Marx’ın -Dostlar Tiyatrosuyla- Dönüşü
Aylardır dünya gündemi küresel kriz ve onun yol açtığı yıkımlar etrafında seyrederken kriz üzerine yapılan ekonomik ve siyasi tespitlerde Karl Marx ve onun kitapları en çok başvurulan kaynakların başında geldi. İçinde Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülkede kitapları yeniden basılan Marx’ın adı, şu ya da bu şekilde bugün uluslararası piyasalarda Hayek ve Friedmann’dan daha sık anılıyor. Haklı olarak, mevcut krizin, Amerikan ekonomisiyle birlikte anılan General Motors’u iflasa sürüklediği şu günlerde, Marx’ın kapitalizmin krizlerine ilişkin değerlendirmeleri burjuva ideologları için vazgeçilmez bir kaynak haline gelmiştir. Bu gelişmeler, Marksizm’i ve onun biricik yöntemi, tarihsel maddeciliği haklı çıkarırcasına Marx’ın adının bugün sadece siyaset ve ekonomide değil çizgi romanlardan tiyatroya birçok alanda anılmaya başladığını belirtebiliriz.
Howard Zinn’in yazdığı ve bu yıl kırkbirinci yılını kutlayan Dostlar Tiyatrosundan Genco Erkal’ın yönetip oynadığı Marx’ın Dönüşü adlı tek kişilik oyun bunlardan biriydi. İlk defa 1995’te Washington D.C.’deki Church Street Theater’da oynanan ‘Marx Döndü’ adlı bu oyun, Özüm Özgülgen tarafından Türkçeye çevrilerek Ayrıntı Yayınları'ndan basılmıştı. İlk perdesini 27 Şubatta yapan oyun geçtiğimiz Pazar günü perdesini son kez izleyicilerine açtı.
“Ben aslında hem öldüm hem ölmedim alın size diyalektik”
Sovyetler Birliği'nin dağılışının hemen ardından 1990’ların başında kaleme alınan oyun, Marx’ın “bürokratik nedenlerden dolayı” uzun yıllar yaşadığı Londra’nın yoksul Soho’su yerine New York’taki Soho’ya kısa süreliğine dönüşüyle başlıyor. Dönüş nedenini kendisi hakkında yapılan eleştirilere cevap vermek olarak belirten Marx, kıta Avrupa’sından düşünceleri ve eylemleri nedeniyle kovulmasının ardından Londra’nın yoksul Soho’sunda geçen yaşamı ile birlikte çalışmalarını en yakınındaki karısı Jenny, kızı Elanor, “kader” dostu Engels ve “siyasi rakibi” Bakunin üzerinden izleyicilere anlatır.
Sahne küçüktür. Üzerinde Komünist Manifesto, Kapital ve gazetelerin yer aldığı küçük bir masa, hemen onun yanında bir sandalye sahnede yerini almıştır. Sahnenin solunda ise Marx’ın Uluslararası İşçiler Birliği’nde konuşma yaptığı kürsü yer alır. Bunlara ek olarak küçük bir ekran Marx’ın yaşamına ışık tutar ve fotoğraflar usulca kayar Marx’ın dilinden. Marx’ın ailesi ve Soho’daki çalışmalar, büyük kütüphaneye giden yolda Soho’nun yoksul mahalleleri... Sonra Jenny’nin cesur bir kadın oluşu ve bununla birlikte onun kendisi ve kitapları hakkında yaptığı yerinde eleştiriler, zekasından şüphe duymadığı Elanor’un aşkları ve ölen çocukları... Derken artı değer, Uluslararası İşçiler Birliği ve Paris Komünü, Marx’ın dilinden kısaca seyircilere aktarılır. Paris Komünü söz konusu olduğunda Marx’ın Anarşizm ve Bakunin eleştirileri kürsünün yanında kendisine bir yer bulur. Burada Bakunin’in hem politik hem de kişisel kabalığına değinmeden geçmeyen Marx “Devrimin ilk günü Bakunin baş tacı edilmeli ama ikinci gün kurşuna dizilmelidir” sözünü komünarların dilinden aktarır.
Marx, küçük bir diyalektik tanımından sonra, kendisinin ve düşüncelerinin her defasında ölmüş olduğunun vurgulanmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirirken yıllar önce ölmüş birinin ölümünün böyle her defasında hatırlatılmasında şüphe duyulması gereken bir şeylerin olduğunu belirterek devam eder.
Marx öncelikle dünya kapitalizminin ve onun yolaçtığı yıkımın 1848’lerin Avrupası’nda yaşananlardan farklı olmadığını dolayısıyla yoksulluğun ve savaşların tarihin tozlu sayfalarında kalmadığını bugün hala dünyanın birçok bölgesinde sürdüğünü belirterek kendi çalışmalarına yapılan eleştirileri cevaplamaya çalışır. Sonrasında son küresel krize de değinen Marx yaşananların kendisi tarafından yüz elli yıl önce yazıldığını belirttikten sonra Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Marksizm’in ve komünizmin öldüğüne ilişkin diğer bir eleştiriyi de sert bir dille cevaplamaya çalışır.
