluğun nedeni olarak makinelerin gösterildiği çalışmalar, ekonomik ve siyasi düzlemin çerçevesini aşarak sanatın birçok dalında kendisine yer bulmakta. 9’dan da kolaylıkla, teknolojinin insanlığın sonunu getireceği yorumlarına ulaşılabilirken makineler karşısında bezden bebeklerin kurtarıcı olarak seçilmesi de bu yorumu güçlendirmekte. Buna ek olarak filmin sonunda canlı yaşam için gereği duyulan yağmur, ölmüş bebeklerin ruhlarının gökyüzüne ulaşmasıyla mümkün hale gelmiş ve bahsini ettiğim gerici eğilimin bir başka yorumu olarak izleyicinin karşısına çıkmıştır.
İşsizliğin, savaşların ve sömürünün nedeni olarak gösterilen makineler, bilinçli olarak insanlığın kafasında yeni Frankeştaynlara dönüştürülüyor. Bu genel kabul bugün ilk kez karşılaştığımız bir durum değil. Tarih, işçilerin, işsizliklerinin nedeni olarak gördükleri makinelere zarar vermeleri hakkında onlarca anıyı bugün asırlar sonra tekrar gündeme taşımaktadır. Çaresizce, ilk buharlı gemiyi batırmak için elinden geleni yapan sandal işçilerinin öfkesi, bugün özellikle elektronik ve bilgi işlem alanında yaşanan teknolojik gelişmeler nedeniyle kendisini sokakta bulan işçilerin öfkesiyle aynıdır. Fayton sahipleri bilimsel gelişmeler karşısında çılgına dönmüş olsa da atlar ve öküzler, büyük bir selamla karşılamışlardır raylar üzerinde akan katarları. Sonrasında Don Kişot, aynı çaresizliği yel değirmenleri karşında yaşamış ve tarihin itici gücü karşısında yenilgiye uğramıştır.
Elbette atomun parçalanabilmesi gerçeği kapitalist mülkiyet ilişkileri altında insanlığa çok büyük zararlar vermiştir. Dahası her geçen gün üretilen ve insanlara gözdağı verircesine gösterilen kitlesel imha silahları, bu gerçeği ispat etmektedir. Yalnız biz biliyoruz ki demiri silaha ve bombaya dönüştüren dürtü, ücretli emek sömürüsünün kar ve savaşlara duyduğu ihtiyaçla belirlenir. Bu gerçek, kapitalizmle birlikte daha açık anlaşır hale gelmiştir. Kapitalistler arasında yaşanan rekabet, bilimsel gelişmelerin itici gücü olurken “Hangi kapitalist herhangi bir ürünü piyasa da daha ucuza üretecektir” sorusunun cevabı teknolojik gelişmenin gerçek nedenleri ortaya koymaktadır. Rekabet, hızla kapitalistleri üretim maliyetlerini aşağı çekecek düzenlemelere zorlamaktadır. Bu zor karşısında, canlı emeği dışlayan teknoloji, son yıllarda üretim sürecinin temel parçası haline gelmiştir. Bu gelişmelere bağlı olarak burjuvazi insanlığın yaratıcı gücünü ifade eden bilimsel gelişmeleri manipüle etmek ve gelişimini engellemek istese de kendi varlık nedenini ortadan kaldıracak olan sürecin önüne geçememektedir.
Özellikle son otuz yıldır bilgi teknolojileri, genetik mühendisliği ve yenilenebilir enerji kaynaklarında yaşanan gelişmeler karşısında -sanayi devriminden sonra olduğu gibi- çılgına dönen romantikler, kendilerine bugün mum ışığını bayrak yapmışlardır. Teknolojiyi ve makineleri düşman olarak görmekteler. Kapitalist mülkiyet ilişkilerini dışlayan ve Mum ışığının imgeleminde eski güzel günlerin hayali kuranlar Don Kişot’un düştüğü yenilgiyi yel değirmenleri karşısında olmasa da nano teknolojiler karşısında yaşamak zorunda kalacaklar.
Teknoloji ve Sosyalist Perspektif
Bizler atomun parçalanabilmesi de dahil teknolojinin ve bilimsel gelişmelerin ücretli emeği tarihe gömecek temelleri barındırdığını düşünüyoruz. Bugün kapitalistlerin rekabet ve daha fazla kar için geliştirmek durumunda kaldıkları teknoloji, canlı emeği üretim sürecinden hızla dışlamaktadır. Üretim sürecinden dışlanan canlı emekse, artı değer sömürüsünü ve pek tabiî ki sermaye birikiminin varlığını da tehdit etmekte. Bunu söylerken gelişmiş makinelerin kapitalizme karşı mücadele ederek sosyalizmi kuracağından bahsetmiyoruz. Böyle bir tespit ancak yeni bir fantastik filmin konusu olabilir. Bu süreci elbette sınıf mücadelesi belirleyecektir. Marksistler, sanayi devrimi ve bugün küreselleşmeyle birlikte ortaya çıkan bilimsel gelişmelerin, insanlığı asırlardır köleliğe iten ve çalışanların emeğinin gaspı üzerinden kendisini var eden ücretli emek sömürüsünü, hızla dışladığını ve komünist toplumun maddi temellerini tarihte hiç olmadığı kadar yakın ettiğini kabul ederler.
Paul Lafargue’ın Tembellik Hakkı kitabından bir değerlendirmeyle başladığımız 9 filmi hakkındaki yazımızı gene aynı kitaptan bir bölümle bitirelim.
“Çiçero döneminin Yunan sairi Antiparos’un su değirmeninin (tane ögüten) bulunmasını, tutsak kadınları özgürlüğe kavuşturacağını ve altın çağı geri getirecek diye şöyle kutluyordu:
"Siz ey değirmende çalışan kadınlar! Değirmen taşını döndüren kolu bırakın, rahat rahat uyuyun! Horoz, varsın günün ışıdığını bos yere haber versin size! Dao, kölelerin isini perilere yükledi. işte, onlar simdi güle oynaya çarkın üstünde sıçrayıp duruyorlar. Ve iste sallanan dingil ışıltılarla dönüyor, ağır taşı çevire çevire. Babalarımızın yaşamını sürdürelim. Tanrıçanın bize verdiği bos zamanın tadını çıkaralım."**

Dipnotlar

* Paul Lafargue Tembellik Hakkı Telos Yayınları
** Paul Lafargue Tembellik Hakkı Telos Yayınları