David King 1943-2016: Devrimci sosyalist, sanatçı ve tarihsel gerçeğin savunucusu

Bir sanatçı olarak olağanüstü yeteneklerini 1917 Rus Devrimi’nin ve sonrasının tarihsel gerçeğini, büyük ve artık yıkılmış Stalinist suçlar ve yalanlar mabedinin altından kurtarmaya adamış olan David King, 11 Mayıs sabahı Islington’daki (Londra) evinde öldü.

David, uzun yıllardır kalp hastalığı çekmesine rağmen, yaşamının son anına kadar son derece üretken kaldı. Onun –geçtiğimiz sonbaharda yayımlanan– en son kitabını, eserleri King üzerinde böylesine derin bir etkide bulunmuş olan Weimar dönemi Alman devrimci sanatçısı John Heartfield’ın yaşamına adamış olmasında, trajik bir ironi unsuru söz konusudur.


David King Tate Modern’de, 2009 (Fotoğraf: David North)

Bir sanatçı olarak David’in yaşamı, 20. yüzyılın en büyük olayının, Rus Devrimi’nin tarihini kaydeden kitapları araştırma, tasarlama ve yazma üzerinde yoğunlaşmıştı. Onun eserlerine kalıcı önem kazandıran şey, tam da sanatsal biçim ile tarihsel bağlamın olağanüstü uygun kaynaşmasıdır. Onun eserlerine, çağdaş sanatçılar arasında oldukça az rastlanan tarihsel yönelimli bir bilinç yol gösteriyordu. Dahası, David’in Rus Devrimi'ne ilişkin bilgisi (olaylar, anlaşmazlıklar, önemli kişiler ve toplumsal bağlam) ansiklopedik bilgiden farksızdı. O, öznel olarak, dikkatleri bir sanatçı olarak kendisine çekecek çarpıcı ve ayrıksı bir biçim uygulamaya çalışmadı. Onun kitap tasarımına böylesine güçlü ve gerçekten özgün bir karakter katan şey, resimsel görüntülerde yansıtılan tarihsel olayların yazarın sunumuna yol gösterme düzeyiydi.

David’in geçtiğimiz 45 yıl boyunca yayımlanan tüm önemli kitaplarının altında, yorulmak bilmez tarih araştırması yatmaktadır. Resimsel görüntülerini seçtiği, mizanpajını tasarladığı ve çoğunlukla metnin tamamını ya da azımsanmayacak bölümünü yazdığı her bir cilt, yıllar süren çalışmaya dayanıyordu. O, günümüzün en büyük arşivcileri ve tarih dedektifleri arasındaydı. Rus Devrimi'ne ilişkin eserleri aramak üzere dünyayı baştan başa dolaşmış ve fotoğraflardan posterlere ve hükümet belgelerinden kahve kupalarına kadar her şeyi toplamıştı. David, koleksiyonunun aşağı yukarı 250.000 parça içerdiğini tahmin ediyordu. O, tek başarısı bu koleksiyonu toplamak olsaydı bile, Rus Devrimi tarihçileri arasında onurlu bir yeri hak etmiş olurdu.

Ama David parçaları sadece toplamamış; onların önemini, yani, Rus Devrimi’nin muazzam tarihsel dramasındaki nesnel yerlerini anlamaya da çalışmıştı. David, bir eseri incelerken, onun dış görünüşünden tarihsel özünün keşfine; parça halindeki kısmın bütün ile ilişkisine geçiyordu. Bu keşif süreci, sanatsal yeniden yaratım biçimini belirliyordu. Seçme ve sunma meselesinin sık sık bunaltıcı olduğu kanıtlanmıştır. Dikkate değer şekilde, David’in her bir kitabında bir araya getirilen çok sayıda görüntüye rağmen, hiçbir şey kaybedilmemiş gibi görünür. David’in keskin bir görsel duyarlılığa sahip olduğuna kuşku yok. Ancak o, neyin nereye konulması gerektiğini ve görüntülerin hangi boyutta çoğaltılacağını bu kadar kusursuz bir şekilde anladıysa, bunun nedeni, sanatsal yargı gücünün, daima, nesnel tarihsel anlatıya ilişkin güçlü bir algı eliyle disipline edilmiş olmasıdır.

