Irak’ın karşı saldırısı Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ni karıştırıyor

Irak’ın Şiilerin hakimiyetindeki merkezi hükümeti, Türkiye’nin ve İran’ın desteğiyle, Erbil merkezli Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne (KBY) karşı saldırısını genişletiyor. Kürt peşmerge milislerini Kerkük’ten ve KBY dışındaki neredeyse tüm diğer bölgelerden çekilmeye zorlayan Irak güvenlik güçleri, KBY’nin denetimindeki toprakları şimdiden çarpıcı biçimde küçültmüş durumda. Peşmergeler, söz konusu yerleri, 2014 başlarında IŞİD’den almışlardı.

Şimdi, Bağdat, KBY’nin bağımsız bir Kürt devleti yaratma yönündeki başarısız girişiminin yoğunlaştırdığı krizden, KBY’nin Irak içindeki özerkliğini önemli ölçüde azaltmak için yararlanmaya kararlı görünüyor.

Irak Başbakanı Haydar el-İbadi, Bağdat’ın, havaalanları dahil olmak üzere tüm uluslararası sınır kapılarını merkezi hükümete bağlı güçlerin denetimi altına yerleştirecek şekilde, KBY’nin dış sınırlarının yönetimini ele geçireceğini vurguladı. Bağdat, özellikle, petrol ihracatı için önemli bir kanal olan ve Irak, Suriye ve Türkiye sınırlarının kesişme noktasında bulunan Faysh Habur’daki sınırın denetimini ele geçirmeye istekli. İbadi, ayrıca, peşmergenin önemli ölçüde küçülmeye gitmesi ya da merkezi hükümetin güvenlik güçlerine dahil olması çağrısı yaptı; Bağdat’ın tüm petrol ihracatını kontrol etmesi ve KBY’nin bütçesini denetlemesine izin verilmesi gerektiğini söyledi.

KBY’nin petrol ihracatı geliri, geçtiğimiz ay Kerkük civarındaki petrol sahalarını ve Ninova vilayetindeki daha küçük sahaları kaybetmesi sonucunda, zaten yarıdan fazla azalmıştı.

Peşmergeler, daha büyük, daha iyi donanımlı Irak güçlerinin ilerlemesi karşısında şimdiye kadar geri çekildiler. Ancak peşmerge komutanları, ABD’nin dahil olduğu dış güçleri içine çekebilecek kanlı çatışmalar olasılığını gündeme getirecek şekilde, artık daha fazla geri çekilmek yerine “ölmeyi seçme” yemini ediyorlar.

Washington, dünyanın en önemli petrol ihracatçısı bölgesi üzerinde dizginsiz egemenlik ileri sürme yöneliminde bir araç olarak kullandığı KBY’yi uzun süredir himaye ediyordu. Ancak o, kendi planlarına karşı geldiği için, Erbil’in bağımsızlık girişimine karşı çıktı. KBY, tam da Washington’ın Suriye’de daha saldırgan bir şekilde müdahale ederek ve İran nükleer anlaşmasını baltalayarak İran üzerindeki askeri-stratejik baskıyı çarpıcı biçimde yoğunlaştırmaya hazırlandığı sırada, Bağdat’ı ve Ankara’yı Tahran ile daha sıkı bağlar geliştirmeye itti.

Hem peşmerge hem de Irak ordusu içine güçler yerleştirmiş olan ABD ordusu, son günlerde, bir ateşkese arabuluculuk yapmaya çalışıyor. Ancak iki taraf, çeyrek yüzyıllık yıkıcı Ortadoğu savaşlarının parçası olarak mezhepsel gerilimleri tutuşturmuş olan Washington’a güvenilmeyeceği dışında, çok az konuda anlaşıyor.

