Kemal Sunal'dan hala korkuyorlar

3 Temmuz 2016, Kemal Sunal’ı kaybedişimizin 16. yıldönümüydü. Fakat bu seneki yıldönümü, Kemal Sunal’ın filmlerine yönelik tümüyle gerici bir eleştiriyle gündeme geldi. Deniz Balaban’ın kişisel blogunda yazdığı İslam’a En Büyük Zararı Kemal Sunal Verdi başlıklı makalesi Yeni Akit gazetesinin web sitesinde de yayınlanınca, Kemal Sunal bir anda tartışmaların odağına yerleşti.

Balaban, Kemal Sunal filmlerini, kapitalizm karşıtı olmakla, bir işçi veya köylü karakterinin güçlü insanları küçük düşürdüğü filmler olmakla, dini kendi çıkarları için kullanan din adamlarından söz etmekle suçluyor. Herkese Balaban’ın makalesini dikkatle okumasını tavsiye ederiz. Çünkü o, açık açık, Kemal Sunal filmlerini burjuva gericiliğe karşı olmakla itham ediyor. Belirtmek gerekir ki, bu, memnuniyetle kabul edilebilecek bir suçlamadır.

Kemal Sunal, günümüz komedyenlerinin aksine apolitik bir mizah anlayışını savunmak yerine doğrudan işçi sınıfının hayatını gösteren ve kapitalizmi, burjuvaziyi ve onların emrindeki burjuva politikacılarını, din adamlarını ve hatta çıkarcı küçük-burjuva zihniyetini hedef tahtasına oturtmuş; bunu da güçlü mizah yeteneğiyle birleştirerek gerçekleştirmişti.

Kemal Sunal'ın oynadığı filmlerin önemli bir çoğunluğu sosyal içerikli olup işçilerin ve köylülerin hayatını anlatır. Sunal, Oh Olsun’da babası tarafından ceza olarak fabrikada işçilerle bir arada çalışmaya zorlanan bir burjuva çocuğudur. Salak Milyoner, Köyden İndim Şehire, Sakar Şakir, İbo ile Güllüşah, Davaro, Üç Kağıtçı, Doktor Civanım, Tokatçı, Çarıklı Milyoner, Kibar Feyzo, Boynu Bükük Küheylan adlı filmlerinde büyük umutlarla büyük şehre giden ve genellikle hayal kırıklığına uğrayıp dönen köylülerden biridir.

Kemal Sunal, Meraklı Köfteci, Kapıcılar Kralı, Çöpçüler Kralı, Yüz Numaralı AdamBekçiler Kralı, Devlet Kuşu, Kılıbık, Postacı, Atla Gel Şaban, Garip, Kiracı, Öğretmen, Gülen Adam, Yoksul gibi filmlerinde işçi sınıfının yaşamını ve geçim sıkıntılarını tüm çıplaklığıyla gösterirken, bunu esprileriyle süsler. Sunal’ın bazı filmlerini özellikle anmak gerekiyor.

- Serinin dört filminde oynadığı Hababam Sınıfı, Türk komedi sinemasının başlıca eserlerinden biri ve eğitim sisteminin çarpıcı bir eleştirisidir. Hababam Sınıfı, öğrencilerin müşteri olarak görüldüğü bir özel okulda zor şartlar altında yaşamaya ve iş yapmaya çalışan eğitim emekçilerinin başa çıkmakta zorlandığı bir sınıfın hikayesini anlatır. Mahmut Hoca’nın “tüccar değil, eğitimciyim ben” dediği sahne, günümüzde de güncelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen bir haykırıştır.

- Kemal Sunal, 1979’da Bekçiler Kralı adlı filminde yoksul insanları soymaya çalışan esnafa, işini yapmayıp görevini istismar eden bürokratlara ve fabrikasından çıkan atıklar için kanalizasyon yapmayarak çocukların zehirlenmesine neden olan bir burjuvanın karşısına çıkan bir bekçiyi canlandırmıştır.

- 1984’teki Ortadirek Şaban adlı filminde her gün zamlarla yaşam koşulları gittikçe zorlaşan ve yıkıma uğrayan orta sınıfın hayatına ışık tutar.

- Sunal, 1985 yapımı Gurbetçi Şaban ve 1988 yapımı Polizei adlı filmleriyle Almanya’daki Türkiyeli işçilerin sorunlarına değinir.

- 1989’da Gülen Adam adlı filminde kentsel dönüşümü hedef tahtasına oturturken gecekondu yıkımlarının işçi sınıfında açtığı yaraları gösterir ve her şeye rağmen gülebilmenin önemini vurgular.

