Leonard Cohen (1934-2016) 82 yaşında öldü

Kanadalı şarkıcı ve söz yazarı Leonard Cohen, 7 Kasım günü, 82 yaşında, Los Angeles’ta öldü. Menajeri Robert Kory, kanser olan Cohen’in uykusunda düşerek öldüğünü açıkladı.

Cohen kariyerinin en yoğun dönemlerinden birini henüz yaşamıştı. O, sahneden yaklaşık 15 yıl ayrı kaldıktan sonra, 2008’de başarılı bir dönüş yapmış ve birbiri ardına çok sayıda yeni albüm çıkarmıştı. Cohen’in en son albümü You Want It Darker 21 Ekim'de piyasaya çıktı.

Cohen, Temmuz ayında, en ünlüsü “So Long, Marianne” olan çok sayıda şarkısına esin kaynağı olan ve hastalıkla savaşan Marianne Ihlen'e dokunaklı bir mektup yazmıştı. Marianne Ihlen, 28 Temmuz'da öldü. Cohen, "Eh Marianne, bu kez gerçekten çok yaşlı olduğumuz zamana geldik ve bedenlerimiz güçsüz düşüyor. Sanırım çok yakında ardından geleceğim. Bil ki elini elini uzattığında benimkine ulaşabileceğin kadar sana yakınım.” Bu, en duyarlı ve insancıl haliyle Cohen idi.

21 Eylül 1934 Montreal doğumlu olan Cohen, 60 yıl önce ilk kez bir sanatçı olarak ortaya çıktığında müzisyen değil, şair ve romancıydı. İlk şiir kitabı, Let Us Compare Mythologies 1956'da yayınlandı. Onun cinsel içerikli romanı Beautiful Losers (1966), yayınlandığı dönemde tartışmalara yol açmıştı. Cohen, kariyeri boyunca yazmaya ve yayınlamaya devam etti ama en büyük ve popüler başarısına şarkı sözü yazarı olarak ulaştı.

Cohen, yeni şarkılar arayan folk şarkıcısı Judy Collins'in çabalarıyla, başlangıçta bir şarkı sözü yazarı, ardından da şarkıcı olarak tanındı. Collins, Cohen’in “Suzanne” ve “Dress Rehearsal Rag” parçalarını In My Life isimli albümüne kaydetti. Ayrıca Brecht-Weill, Jacques Brel, Bob Dylan, Lennon-McCartney, Richard Peaslee ("Marat/Sade"), Donovan ve Randy Newman (I Think It’s Going to Rain today) gibi isimlerden şarkıları da içeren bu oldukça etkileyici albümü, Kasım 1966'da yayınladı. Şarkılar anında bir etki yarattı. Collins ayrıca, o dönemde, Temmuz 1967'de New York City Central Park'ta düzenlenen gösteri de dahil, Cohen ile söylemeye başladı.

Cohen’in ilk birkaç albümü muhtemelen en güçlü olanlarıydı. Onun Songs of Leonard Cohen (1967), Songs from a Room (1969) ve Songs of Love and Hate (1971) albümleri, “Suzanne”, “The Stranger Song”, “So Long, Marianne”, “Hey, That’s No Way to Say Goodbye”, “Famous Blue Raincoat” ve “Bird on the Wire” gibi güzel ve unutulmayan şarkıları barındırır.

Şüphesiz ki Cohen, dönemin popüler müziğinde özgün bir şeyi temsil ediyordu. Bunda, 1960’ların sonunda Quebec’i Kuzey Amerika’nın siyasi olarak en patlamaya hazır köşesi haline getiren toplumsal dönüşümler gibi, Montreal’in, diğer “özgür düşünen” başka şairlerin ve romancıların arasında öyle ya da böyle bir şeyler üretmiş olan A. M. Klein’ı, Irving Layton’ı (Cohen’in mentörü) ve Mordecai Richler’i ortaya çıkarmış olan hatırı sayılır Musevi nüfusu da bunda rol oynamıştı.

Cohen, bu karmaşık ve bazen acı veren arka plandan, özellikle de onu Amerikalı çağdaşlarından ayıran bir incelik ve ciddiyet, yaşama ve ilişkilere ilişkin bir “bilgelik” edindi.  Onun en iyi müziği, dinleyicinin dikkatini talep ediyordu. Onun müziği, döneminin “radikal” ve çoğunlukla özensiz “protest” müziğinden daha becerili ve ölçülüydü. Kendisinden önceki Bob Dylan gibi, sıkça, sonsuza dek uzayacak gibi görünen, asla bir koro tarafından kesilmeyen uzun satırları olan şarkı sözleri yazdı. Onun şarkı sözlerinin, belirli bir gerçek şiirselliği vardı. Cohen, onları, her kelimeye güvenli bir şekilde geçmeyi sağlamak istermiş gibi yavaşça söylüyordu.

Bu şarkıları, Cohen’in melankolik sesinden ve kendi ezgilerinden kopmuş biçimde alıntılamak, onları büyük ölçüde güçsüzleştirmek olacaktır. Ancak “Famous Blue Raincoat” şarkısında olduğu gibi, onun mısralarında zor unutulan bir şeyler vardır: “Duydum ki, o küçük evini çölün derinliğinde inşa ediyormuşsun / Hiçbir şey için yaşamıyorsun artık / Umuyorum ki bir yerlerde bir şekilde kayıtlarını tutuyorsundur.”