Dün, Başbakan İbadi, KBY’yi, peşmergenin bir Türkiye sınır karakolunu kapsayan çeşitli tartışmalı topraklardan çekilmesi yönünde geçtiğimiz Cumartesi günü varılan bir anlaşmadan dönmekle suçladı. İbadi, “Eğer [anlaşmaya] sadık kalmazlarsa, ne istersek yapacağız ve eğer kuvvetlerimize ateş açılırsa, onlara hukukun gücünü göstereceğiz.” dedi.

Bu arada, KBY yönetiminin bir danışmanı, Bağdat’ı, “diyologla hiçbir şekilde ilgilenmemek” ile suçladı ve “Kürdistan’da savaş tamtamları”nın çaldığı uyarısında bulundu.

KBY, geçtiğimiz Haziran’da ilan edilen bir planı yerine getirerek, 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu düzenlemişti. Erbil, özellikle kışkırtıcı bir hamleyle, referandumu, ABD işgali altında Irak halkına dayatılmış olan anayasadaki resmi KBY sınırlarının dışında kontrol ettiği etnik ve dinsel olarak tartışmalı topraklara genişletmişti. Bağdat, referandumu yasadışı olarak mahkum etmiş; her ikisi de azımsanmayacak Kürt azınlıklara sahip olan Türkiye ve İran, Erbil’deki yetkilileri, kendi sınırlarında bağımsız bir Kürt devletinin ortaya çıkmasına göz yummayacakları konusunda uyarmıştı.

Yine de, KBY yönetimi, referanduma yönelik açık duruşuna rağmen Washington’ın Bağdat’ı görüşme yapmaya iteceği ve Erbil’e kalkan olmak için NATO müttefiki Türkiye üzerindeki etkisini kullanacağı kumarını oynayarak, büyük risk aldı. Yetmiş yıl önce kurulmasından beri Barzani ailesinin önderlik ettiği Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), uzun süredir, Washington ve İsrail ile sıkı ilişkilerin tadını çıkarıyordu. Dahası, peşmerge, Irak’ta IŞİD’e karşı harekat sırasında Pentagon ile sıkı bağlar geliştirirken (Washington ve ABD medyası tarafından hücum kıtaları olarak göklere çıkarıldı), ABD ordusunun işlediği daha da büyük savaş suçlarının yanında, etnik temizlikteki kendi rollerini örtbas etti.

Irak’ın KBY’nin bağımsızlık adımına yönelik karşı saldırısı, KDP’yi ve bir bütün olarak Kürt seçkinlerini karıştırmış durumda.

Pazar günü, KDP’nin uzun süreli önderi Mesut Barzani, KBY meclisinden, dörder yıl için seçildiği iki dönemin ve sonuncusu sadece kendi otoritesine dayanan birkaç yıllık olağanüstü uzatmaların ardından başkanlıktan istifa ettiğini duyurduğu hırçın bir televizyon konuşması yaptı.

Barzani, “Peşmerge ve tüm Kürdistan halkı, zehirli bir hançer ile sırtından bıçaklanmıştır.” dedi. O, referandumun bağımsızlığı onaylamasının “asla yok edilemeyeceği” iddiasında bulundu.

Irak’ın etnik parçalanmasına uluslararası destek olmamasından şikayet eden Barzani, “Dünya, bir kez daha, Kürdistan halkının kendisinden ve dağlardan başka dostu olmadığını gösterdi.” dedi. O, ardından, bağımsız bir Kürdistan’ın karşıtları olarak bilinen ve onun Kürt siyasi rakiplerini de kapsayan uzun bir listeyi şiddetle eleştirdi.

Barzani’nin Washington’a yönelik suçlaması özellikle keskindi. O, “Halkımız, şimdi, ABD’nin Irak’ın saldırısından haberdar olup olmadığını ve onu neden engellemediğini sorgulamalıdır.” dedi. Görevi bırakan KBY başkanı, ABD’yi Kürt halkına ihanet etmekle suçlarken bile, Irak ordusu ile ittifak halindeki Şii milislere yönelik İran desteğini kınayarak, ABD’nin Tahran karşıtı yönelimine KBY ve peşmerge desteği sağlamaya oldukça istekli olacağının işaretini verdi. Barzani, “Amerika’nın teröristler listesinde yer alan ve Amerikan silahı kullanan belirli insanların saldırısıyla şaşkına dönmüş durumdayız.” diye konuştu.