- Aziz Nesin’in eserinden uyarlanan 1980 yapımı Gol Kralı ve 1978 yapımı İnek Şaban adlı filmlerinde bu kez endüstriyel futbolu ve futboldaki mafya tipi ilişkileri konu edinir.

- 1986’da Davacı adlı filminde ise Türkiye’nin tıkanmış hukuk sistemi hedef tahtasındadır.

- 1978’deki Yüz Numaralı Adam filmi reklam endüstrisinin insanları nasıl manipüle ettiğini ve işçi sınıfını yalanlarla nasıl tüketime zorladığını gözler önüne serer.

- 1978 tarihli Köşeyi Dönen Adam filminde bir şirkette odacılık yapan Adem olarak karşımıza çıkan Sunal, bu filmiyle, dönemin toplumsal ve siyasi koşullarını, sistemin dayattığı “köşeyi dönme” yalanı ile işçi sınıfının yolunu izleme seçeneği üzerinden anlatır. Dönemin işçi mücadelelerine de değinen film, Kemal Sunal’ın rol aldığı güçlü bir toplumsal ve siyasi eleştiri filmi olarak öne çıkar.

- Yine 1978’deki Kibar Feyzo ise köylerdeki feodal yaşam ve şehirlerde işçi sınıfının yaşam koşulları hakkında çok şey söyler. Evlenmek istediği Gülo’yu açık artırmada on bin peşin ve on bin senet karşılığında kazanan Feyzo, her senedin zamanı yaklaştığında İstanbul’a çalışmaya gider. Burada işçi sınıfının bir parçası olur ve her defasında öğrendikleriyle köydeki ağaya meydan okur. Bir defasında kadınların mal olmadığını ve alınıp satın alınamayacağını, bir başka defasında köylülerin ağanın malı olmadığını öğrenir ve ağanın baskıcı düzenini -sözcüğün anlamını bilmese de- faşist sözcüğünü kullanarak eleştirir. Şehre her gidişinde işçi sınıfının ne kadar zor şartlarda yaşadığını görürken bu düzene karşı örgütlenmenin önemini de anlar ve bunu köyünde hayata geçirmeye çalışır.

- 1979’da Şark Bülbülü adlı filminde zenginlik içinde yüzen sanatçıların hayatının arka planını göstermiştir.

- Aziz Nesin’in aynı isimli eserinden uyarlanan 1980 yapımı Zübük ise burjuva politikacılara dair, güncelliğini kaybetmemiş bir eserdir, hatta son zamanlarda her zamankinden daha günceldir. Bu filmde İbrahim Zübükzade adlı bir burjuva politikacıyı canlandıran Sunal, ilkesiz siyasi ittifakları, politikacıların yalanlarını ve hırslarını gösterir. İbrahim Zübükzade, uçuk seçim vaatleriyle, çılgın projeleriyle, sandık hileleriyle, dini siyasi çıkar için kullanılmasıyla, yolsuzluklarıyla, günümüz burjuva siyasetinin yaşayan bir parçasıdır. Bu yazıyı okuyan ve Kemal Sunal filmleriyle hala tanışmamış olan genç kuşaklara ilk tavsiye edilebilecek Kemal Sunal filmlerinden biri Zübük olsa gerek.

Kemal Sunal, belden aşağı esprilere ve küfürlere sarılan bir komedyen değildi. O, işçilerin ve köylülerin hayatlarını gösteren, her seferinde ezilenlerin tarafında olan ve güçlüleri komik duruma düşürerek işçi sınıfına kendi gücünü hatırlatan bir komedyen, bir güldürü ustasıydı. O, Nazım Hikmet’in aynı adlı eserinden uyarlanan 1979 yapımı Tosun Paşa adlı filminde bile, zayıf olan tarafın (Tellioğulları ailesi) yanında olmuştu.

Sunal’ın işçi sınıfı tarafından bu denli sevilmesinde işçilerin hayatından kesitler vermesi, güncel sorunlara değinmesi önemli bir yer tutar. O, işçi sınıfının yaşadığı koşulları birinci elden tanımıştı. Bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve eğitim hayatı sırasında Emayetaş fabrikasında ve bir elektrikçide çırak olarak çalışmıştı. O, bir Marksist değildi, hatta doğrudan politikayla ilgili de değildi ama onun oynadığı filmler, Türkiye kapitalizminin ve siyaset kurumunun çarpıcı eleştirileriydi. Kemal Sunal’ın eserlerinin egemen sınıfta hala derin bir rahatsızlık yaratmasının ve en gerici köşe yazarlarının tepkisini çekmeye devam etmesinin nedeni budur.