David King’in Rus Devrimi’ne entelektüel ve sanatsal ilgisi, onun kişisel deneyimlerinden ve siyasi görüşlerinden kaynaklanıyordu. David, 2009’da, Rusya Üzerindeki Kızıl Yıldız: Sovyetler Birliği’nin 1917’den Stalin’in Ölümüne Görsel Tarihi üzerine çalışmasını tamamlamıştı. O, David King Koleksiyonu’ndan alınmış görüntüleri içeren bu paha biçilmez ve yetkin eserin giriş bölümünde, şunları ifade etmişti:

Daha bir çocukken kapitalizmden tiksindim. Onun adil olmadığını düşünüyordum. Dinden ve monarşiden de nefret ediyordum. Onların giydikleri elbiseleri şeytani ve korkutucu buluyordum. Bir sosyalist olan amcam bana egemen sınıfın gerçek doğasını öğrettiğinde, onun alaşağı edilmesi gerektiği konusunda hemfikir oldum. Tüm çocuklar gibi, hayatın 21. yüzyılda nasıl olacağını hayal ederdim. Eğer biri bana orada hala gezegende kol gezen eşitsizlik, ırkçılık, krallar, kraliçeler ve dindar manyaklar olacağını söyleseydi, onun deli olduğunu düşünürdüm.

David, Sovyetler Birliği’ne ilk olarak dondurucu 1970 kışında gitti. O, Londra’dan, Sunday Times tarafından, Lenin’in doğumunun yüzüncü yıldönümü üzerine yayınlanacak olan sunuşları araştırmak ve fotoğraflamak üzere gönderilmişti. King, devrimi anmaya adanmış pek çok müzeyi ziyaret etti. Lenin’in hayatı etraflıca belgelenmişti. Ancak birçok sergide, Bolşevik devrimindeki önemli bir özne eksikti. King, şunları anımsıyor:

Ancak bulma konusunda en çok ilgilendiğim bir kişi, hiçbir yerde görünmüyordu. Bu yüzden, “Evet, ama Troçki nerede?” ya da “Bu çok ilginç, ama peki ya Troçki?” diye soru sorarak oldukça zaman harcadım. Resmi fotoğraf arşivlerinde, Rus Devrimi’nin iki önderinden birinin tek bir fotoğrafını sızdırmak için zayıf girişimlerde bulunuldu. Hiçbir şey yoktu. Kısa süre sonra öğreneceğim üzere, onu ve çok sayıda başkasını da tamamen silmişlerdi.

King, Sovyetler Birliği ziyareti sırasında, Rus Devrimi üzerine çok büyük miktarda malzeme topladı. Fakat araştırmasının sonuçlarından tatmin olmamıştı. Devrim’in unutulmuş devinin görüntüsünü aklından çıkaramıyordu:

Troçki’yi araştırmak, yaşamını resimlerle belgelemek üzere yeni bir plan yaptım. Yirminci yüzyılın ilham verici devrimci dahisinin anısını ortadan kaldırabilecek en ufak bir siyasi çarpıtmayı, en ufak bir fotoğrafik rötuşu göstermek istiyordum. Batıda Troçki hakkında çok şey yazılmıştı, ama ben bir tasarımcı/fotoğrafçı olarak onun hikayesini çok daha geniş bir izleyici kitlesine ulaştırmak istiyordum.

Tüm Avrupa'yı, Kuzey Amerika'yı ve Troçki’nin suikasta uğradığı Meksika’daki Coyoacán’ı gezen David, bu devrimci önderin yaşamıyla ilgili fotoğraf, poster, belge ve eser koleksiyonunu toplamaya başladı. David, Sunday Times’tan iş arkadaşı Francis Wyndham ile birlikte çalışarak, Troçki’nin bir biyografisinin eş yazarlığını yaptı. Metnin çoğunu Wyndham yazmış olsa da, eseri önemli ve etkileyici bir tarihsel çalışma kılan, King tarafından toplanıp sunulmuş olan büyük fotoğraf koleksiyonuydu. Kitap, 1972’de yayımlandı ve büyük beğeni topladı.

David’in üstlendiği bir sonraki büyük proje, Dördüncü Enternasyonal’in Uluslararası Komitesi (DEUK) ile birlikte idi. O dönemde DEUK’un Britanya şubesi olan İşçilerin Devrimci Partisi’nin bir üyesi olmamasına karşın, David, onun işçi sınıfı içindeki teorik çalışmasına ve siyasi faaliyetine büyük saygı duyuyordu. O, Uluslararası Komite tarafından 1975’te başlatılan Lev Troçki suikastı soruşturmasına muazzam bir ilgi göstermişti. David, 1977’de yayımlanan GPU Troçki’yi Nasıl Öldürdü’nün tasarlanmasına zamanıyla ve özel koleksiyonundaki pek çok fotoğrafla katkıda bulundu.


