Christopher Nolan'ın Yıldızlararası: Uzayda karışıklık

Christopher Nolan tarafından yönetildi; Christopher Nolan ve Jonathan Nolan tarafından yazıldı.

Yıldızlararası (Interstellar), kariyeri Memento (2000), Batman Begins (Batman Başlıyor, 2005), The Dark Knight (Kara Şövalye, 2008), Inception (Başlangıç, 2010) ve The Dark Knight Rises (Kara Şövalye Yükseliyor, 2012) gibi ticari ve hatta eleştirel açıdan kabul görmüş filmleri içeren Christopher Nolan'ın son filmi. Yıldızlararası, toz fırtınalarının mahsulleri yok ettiği ve dünyayı gıdasız bırakmakla tehdit ettiği, her şeyin kötü olduğu bir yakın gelecekte geçiyor. Bu umutsuz koşullarda, tarım temel aktivite haline geliyor. Gıda üretimi uzayı keşfetmekten daha önemli olduğu için, bilim insanları çiftçiler haline gelmeye zorlanmış durumdadır.

İki çocuğu Tom (Timothée Chalamet), Murphy (Mackenzie Foy) ve kayınpederi Donald (John Lithgow) ile yaşayan bir dul ve eski NASA pilotu olan mühendis Cooper’ın (Matthew McConaughey) durumu budur. Cooper bilimsel bilgiye saygı duymakta ve mevcut umutsuz gerçeği kabullenmek istememektedir; “Eskiden gökyüzüne bakar ve yıldızlardaki yerimizi merak ederdik, şimdi ise sadece aşağıya bakıyor ve pislik yerimiz konusunda endişeleniyoruz.”

Murphy babasının bilimsel düşüncelerine ilgi gösteriyor ama kitaplığında bir hayaletin yaşadığına inanarak, açık bir batıl inançla, onun analitik doğasına karşı çıkıyor. Murphy, bir hayaletten ya da başka bir dünyadaki zeki bir varlıktan mesajlar almaktadır. Cooper mesajlardan birinin sırrını çözdüğünde, bu onları insanlığın tahliyesine uygun bir gezegen keşfetmek için bir yolculuk planlayan eski profesörü Dr.Brand'in (Micheal Caine) ile karşılaştığı gizli bir uzay istasyonuna sürükler. Kısa süre sonra, ana karakter (Cooper), Brand'in kızı Amelia (Anne Hathaway) ve diğer iki mürettebat ile birlikte, insanlığı kurtarmak için başka bir galaksiye doğru yolculuğa çıkarlar.

Yıldızlararası, 2009 yılına kadar Caltech'de profesörlük yapan ve Stephan Hawking ile merhum Carl Sagan’ın çalışma arkadaşı olan ünlü teorik fizikçi Kip Thorne'un göreceli yerçekimi, beş boyutlu evren, içinden geçilebilir “kara delikler” (ya da solucan delikleri),”yerçekimsel dalgalar” teorileriyle ve zaman yolculuğunun olasılığı gibi fikirleriyle oynuyor. Cooper uzayda bir yolculuğa çıkar ama bu, aynı zamanda, zamanın içinde bir yolculuktur. Cooper ve Amelia, insanların yaşayabileceği yeni bir yer bulma görevinde, geçirdikleri her saatte dünyada 7 yılın geçeceği bir gezegene inerler.

Bununla birlikte, Nolan, akılda kalan görüntülere ve gelişmiş özel efekt teknolojisine rağmen, hikayesinden kaynaklanan temalarla başa çıkma konusunda beklentilerin oldukça uzağında kalmaktadır. İlk olarak, insanlığın Yıldızlararası’nda tasvir edilen çevresel çıkmaza nasıl sürüklendiği neredeyse tamamen bir gizem olarak kalıyor (senaryonun açıklamadığı, “felaket”e yapılan gönderme). İklim değişikliği ile mevcut toplumun, yenilenebilir enerji kaynaklarının gelişmesi dahil, insanlığın yazgısıyla ilişkili her sorunun şirketlerin karları üzerindeki etkileriyle belirlendiği ekonomik örgütlenmesi arasında hiçbir ilişki kurulmamış.

Yıldızlararası, çağdaş bilim kurgu filmlerinde ve genel olarak sinemada görülen ve bu gezegende zaten her şeyin kaybedildiği düşüncesini onaylayan akımın bir parçası. Brand'in parlak planı basit: dünyayı kurtaramıyorsak, terk edelim. Evrenin bir başka yerinde yeni bir başlangıç için dünyayı terk etme fikri korkutucu ve rahatsız edici. Sorumlu bilim adamlarının, sanatçıların ve diğerlerinin mevcut toplumsal ve siyasi zorlukları görmezden gelip bir kenara atmak yerine, onların üzerine gitmesi gerekir.

Sona doğru, Cooper, Satürn’ün yörüngesindeki bir NASA uzay istasyonunda uyandığında, insanlar uyum içinde yaşıyor görünür. Filmin başında olduğu gibi, burada da toplumsal bağlama hiçbir gönderme yapılmaz. Bu, farklı bir ekonomik yapıya sahip, toplumsal adaletin olduğu, kapitalist sömürüden kurtulmuş bir dünya mıdır? Nolan, başka bir gezegenin keşfinin insan ilişkilerini kendiliğinden bir şekilde daha iyi hale getireceğini mi düşünüyor? Yoksa insan soyu, evrende umutsuz bir şekilde sonsuza kadar dolaşmaya mahkum bir tür mü?

