Spartaküs aslında bir devrimciydi
“Dün sahiplerimiz için yaşıyorduk, yarın ise kendimiz için öleceğiz, işte özgürlük budur.”
Spartaküs

Spartacus: Blood and Sand (Spartaküs: Kan ve Kum) ilk yayına girdiği günden beri çok sayıda insan tarafından izlendi, bol bol övgü aldı, Spartaküs'ü çok iyi tanıttığı söylendi. Haliyle bu kadar güzel sözün ve bu kadar izlenme oranının sonrasında iyi para getiren bir yapım oldu. Dizinin başrol oyuncusu (Andy Whitfield) sağlık sorunları nedeniyle diziden ayrılınca ara verildi ve bu arada Spartaküs’ün Roma’ya gelişinden öncesini anlatan Spartacus: Gods of Arena (Spartaküs: Arenanın Tanrıları) adlı bir dizi daha çekildi. Fakat her iki dizi de kelimenin tam anlamıyla rezaletti.
Dizi gerçeklere kısmen uygun olarak başlıyor. Spartaküs, bir Trakyalı savaşçıyken Romalıların eline esir düşüyor ve Roma'da köle olarak Batiatus'un evine satılıyor. Burada gladyatörlüğe başlıyor. Fakat bundan sonrası gerçekle ilgisi olmayan veya gerçekliği doğrulanamayan çok sayıda olaydan oluşuyor. Ve bunların pek çoğunun konuyla hiçbir ilgisi yok. Romalılar arasındaki güç mücadeleleri, politik olaylar Spartaküs isyanından tamamen bağımsız ve öylesine yaşanıp bitiyor, süreyi dolduruyor. Sadece bir TV dizisi oluşturabilmek için, her bir bölümü doldurabilmek için Romalılar arasındaki entrikalar, gladyatörler arasındaki kavgalar, uzun dövüş ve seks sahneleri dizinin büyük bir bölümünü kaplıyor.
Elbette Spartaküs bir gladyatördü ve dövüş sahnelerinin bulunması gayet doğaldı. Seks de hayatın bir parçası olduğuna göre onun da bulunması doğaldı. Fakat bu dizide bunların dozu arttırılmış ve başka bir şeye pek yer bırakılmamış. Dövüş sahneleri bu dizide gladyatörlerin yaşamını göstermek için bulunmuyor, vahşeti bir meta olarak pazarlıyor. Aynı şekilde kadın bedeni de kelimenin tam anlamıyla meta durumunda. Bütün dizi sonu gelmeyen kan ve erotizmden ibaret. Ne de olsa kapitalist sinema ve TV endüstrisi şiddet ve seksten her zaman iyi para kazanıyor.
Dizideki en dikkat çekici nokta ise Spartaküs'ün kişiliği. Dizi boyunca Spartaküs, özgürlüğü için kaçmayı planlasa da aslında mülk sahibi sınıfların eğlencesi için dövüşmeye zorlanmayı pek sorun etmiyor. Kadın kölelere biçilen fahişelik rolünü ve onların tecavüzlere uğraması da Spartaküs için sorun değil. Köle emeğinin sömürüsü hakkındaysa ne dizide göze çarpan bir şey var ne de Spartaküs’ün buna tepki göstermişliği. Bütün dizi boyunca köleci düzenle hiçbir sorunu olmayan bir Spartaküs görüyoruz. Dolayısıyla ilk sezonun finalinde çıkan isyan aslında köleciliğe değil Batiatus'un ahlaksızlığına karşı çıkarılmış oluyor. Batiatus tarafından eşi öldürülen Spartaküs’ün derdi sadece ondan intikam almaktır. Crixus[1] da aynı şekilde köle düzenini dert etmiyor. Sadece kendisini öldürtmek isteyen Batiatus ve eşine (Lucretia) kızgın olduğu için isyana katılıyor. Onomeus’un isyana neden destek verdiği ise tam bir muamma. Diğer gladyatörlerde de durum hemen hemen aynı. Kiminin nedenleri muammayken kiminin nedeni de Batiatus ve eşinin ahlaksızlığı. Köle düzenine isyan etmek için bir neden gösterilmiyor. Tek dert Batiatus ki o da zaten öldürülüyor. Öyleyse bütün Roma’ya isyan etmek yerine kaçmak daha mantıklı. Bir yandan Spartaküs’ün gerçek kişiliği gizlenirken bir yandan da isyanın anlatılacak olması bu çelişkili sahneyi doğurmuş durumda. Hal böyleyken Spartaküs'ün Batiatus'u öldürdükten sonra Roma'ya karşı savaşma kararı çok ilgisiz duruyor.