GPU Troçki’yi Nasıl Öldürdü

2009 yılında, Londra’ya yaptığı bir ziyaret sırasında, David ile GPU Troçki’yi Nasıl Öldürdü’nün üretilmesinde Uluslararası Komite ile yaptığı işbirliği hakkında uzun uzun konuşmuştum. O, Uluslararası Komite’nin Troçki suikastı araştırmasını, Stalinist suçların teşhir edilmesi yönünde önemli bir katkı olarak gördüğünü ifade etmişti. David, Britanya solundan birçok kişinin soruşturmaya yönelik düşmanca tepkisine şaşırmış olduğunu söylemişti. King, Uluslararası Komite’nin, ABD’deki Sosyalist İşçi Partisi’nin uzun süreli önderi Joseph Hansen ile hem FBI hem de Sovyet gizli polisi arasındaki bağlantıları ifşa eden belgeleri bulması ile ilgili olarak, kendisinin Hansen ile tuhaf karşılaşmasını anımsamıştı.

David, 1970’lerin başlarında, Troçki biyografisi üzerine araştırması sırasında, fotoğraf ve belge aramak üzere New York’a gitmiş. O, orada Sosyalist İşçi Partisi ile bağlantıya geçmiş ve 1937-1949 yılları arasında Meksika’da Troçki’nin sekreteri olarak görev yapmış olan Hansen ile bir randevu talep etmiş. David, toplantının bol miktarda bilgi sağlayacağını ve Troçki’nin kişiliğine ışık tutacağını hayal ediyormuş. Fakat röportaj, başlar başlamaz, Hansen şu soruyu sormuş: “Troçki hakkında neden yazmak istiyorsun?”

Sorunun üslubuyla sarsılan King, neden Troçki’nin, mirası sosyalizmin gelecekteki zaferi uğruna mücadelenin son derece önemli bir parçası olan büyük bir tarihsel kişilik olduğunu düşündüğünü açıklamaya başlamış. “Gelecek?” diye yanıtlamış Hansen, “Verili ortam göz önünde bulundurulduğunda, gezegen muhtemelen 20 yıl sonra var olmayacak.” Röportaj hızla sona ermiş. David bu deneyimi yaklaşık 50 yıl sonra hatırlarken, Hansen’in sözleri karşısındaki şaşkınlığı hala azalmamıştı.


David King kendi stüdyosunda, 2009 (Fotoğraf: David North)

Stalin’in ve Sovyet bürokrasisinin Ekim Devrimi’ne ve Sovyet halkına karşı işlediği suçların teşhir edilmesi, David’in yaşamının son 35 yılındaki çalışmalarının odak noktası olarak ortaya çıktı. O, 1982’de, Büyük Temizlikler’in (The Great Purges) yazılıp tasarlanmasında Isaac Deutscher’in (ünlü Troçki biyografik üçlemesinin yazarı) dul eşi Tamara Deutscher ile işbirliği yaptı. David, 1997’de, bir başka büyük tarihsel eseri, Ortadan Kaybolan Komiser: Fotoğrafların Tahrif Edilmesi ve Stalin’in Rusya’sında Sanat’ı (The Commissar Vanishes: The Falsification of Photographs and Art in Stalin’s Russia) üretti. King, bu eserinde, Stalin’in ve onun Sovyet önderliği ve bürokrasisi içindeki cani suç ortaklarının, tarihi, fotoğrafları “rötuşlama” yoluyla nasıl sistematik olarak çarpıttığını örneklerle açıklıyordu. David, Ortadan Kaybolan Komiser’in konusunu açıklarken şunları yazmıştı:

Stalin yılları boyunca o kadar çok sayıda çarpıtma gerçekleştirildi ki, Sovyet döneminin hikayesini rötuşlanmış fotoğraflar aracılığıyla anlatmak mümkündür. Bu kitabın amacı budur. Fotoğraflar, üzerlerinde oynama yapıldıkları zamandan çok, çekildikleri tarih sırasıyla sergilenmektedir. Değiştirilmiş versiyonlar genellikle özgün fotoğrafların yanında veya sonraki sayfalarda gösteriliyor. Tahrif edilmemiş birkaç önemli fotoğraf ve belge de, hikayedeki önemli anları açıklamaya dahil edilmiştir. Stalinci kahraman tapınmasının tabloları, çizimleri ve diğer örnekleri de gösteriliyor. Burada, siyasi, kültürel ve elbette görsel açıdan yalnızca en ilgi çekici ve farklı görüntüler sunulmaktadır. Çarpıtmanın yeni örnekleri durmadan gün yüzüne çıkıyor. Bir fotoğraf, ağır rötuşun sonucu olarak tuhaf görünebilir. Özgün halini bulmak yıllar sürebilir ki sıklıkla sürüyor. Araştırma devam ediyor.

