Tiyatrolarda özelleştirme ve muhafazakâr sanat
Uzun zamandır gündemi de meşgul eden Şehir Tiyatroları yönetmeliğiyle ilgili tartışmalar sürerken başbakanın Devlet Tiyatrolarının özelleştirileceğini açıklamasıyla tartışma daha da alevlendi.
İlk olarak sessiz sedasız Şehir Tiyatroları yönetmeliğinin değiştirilmesi ile başlayan süreç, bugünlerde iyice kızışmış durumda. Olay artık basit bir yönetmelik değişikliğinden çıkıp AKP hükümeti tarafından sanata karşı pervasızca bir saldırı haline getirildi.
Olayın en başından başlamak gerekirse, Şehir Tiyatrolarındaki yönetmeliğin kimsenin haberi olmadan gizlice değiştirilmesi ve mecliste oy çokluğuyla kabul edilen yeni yönetmeliğin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından imzalanması bekleniliyordu.
Her ne kadar Kadir Topbaş’ın, ”müfettişlerimiz yaptığı incelemede bir değişiklik yapılması gerektiğini bize ilettiler, biz de şehir tiyatrolara için iyi olacağını düşündüğümüz bu değişikliği yapmaya karar verdik.  Bakın bu iyi bir şey. Oyunlarımızı önceden sanat yönetmenimiz belirliyordu şimdi 7 kişinin belirleyeceği bir kurul olacak, demokratik olacak” açıklamasını yapsa da kimseyi inandıramadığı ortada.
İskender Pala’nın Zaman gazetesinde yazdığı yazı “muhafazakâr sanat” tartışmalarının geldiği noktayı gösterirken, Şehir Tiyatrolarında son dönemde sahneye konan oyunların “muhafazakârlar” tarafından nasıl eleştirildiğini anlatıyor. [1] Yazı bu çevrelerin sanata nasıl baktıkları konusunda bize ipuçları da verirken, bu tepkilerin sonucu olarak tiyatroların seyirci sayısının düştüğü ve salonların boş kaldığı iddiasını gündeme getirerek, yapılan bu düzenlemeleri meşrulaştırılmaya çalışıyor.
Mecliste kabul edilen yönetmelik’te Genel Sanat Yönetmeni’nin birçok yetki ve sorumluluğu Tiyatro Müdürü’ne devrediliyor ve bu değişiklikle İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın kurumsal yapılanması olan Şehir Tiyatroları tek bir yapının, yani Müdürlüğün bünyesinde toplanıyor. Önceden repertuarı genel sanat yönetmeni belirliyordu; şimdi ise 7 kişilik bir heyetten oluşan kurul belirleyecek. Bu yedi kişilik kurulda daire başkanı, müdür ve bir belediye meclisi üyesi bulunuyor. Ayrıca belediye genel sekreter yardımcısı heyet başkanlığını üstlenecek. Belediye genel sekreterinin de belediye tarafından atandığı ve dolayısıyla AKP yanlısı olduğunu düşünürsek kurulda pek de muhalif bir ses olacağı beklenilmez.
Tiyatronun sanatçıların elinden alınıp, bürokrasinin kanatları altına sokulması sanatçılar tarafından büyük tepkiyle karşılandı. 13 Nisan günü Muhsin Ertuğrul Tiyatrosu önünde oyuncuların, seyircilerin, konservatuvar öğrencilerinin katıldığı bir basın açıklaması gerçekleştirildi. Yapılan basın açıklamasında; şehir tiyatrolarının bir süredir haksız saldırılara maruz kaldığını ve 98 yıldır sanatçıları tarafından yönetilen tiyatronun tüm sanatsal işleyişinin belediye bürokratlarına teslim edildiği belirtildi. Aslı Öngören “Ülkemizin tüm kültür sanat ortamını muhafazakârlaştırma harekâtıdır bu. Bizce muhafaza edilmesi gereken değerlerse açıktır. Bizim asıl sorumluluğumuz seyircimizle birlikte, daha özgür ve umutlu günlere yürümektir” dedi.[2] Yapılan basın açıklamasıyla beraber genel sanat yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu ve yönetim kurulunda seçilmiş üyelerinin istifasıyla tepkiler devam etti. Son olarak Kadir Topbaş’ın kültür sanat danışmanlığını yapan Kenan Işık’ da istifa ederek konuya ilişkin tepkisini ortaya koydu.
Bu eylemin ardından sosyal medyadan da gelen tepkilerin etkisiyle tiyatro severler sanatın ehlileştirmesine karşı Taksim’ de bir eylem gerçekleştirildi.  Gerek eylemin hafta içi ve gündüz saatinde olması gerekse yeterli duyurunun ve örgütlenmenin yapılmamış olmasına rağmen Şehir Tiyatroları oyuncularından yapılan açıklamaya göre eyleme yaklaşık 5000 kişi katıldı.