Bahsi geçen dizidekinin aksine, gerçekte Spartaküs köleci düzenden kurtulmayı hedefleyen devrimci bir kişilikti.[2] Ve yönettiği isyan da doğrudan köleci Roma düzenini yıkmayı ya da en azından ondan kaçıp özgür olabilecekleri bir yere gitmeyi hedefliyordu. 70 gladyatörle başlayıp 100.000 kişilik köle ordusuna dönüşen isyancıların arasında her dilden, her dinden, her ırktan, her renkten, her kültürden kadınlar ve erkekler vardı. Herhangi bir nedenden dolayı köle durumuna düşmüş Roma vatandaşları ve o zamanın bilinen dünyasının her yerinden getirilen köleler bu orduda birleşmişti. Spartaküs'ün ordusu kelimenin tam anlamıyla enternasyonal nitelikte olup, sömürülen sınıfın, dönemin devrimci sınıfının ordusuydu.
Elbette bu dizi şu ana kadar yayınlandığı kısmıyla sadece Spartaküs'ün gladyatörlük dönemini anlatıyordu. Fakat bu dönem boyunca köleliğin gerçek yüzünü göstermedi. Tam tersine gündüzleri arenada öldürerek eğlenen, geceleri de efendinin gönderdiği köle kadınlarla eğlenen ve sabahlara kadar şarap içen köleleri gördük. Bütün bölümler boyunca izleyiciye verilen mesaj köleliğin kötü olmadığı ya da en azından bir erkek için kötü olmadığıydı. Hatta çok eğlenceli bir şey olsa gerek bu kölelik, özellikle de gladyatörlük dedikleri şey.
Dizinin sadece şu ana kadar yayınlanan kısmı bile tarihi çarpıtmaya yetti. Bu dizide binlerce köleyi peşine takan, özgürlük için savaşan, dünya üzerindeki (bilinen) ilk köle isyanının lideri yok. Kölelik karşıtı sözleriyle neye karşı ve ne için savaştığını ortaya koyan adam yok. O dönemin sosyo-ekonomik şartları el vermese de sınıfsız bir dünyanın mümkün olduğunu ve sömürülenlerin mücadele ederlerse iktidarı alabileceğini gösteren isyancıların lideri de yok. Bundan sonraki bölümlerde de böyle birini göreceğimizi hiç sanmıyoruz. Onun yerine gördüğümüz tek şey, ismi aynı olsa da başka hiçbir benzerliği olmayan, kölecilikle bir derdi bulunmayan, iyi dövüşen ve garip bir nedenden dolayı Roma’ya başkaldıran garip bir adam…
Elbette kapitalistlerin bir devrimciyi olduğu gibi göstermelerini beklemiyorduk. Roma’nın köleci ekonomik yapısını yansıtmalarını da... Spartaküs’ün devrimci mücadelesini kitlelere anlatmalarını ise hiç beklemiyorduk. Spartacus: Blood and Sand, sadece Spartaküs’ün hikayesi üzerinden gelir getirmeyi hedefleyen ve onu her şeyiyle bir metaya dönüştürüp, tarihi çarpıtan bir TV dizisi. Spartacus: Gods of Arena ise onunla tamamen alakasız ve hatta konusuz bir dizi olup seks ve şiddetin dozunun daha da arttırıldığı ve geriye başka bir şeyin bırakılmadığı bir dizi olup aynı amacı taşıyor.
Son olarak Stanley Kubrick’in yönettiği, Kirk Douglas’ın Spartaküs’ü oynadığı 1960 yapımı Spartacus adlı film ise her bakımdan daha iyi bir yapım olup, isyanı, isyanın liderini, onun kişiliğini ve dönemin Roma’sını daha iyi yansıtmakta olduğu için bugün çekilen kopyalarından kesinlikle daha iyi bir eser olduğunu belirtmek gerekiyor.

Dipnotlar

[1] Crixus, isyanın liderlerindendi. İsyancı ordusunun ikinci adamı olarak bilinir.
[2] Spartaküs’ün bu özelliği onun Marksistler tarafından da saygı görmesine neden olmuştur. Karl Marx, Spartaküs hakkında “benim kahramanım, Roma tarihinin tek saygın kişisi” gibi sözler söylemiştir. Ayrıca Almanya Komünist Partisi’nin öncülü Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Franz Mehring, Clara Zetkin önderliğindeki Spartakistlerdir. (Spartaküs Birliği olarak da bilinir.)