King, 2003 yılında, Sıradan Yurttaşlar: Stalin’in Kurbanları’nı (Ordinary Citizens: The Victims of Stalin) yayımladı. Kitap, yaklaşık 150 Sovyet yurttaşının gizli polisin Moskova'daki genel merkezi Lyubianka’da hapsedildikleri sırada çekilmiş sabıka kayıt fotoğraflarından oluşuyor. Fotoğrafı çekilenler arasında Grigori Zinovyev ve Isaak Babel gibi Sovyet tarihindeki ve edebiyatındaki önemli kişilikler yer alıyor. Ancak sabıka fotoğraflarının çoğu, tanınmayan “sıradan” yurttaşlar. Tüm bu kişilerin ortak noktası, kısa süre içinde Stalin’in cellatları eliyle öldürülmüş olmalarıydı. Fotoğrafların birçoğu, bu insanların hayatlarını kaybetmelerinden günler, kimi durumlarda ise sadece saatler önce çekilmişti. Ölüm mahkumlarının görüntüleri, ciddi olarak rahatsız edicidir. Ama King’in seçtiği bu görüntülere psikolojik olarak böylesine unutulmaz bir etki katan şey, fotoğrafların umulmadık kalitesidir. David, dikkate değer bir yorumda, şunları belirtmişti:

Stalin’in gizli polisinin ölümcül gözlerinin, talihsiz kurbanlarının böylesine içli portrelerini yaratabilmiş olması, tüyler ürpertici bir ironidir. Batı’daki polis sabıka kaydı fotoğraflarının aksine, NKVD’nin fotoğrafları, yapay aydınlatma kullanılarak çekilmemiş. Doğal ışıkta fotoğraf için gereken daha uzun süreli poz, kurbanlara fotoğraf makinesine bakma ve bütün bir ifade çeşitliliğini sergileme imkanı vermiş. Buradaki sıradan yurttaşların hiçbiri, flaş lambası tarafından şaşırtılmamış ya da yakalanmamış. Yüzler, güç unutulur; ifadeler, çoğunlukla büyük acı verici. Onlar, meydan okumayla, küçümsemeyle, korkuyla ya da kimi durumlarda sadece korkunç üzüntüyle, dosdoğru merceğin arkasına doğru dik dik bakıyorlar. Sorgulayıcı bakışlar, yerini, acıya, gurura ve dürüstlüğe bırakıyor. Bir ikisinin yüzünde hiddet var. Bazıları işkencenin izlerini gösteriyor. Kimileri rahatsızlığı, hastalığı gösteriyor. Bazıları deli gibi görünüyor. Çoğu sarsılmış, birkaçı fotoğraf makinesinin arkasına bakıyor ya da gülümseme girişiminde bulunuyor.

David, 2009’da, Londra’daki Tate Müzesi’nde David King Koleksiyonu’ndan fotoğrafların ve posterlerin sergisine ayrılan yeni bir bölümün açılmasıyla birlikte yayınlanan, Rus-Sovyet tarihine ilişkin anıtsal resimli genel değerlendirmesi Rusya Üzerindeki Kızıl Yıldız’ı (Red Star Over Russia) tamamladı. O, bana, haklı olarak gurur duyduğu sergisinde özel bir tur önermişti. Sergideki her bir eşya, Ekim Devrimi’nin büyük ve trajik tarihsel anlatısının parçasıydı. 

David King’in ölümü, dünyayı büyük bir sanatçıdan ve tarihçiden yoksun bırakmaktadır. Kaybetme duygusu, bunun, 1917 Rus Devrimi’nin yüzüncü yıldönümünün öngününde gelmiş olmasıyla daha da artıyor. David’in önümüzdeki yıl boyunca göstermesi ve söylemesi gereken ne çok şey vardı! Ancak sanatçı, devrimci sosyalist ve tarihsel gerçeğin savunucusu David King’in eserlerinin, yüzüncü yıldönümünde ve sonrasında, modern tarihin bu çığır açıcı olayını kavramaya son derece büyük katkıda bulunacağından; dolayısıyla, insanlığın kurtuluşu davasına sonsuz bir ilham sağlayacağından kuşku duyulamaz.

14 Mayıs 2016

İngilizce özgün metin