Dünya Tiyatrolar Günü ve yasakçı zihniyet
Nedir tiyatro?
İnsana insanı anlatma sanatı mıdır?
Politika mıdır?
Sadece oyun mudur?
Yoksa hayat mıdır tiyatro?
Hepsidir tiyatro. Tüm sanat dallarında olduğu gibi din, dil, ırk ayrımı yapmadan, insanları ayrıştırmadan, bir şeyler anlatma çabasıdır tiyatro. Değişim için, değiştirmek için, üretmek ve yaratmak için, bu toplumun sorunlarını, hastalıklarını insanların gözüne gözüne sokmak içindir tiyatro. Bir dert edinmiştir, derdini anlatır tiyatro. Kısacası hayattır tiyatro. Hayat için sanattır tiyatro.
Bugün 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü. Bugün birçok oyuna sansür uygulanırken, bugün birçok sahne yenilenme bahanesiyle kapatılırken hala ayakta durmaya çalışıyor tiyatro. Hala bazılarına inat açıyor perdelerini, hala bazılarına inat oynanıyor oyunlar.
1961 yılında Uluslararası Tiyatrolar Birliği tarafından (International TheatreInstitute) yaratılan Dünya Tiyatrolar Günü her yıl 27 Mart’ ta dünya çapında çeşitli etkinliklerle ve başarı kazanmış bir yönetmen, yazar ya da oyuncu tarafından bildiri okunarak kutlanıyor.
Ülkemizde ise evrensel, muhalif, sorgulayıcı tiyatrolara karşı baskıcı ve yasakçı zihniyetin gölgesinde giriliyor bu 27 Mart’a da. 2011 yılında kumbaracı50 sahnesinin komik gerekçelerle kapatılmak istenmesi ve İstanbul Şehir Tiyatroları oyunu olan “Mutfak Söyleşileri”nin hedef gösterilmesi ile açığa çıkmıştı bu zihniyet.
Bu saldırılar ve baskılar şüphesiz bir rastlantı değil. Sanatın insanların ufkunu açan, bilinçlendiren, üreten ve düşündüren yanı egemenler tarafından her geçen gün kendilerine dönük bir tehdit olarak algılanıyor. Kendilerine muhalif olan her türlü sanatı ve sanatçıyı baskı altında tutmak isteyen egemenler, diğer yandan kendi ideolojik hegemonyaları için yine sanatı kullanarak toplumu etki altında tutmak istiyorlar. Bazı sanatçıları, kendi ideolojik pozisyonlarını anlatan filmleri ve oyunları maddi olarak desteklerlerken, muhalif sanatın acımasız piyasa koşulları altında ezilmesini izliyorlar. Her türlü maddi imkansızlık karşısında yine de ayakta durmayı başaran tiyatrolar sansür ve yasaklamalarla karşılaşıyor.
Dünyanın tüm ülkelerinde burjuva hükümetleri tarafından savaşlar ve savunma masrafları altında milyonlarca dolar para harcanırken, sanat her geçen gün daha da kenara itilmekte. Oysaki tüm farklılarımızı ortadan kaldıran ve daha eşit daha adil bir dünyada hep birlikte eşitçe ve kardeşçe yaşamamızı sağlayacak olan yakınlaşmayı sağlayan bir araç olmalıdır sanat…
Bizler, her türlü baskı ve sansüre karşı, tiyatronun bu birleştirici etkisini kullanarak derdimizi anlatacağız insanlara; tiyatroyla, sinemayla, resimle, müzikle yani sanatla. Bunu da yaparken basına, sanata ve hayata dair her türlü baskı ve sansüre karşı, toplumsal eşitlik ve özgürlük taleplerimizi haykıracağız sahnelerde ve sokaklarda…