Cohen, “Bird on the Wire” şarkısında, unutulmaz şekilde “Tellere konmuş bir kuş gibi / Gece yarısı korosunda bir ayyaş gibi / Özgür olmaya çalıştım kendimce” der. O, duygudaşlık ve samimiyetle, aynı zamanda çabanın yetersizliğiyle iletişim kurar.

Ya da “The Stranger Song”dan alınan şu satırlar:

Pekala, bekliyordum, emindim

Beklediğimiz trenlerin arasında buluşacaktık

Sanırım şimdi başka bir trene binme zamanı

Lütfen anla, bunun ya da bir başka şeyin özünü kavramak için

Asla gizli bir planım olmadı

Evet, o böyle der ve sen onun neyin peşinde olduğunu bilmezsin

O böyle konuştuğunda onun neyin peşinde olduğunu bilmezsin

Cohen’in en ünlü şarkısı Hallelujah, “umudunu yitirmiş” insanlara karşı da benzer bir duyarlılığı sergiler. Son dizeleri belki de en iyileridir: “Çok fazla olmasa da elimden geleni yaptım / Duyumsayamıyordum, bu yüzden de dokunmayı denedim / Doğruyu söyledim, sizi aldatmadım / Ve her şey kötü gittiği halde / Şarkı Tanrısı’nın huzuruna çıkacağım / Dilimde Hallelujah’dan [şükürler olsun] başka hiçbir şey olmayacak.”

Onun çeşitli takıntılarının "kutsallığı" konusunda çekici ve belli belirsiz tehlikeli bir şey vardı. Dahası, Cohen’in en iyi eserinde, insani hatalarının ve eksikliklerin kabulüyle; gerçek duygudaşlığın, affetme dürtüsünün, sevginin ve dostluğun kurtarıcı gücüne olan naif ya da bazen soyut (ve bu yüzden her zaman bütünüyle inandırıcı olmayan) bir inançla karşılaşılıyordu. Onun müziği, zaman zaman anlaşılması zor şekilde lirik olmasına rağmen, görece sade ve öz-eleştireldi.

Bununla birlikte, onun müziğinde tatmin edici olmayan, hatta bazen rahatsız edici bir kalite vardı. Cohen, müzikleri bir protesto duygusuyla yaşam bulan "çiçek-çocuk" rock & roll çağdaşlarının birçoğundan daha içerikli (ve daha iyi işlemiş) olabilirdi ama o, bilge ve bilinçli bir çekilme eğiliminde oldu. Bu, sonraki yıllarda, bazen sinizme ve kötümserliğe dönüştü.

En iyi Leonard Cohen albümlerini bile bir oturuşta dinlemek zor olabilir. Şarkılar aynı tempoya ayarlıdır ve aynı, nihayetinde dar ve duygusal aralıkta gezinir. Cohen kendisini (kendini bilir bir şekilde), bıkkın bir şair, başını bir tarafa yaslamış, boş boş uzaklara bakan, insanlığın (doğrusu, kendisininkileri de içeren) zayıf yönlerinden söz eden şarkıları hüzünle söyleyen biri olarak biçimlendirdi. Bu, sonunda biraz işin tadı kaçıran, toplumsal yaşama ilişkin daha derin ya da derinleşen bir kavrayıştan yoksun bir davranıştı.

Cohen daha da içine döndü ve mistisizme yöneldi. Onun bir zamanlar belirli duyguların saflığı ve şiddeti ile eşanlamlı görünen "kutsallığı", gerçek bir şeye dönüşme tehlikesi oluşturdu. Cohen, bir süreliğine, tamamen geri çekildi.

O, "Geleceği gördüm kardeşim: cinayet" diye seslendiği 1992'deki The Future albümünden sonra şarkı söylemeyi bıraktı. Cohen, 1994'ten başlayarak, Los Angeles'ın kenar mahallesindeki Mount Baldy Zen Center’da, gizli bir Budist keşiş olarak beş yıl inzivaya çekildi. "Zen ustası" Kyozan Joshu Sasaki Roshi'nin aşçılığını ve kişisel yardımcılığını yaptı. 1996'da bir belgesel film ekibi kendisini ziyaret ettiğinde, onlara sessizlikten hoşlandığını söylemişti. "İnsanların temiz bir masa ve dikkatle pişirilmiş, özenle servis edilen ve yenilen bir yemek düşüncesine değer verdiği bir yerde olmaktan hoşlanıyorum." diyordu.

Neyse ki bu durum uzun sürmedi. Cohen, 2001'de, 1992'den sonraki ilk albümü Ten New Songs ile geri döndü. O yıl onunla röportaj yapan İsveçli gazeteci Stina Dabrowski, "Bir bakıma, keşiş olarak başarısız olduğunuzu söyleyebilirsiniz." dediğinde, Cohen, "Evet. Tanrıya şükür." yanıtını vermişti.

Sıkıntıları ve güçsüzlükleri ile bile olsa, Leonard Cohen’in keşiş elbiselerini bir takım elbise ve şapka ile değiştirip yeniden sahneye dönmesini görmek güzeldi. Onun en son turnelerinden bazılarının kamera görüntüleri büyüleyicidir. O, anlaşılır bir şekilde, dünyanın dört bir yanındaki çok sayıda kişi tarafından özlenecektir.

23 Kasım 2016

İngilizce özgün metin