“Sosyalizm, kapitalizmin ahmaklıklarını yeniden üretmek zorunda değil…”
Sovyetler Birliğin’de yıkılanın sosyalizm değil bürokratik diktatörlük olduğunu belirten Marx, “Marksizm adına yapılan zorbalıklara benim adımı lütfen karıştırmayınız” der. Marx sahnede yerini alan “seyircilerden korkmaksızın” Stalinist bürokrasiyi sosyalizm olarak görenlerin aslında yazdıklarını hiç anlamamış olduğunu ifade eder. Dahası Marx, “Sosyalizm kapitalizmin ahmaklıklarını yeniden üretmek zorunda değil, ama Stalinist bürokratik dogma bunları yeniden üretti” diyerek eleştirilere cevap verir.
Kendisi hakkında yapılan eleştirilere kısa sürede cevap vermeye çalıştıktan sonra dünyadan hemen ayrılan Marx elbette oyun bittiği için Genco Erkal’ın oyununa ve bu oyunun bazı bölümlerinden memnun olmayan izleyicilerin eleştirilerine cevap veremeyecektir. Basında oyun hakkında yapılan bazı değerlendirmelerde ortaya çıkan birkaç eleştiriye değinerek yazımızı sürdürelim.
Olası eleştirilerden ilki mevzu Marx olduğunda onun bütün kuramsal tespitlerini oyunda görmek isteyen hatta Kapital'in oyunda yeniden okunacağını sanan izleyicilerden gelmiştir. Sahnede sergilenin bir oyun olduğunun unutup Genco Erkal tarafından Marksizm’in yeterince anlatılmadığını ifade eden eleştiriler olası izleyici değerlendirmeleri arasında yerini almıştır. Yukarıdaki eleştiriden de temellendirilebilen bir başka değerlendirme de oyunun kurgusal olarak Marx’ın politik yaşamından çok kişisel yaşamı etrafından belirleniyor oluşuna yapılmakta. Kısa süreliğine dünyaya gelen Marx, kısa sürede kendisine yöneltilen tarihsel eleştirilere cevap vermiş ve bunu da oyunun yazarı Zinn’in ifade ettiği gibi ailesi ve çevresindeki kişilerin yardımıyla yapmıştır. Aksi bir tutum yani politik yaşamı öne çıkaran herhangi bir yöntem oyunun bütününe hakim olduğunda oyunun Marksizm eğitimine dönüşmesi olasıyken Marksizm’de politik yaşam ve kişisel yaşam bütünlüğüne de ters düşebilirdi.
Basında ifadesini bulan eleştiriler sadece bunlar değildi elbette. Ateist Marx’ın, Engels’in yolladığı şarapla Noel kutluyor oluşu da dahil seyirci profili düşünülmeksizin Sovyetler Birliği’ne ve Stalinizm’e yapılan eleştirilerden Anarşizm ve Bakunin’e yapılan eleştirilere kadar bir çok eleştiri de benzer şekilde dillendirilmiştir. Bu konuda oyunun, bugün Stalinizm ile tarihsel olarak yüzleşemeyen bir siyasi geleneğe sahip dahası kendisini Troçkist olarak görenlerin dahi Stalinizm’de ilerici roller bulma çabasının hızla sürdüğü Türkiye’de bu eleştirileri alması olası.
Sovyet iktidarının Stalinist bürokrasi tarafından gaspı, Doğu Avrupa’daki bürokratik diktatörlükler üzerine bir çok makale bu yazının yazıldığı sayfada defalarca yayınlanmıştır. Zinn ise benzer bir yaklaşımı kitabın önsözünde şöyle ifade eder, “ 'Marksist' olduğunu iddia eden ama polis devleti kuran ülkelerden ne Sovyetler Birliği, ne de başka bir ülke Marx’ın sosyalizm anlayışını hayata geçirebilmişti. Ben, Marx’ın teorilerinin çarpıtıldığını gördüğü için öfkelendiğini göstermek istedim. Marx’ı sadece dünyanın farklı yerlerinde baskıcı düzenler kuran o sözde sosyalistlerden değil, aynı zamanda kapitalizmin zaferini kutlayan Batı’daki tüm politikacı ve yazarlardan da kurtarmanın gerekli olduğunu düşündüm.”
Oyunda Anarşizm ve Bakunin hakkında ifade ettiği eleştirilerden çok daha fazlasını Marx, Bakunin’e ve onun siyasi çalışmalarına hem kitaplarında hem de Uluslararası İşçiler Birliği'nde yöneltmişti.
Perdeyi kapatırken…
Oyunun son perdesini geçtiğimiz Pazar günü açtığını belirtmiştim. Bu yazının yazarının da son perdeyi ancak izleyebildiğini belirttikten sonra oyunu Genco Erkal’ın usta oyunculuğuyla izleyememiş olanlara, Zinn’in Özüm Özgülgen çevirisiyle Ayrıntı Yayınları'ndan basılan “Marx Döndü” adlı kitabı okumalarını tavsiye ederim.