Şehir Tiyatrolarında istifaların ve eylemlerin ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan çok kızmış olacak ki, artık bu "pervasızlığa" dur demek istedi ve Devlet Tiyatrolarını da özelleştirmeye karar verdi.
Recep Tayyip Erdoğan  AK Parti Genel Merkez Gençlik Kolları 3. Olağan Kongresi'ne katılarak yaptığı konuşmasında şehir tiyatrolarına da değindi. Yapılan değişiklik üzerinden tüm muhafazakârların aşağılanmasına küçümsenmesine başlandığını ifade ederek Kadir Topbaş’ı desteklediğini ve artık kimsenin istediği gibi at koşturamayacağını söyledi.  Erdoğan despot aydın tavırlarıyla milletin küçümsenmeyeceğini, devlet eliyle tiyatroculuk olmayacağını ve tiyatroları özelleştirmeye getireceğini söyledi.[3] Ancak aydınları “despotlukla” suçlayan Erdoğan’ın kendisinin neredeyse bakanlarına bile danışmadan devlet tiyatrolarını özelleştirmeye kalkması tuhaf bir ironi oluşturdu.
Dünyada ve Türkiye’de tiyatroya ayrılan bütçe
Erdoğan ne kadar “devlet eliyle tiyatroculuk olmaz” dese de dünya devlet eliyle nasıl tiyatro yapıldığının örnekleri ile dolu. İngiltere’ de Art Council (Sanat Konseyi) adı verilen kurum bırakalım şehirleri, ucu köylerdeki tiyatrolara kadar giden bir bütçe ayırıyor. 2006-2007 rakamlarına göre İngiltere’deki Sanat Konseyi tiyatrolara 120 milyon sterlin destek vermiş. Tabii bu destek verilirken hiçbir şekilde sahnelenen oyunlara karışılmadığı gibi yeni eser yazımı, yapım gibi masraflar için de bütçe veriyor.
Fransa’da hem belediyenin hem de devletin sahip olduğu tiyatro salonları var. Tiyatrolar devlet sahnelerinde oyun oynamak için başvuru yapıp ödenek istiyor. Bu çerçevede bütün tiyatrolara destek veriliyor.
Almanya’da her eyalet kendi desteğini kendisi belirliyor ve hangi oyunun sahneleneceğine, içeriğine karışılmıyor. Örnekler çoğaltılabilir.[4]
Türkiye’deki yönetmelik projenin amacı, niteliği, tiyatronun sergilediği oyun sayısı, ortalama maliyeti, sürekli bir tiyatro geleneğini yansıtıp yansıtmadığı gibi kriterleri de göz önünde bulundurmaktadır. Buna göre Türkiye’ de 2011-2012 sezonu için 162 tiyatroya 3,5 milyon TL bütçe ayrılmış.
Muhafazakâr basının yalanları ve gerçekler
AKP’nin özelleştirme politikasını destekleyen yazarların yazılarında Şehir Tiyatrolarını “yeniden” yapılandırmaya ve Devlet Tiyatrolarını özelleştirmeye iten sebebin tiyatrolardaki seyirci azlığı olduğu söyleniyor. Bu azlığın da oyunların +16 cinsel içerikli ve şiddet içeren oyunlardan kaynaklandığına vurgu yapılıyor. Tabi ki bu tür bahaneler söylenmekle bitmez. Şehir Tiyatroları salonlarına 8 yıl içerisinde 4 bin 609 adet yeni koltuk eklemiş. Salon kapasitesini 564 binden 695 bine çıkarmış. Her yıl yapılan Çocuk Şenliği ile 40 bin ve Genç Tiyatro Günlerinde ise 65 bin seyirciye ulaşmış.
Devlet Tiyatroları ise 2001- 2002 de 1 milyon 14 bin 57 seyirciye ulaşırken, 2010- 2011 yılında 1 milyon 722 bin 294 kişiye ulaşmış. Yani % 69,8 ile doluluk oranı artmış. [5]
Oyunları takip eden ve her ay oyunlara bilet bulmak için uğraşanlar olarak da şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki tiyatro biletlerinin satışa çıkmasından oldukça kısa bir süre sonra oyun biletlerinin tükenmekte olduğunu ve izleyicilerin birçoğunun bilet alabilmek için biletlerin satışa çıkış tarihlerini sıkı bir şekilde takip etmek zorunda olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla gerçeği bilen ve sıkı tiyatro takipçilerinin rahatlıkla görebileceği gibi “seyirci azlığı” bahanesinin AKP’nin tiyatroları özelleştirme ve sanatın ufuk açıcı karakterine karşı “muhafazakâr sanatı” ön plana çıkarma planlarına bir mazeret olarak kullandığı ve bunu yaparken ortaya koyduğu argümanların büyük bir bölümünün yalan olduğu apaçık ortada.