Yıldızlararası, 167 dakikalık gösterim süresiyle, giderek daha sıkıcı ve öngörülebilir oluyor. İnsan onun kimi sürükleyici anlarından heyecanlanabilir ama insani dramadan etkilenmez. Filmin görünen yüzeyinin altında bir sıradanlık söz konusu. Nolan, karakterler arasındaki ilişkilerden çok özel efektler ile ilgilenmiş görünüyor.

Cooper ile Amelia arasındaki diyaloglar dikkat çekici bir şekilde duygusuz ve zayıf. Solucan deliği içinde seyahat ettiği varsayılan çift, pekala, öğleden sonra alışveriş için süpermarkete gidiyor da olabilirdi. Oldukça az drama, gerilim ya da abartılı tepki var (Stanley Kubrick'in 2001 Uzay Yolculuğu’na [1968] çarpıcı bir gönderme olan TARS adlı yürüyen bilgisayarla, biraz mizah sağlanmış). İkinci yarıda, Dr.Mann’ın (Matt Damon) yer aldığı yan hikaye de çok fazla bir şey katmıyor.

Nolan, karakterlerin kendi aralarındaki iç krizlerini, birbirleri ile olan çatışmaları ve ahlaki ikilemleri ustalıkla işleyememiş. Dylan Thomas'ın “Do Not Go Gentle Into That Good Night” (Aheste Gitme O Güzel Geceye) adlı şiiri, anlamını ilk iki ya da üç defada kavramadıysak diye defalarca tekrarlanıyor.

Yıldızlararası'nın yetenekli oyunculardan oluşan bir kadrosu var. Matthew McConaughey, son yıllarda, etkileyici, çok yönlü ve yetenekli bir aktör olduğunu kanıtladı. Fakat Nolan'ın senaryosu ve yönetimi burada ona pek yardımcı olmuyor. Onun karakteri, uzayda geçirdiği birkaç saatlik süre içerisinde çocuklarının 20 yıl yaşlandığı gerçeğiyle yüzleştiğinde, yönetmen kamerayı karakterin yüzüne doğru çevirir ve böylece biz de açık bir şekilde Cooper'ın gözyaşlarını görebiliriz. Sahne aşırı duygusal ve samimiyetsiz hale gelir. Böyle bir yeteneğin harcandığını izlemek üzücü.

Nolan, etkileyici yapıtı Memento'dan beri postmodern sinemanın en ucuz şekilciliğinden hoşlanma eğilimi olan bir yönetmen haline gelmiş durumda. Onun tarzı, paralel kurgunun kullanımıyla tanımlanıyor ama onun kurguyu işleme tarzı oldukça kaba. Yıldızlararası’nda, iki sahne arasında o kadar çok ileri geri gidiyor ki bu beceri aşırı bir hal alıyor.

Nolan’ın birkaç sahnede hayal gücünü iyi bir şekilde kullandığını belirtmek gerek. Onlardan birinde, astronotlar kara deliğin içinde yolculuk ediyorlar ki bu, ileri görüntü tekniğinin sağladığı olanakları ortaya koyan soyut görsel bir şiir anıdır.

Bir diğer başarılı kesitte, Cooper, kendisini, duvarları Murphy’nin kitaplığının raflarına benzeyen bir labirent koridorunda bulur (Murphy’nin o zaman Jessica Chastain tarafından canlandırılan kızı şimdi görevden sorumlu bilim insanıdır). Cooper, çocukluğunun “hayaleti” olarak yetişkin Murphy'ye, Brand'in denklemini çözmesini sağlayan bilgiyi iletmeyi başarır. Bir metafor olarak, kitapların hala sonsuz evrenin bilgisinin başlıca kaynağı olarak gücü elinde tuttuğu önermesinin bir güzelliği var (ve bu kesit, Arjantinli yazar Jorge Luis Borges'in, evreni uçsuz bucaksız bir kütüphane şeklinde ifade eden harika kısa hikayesi Babil'in Kütüphanesi'ni hatırlatıyor).

Buna rağmen, bütün olarak hikayenin geldiği sonuç tuhaf. Nolan, düşünmeyi kışkırtan soruları ayrıntılı biçimde ele almak yerine, seyirciye kolay ve sıradan yanıtlar sunmayı tercih etmektedir.

Amelia, bir yerde, “Aşk, bizim algılayabildiğimiz, zamanı ve uzayı aşan tek şeydir” diyor. Fakat film, küçük-burjuvanın klasik ortamı aile kurumunun haklı çıkarılmasının ötesinde bir yere varmaya kalkışmaz. Sonuç olarak, Yıldızlararası’nda böyle dikkat çekici olan şey, bilim ve teknoloji (film teknolojisi dahil) ile düşüncelerin zayıflığı arasındaki çelişki. Birçok yönetmen için beşinci bir boyutu hayal etmek ve kara deliğin diğer ucundan çıkmak, toplumsal örgütlenmemizi inceleyip onun eleştirel bir resmini oluşturmaktan daha kolay. 

Bağlantısız ve uzun sahnelerinden dolayı sıkıcı olan Yıldızlararası, galaksi ile ilgili bir karmaşa; Nolan'ın, içinde kendi ağırlığının mahkumu haline geldiği bir bilim kurgu fantezisidir. Onun yapıtı, insani koşullar, dünyamız ve onun bizi kuşatan evren ile ilişkisi hakkında çok az şey söylüyor. 165 milyon dolara mal olmuş film, gösterime girdiğinden beri, şimdiden, ABD'de 130 milyondan fazla, gezegenin geri kalanında ise 225 milyon dolarlık hasılat elde etmiş durumda. Nolan’ın filminin açığa çıkarttığı bir şey varsa, o da, Amerikan stüdyo film yapımcılığının ve anti-demokratik küresel dağıtım ve gösterim sisteminin bayağı durumudur.