AKP’nin bu özelleştirme kararı bir yandan “muhafazakâr sanat” anlayışını daha da egemen kılma anlayışının bir yansımasıyken diğer yandan da işçi sınıfı ve gençliği de sanatın “ilerici” ve “aydınlatıcı” yanından uzak tutmaya yarayacak olan önemli bir silah olduğu gerçeğini de unutmamak gerekiyor.  İnsanların özel tiyatrolardan çok şehir ve devlet tiyatrolarını seçmesindeki en önemli etken hiç kuşkusuz bilet fiyatları. Asgari ücretle geçinen ya da öğrenci olan bir birey tiyatroya gitmek için ciddi maddi zorluklar yaşarken, özelleştirme ile birlikte izlenme oranları da ciddi anlamda düşecektir. Bugün birçok özel tiyatronun yaşadığı sıkıntıları ve kapanma noktasına geldiği gerçeğini de hesaba kattığımızda seyircilerin birçoğunun tiyatrolardan uzak kalacağını görebiliriz.
Diğer yandan ise AKP hükümeti iktidara geldiği günden bu güne kadar, yerel yönetimlerden de aldığı ciddi bir güçle, gerek belediyelerin kültür merkezlerinde gerekse özel tiyatro salonlarında muhafazakâr yazarların yönettiği din ve milliyetçilik ağırlıklı oyunları oynatıp, okulları da bu salonlara taşıyarak kitleler üzerinde ciddi bir kültürel hegemonya kurmanın araçlarını yaratmış durumda.
Dolayısıyla uzunca bir süredir bu alanda kendi alternatifini yaratmaya çalışan AKP Hükümeti, daha önce birçok alanda yapmış olduğu gibi tiyatro salonlarında da kendisine karşı tehdit oluşturabileceğini düşündüğü oyunları ve oyuncuları elindeki iktidar gücünü kullanarak yok etmeye çalışıyor.
Tiyatrolara ve sanata karşı yapılan bu saldırı tek başına ele almamak gerekir. Daha önce hatırlanacağı gibi konserler basılmış, heykeller ucube ilan edilmiş,  gerek sinema gerekse tiyatrolarda birçok oyun yasaklanmıştı. Tüm bunlar yaşanırken sanatçılar AKP’nin bu saldırılarına ortak bir cevap verememişler, dolayısıyla heykel tıraşların mücadelesi birkaç cılız basın açıklaması ve eylemle sönük kalmış, konser basılma olayı ise az sayıda sanatçının “kınama”larının ardından kapatılmıştı. Sanatın diğer alanlarında AKP saldırılarına karşı bunlar yaşanırken tiyatrolarında sessiz kalanlara bugün sıra geldi. Tüm bu yaşananlardan şu sonucu çıkarmak gerekiyor: AKP Hükümetinin farklı alanlarda yaptığı bu ve benzeri saldırılara karşı gerek sanatçılar gerekse diğer meslek grupları ortak bir mücadele hattı örmedikçe tüm bu saldırıların ardından AKP hükümeti istediğini alarak zaferle çıkacaktır.
Bir yandan AKP Hükümetine karşı böylesi bir mücadele hattı örülürken, her türlü gericiliğin önüne geçebilecek nihai çözümün yaşamın her alanında olduğu gibi sanat alanında da burjuvazinin mülkiyetini ve egemenliğini ortadan kaldırmak için mücadele etmekten geçiyor. Marksistler olarak sanatın gerçek anlamda ancak sınıfsız sınırsız ve sömürüsüz bir toplumda özgür olabileceği unutmamalı, bu alandaki mücadelemizi kapitalizme karşı verdiğimiz mücadelenin bir ayağı olarak örgütlemek zorundayız.

Dipnotlar

[1]. http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1271265 http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1244776
[2]. http://www.f5haber.com/gazeteport/sehir-tiyatrolari-nda-deprem-haberi-2900052/?ref=ana
[3].http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1086420&CategoryID=78
[4].http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1086552&CategoryID=82
[5.]http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/20456501.asp
http://www.sondakika.com/haber-devlet-tiyatrolari-temsil-ve-seyirci-sayisini-3236530/
http://www.tiyatrodunyasi.com/haberdetay.asp?haberno=5273