Barzani, peşmergenin Kerkük’ten barışçıl bir şekilde çekilmesinin sorumluluğunu, KBY’deki ikinci büyük parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği’ne (KYB) bağlı güçlere yükledi. O bu konuşmayı yaparken, bazı destekçileri, muhalif meclis üyelerine sataşıp fiziksel olarak saldırdıkları şiddetli bir gösteri düzenliyorlardı.

Sözü verilmiş seçimlerin uzun süredir askıda kaldığı KBY yönetimindeki önderlik rolü, şimdi, Mesut Barzani’nin yeğeni, başbakan Neçirvan Barzani tarafından oynanacak. Bununla birlikte, birçok kişi, eski başkanın iktidarın kumandasını perde arkasından elinde tutmaya devam edeceğini düşünüyor. Barzani’nin oğlu ise, KBY’nin istihbarat aygıtının başında kalmayı sürdürüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mesut Barzani’nin istifasını Kürt halkının “tarihi” bir önderinin “devlet adamlığı eylemi” olarak adlandırdı ve onun yeğeninin yükselmesini memnuniyetle karşıladı. Washington, bağımsızlık referandumu ile sıkı sıkıya özdeşleşmiş olan KBY önderinin çekilmesinin krizi yatıştırmaya yardımcı olacağını umuyor.

Bununla birlikte, Washington, “birleşik Irak” içinde “güçlü KBY” yönünde yaptığı çağrıların Bağdat tarafından önemsenmiyor görünmesinden giderek daha fazla kaygılanıyor. Bu tür çağrılar, kuşkusuz, Kürt halkının demokratik haklarını güvenceye almaktan çok, KBY’yi Irak ve bölge içindeki ABD operasyonları için bir üs olarak korumakla ilişkili.

ABD eski Başkan Yardımcısı Cheney’in üst düzey danışmanı (yani, Irak’ın 2003’te istila edilmesinden sorumlu savaş suçlularından biri) olan John Hannah, olayların son süreçteki yön değişikliğinden yakınarak, KBY’yi, “muhtemelen, Irak’taki tüm ABD projesinin en büyük başarısı” olarak betimledi. Hannah, KBY merkezli ve KDP güdümündeki Kurdistan 24 televizyon kanalına, referandumun “zamansız” olduğunu düşünmekle beraber, “Ortadoğu genelinde, savaş dönemi müttefiklerinin en sadıklarından biri” İran’a “minnettar güçler tarafından sindirilirken, Amerika’nın burnunu sokmamayı ve izlemeyi tercih ettiği yönünde yaygın bir algı var” dedi.

New York Times, geçtiğimiz hafta, ABD Senatörü John McCain’in, “Ortadoğu’da yeni bir stratejiye ihtiyacımız var” başlıklı bir yazısını yayınladı. McCain, yazısında, Ortadoğu’daki “Amerikan gücü”ndeki gerilemeden şikayet ediyor ve bunu ABD’nin bölgeden “çekilmesi”ne (yani, 2013’te Suriye’ye doğrudan bir ABD askeri müdahalesinden ve İran’ın Ortadoğu genelindeki “zararlı etkisi”ne karşı koymaktan geri adım atılmasına) bağlıyordu.

McCain, ABD’nin destekleyip silahlandırdığı Bağdat’taki hükümetin, peşmergeyi Kerkük’ten ve IŞİD ile mücadele adına işgal ettiği diğer topraklardan çıkarmak için Tahran’dan yardım almasının kabul edilemez olduğunu belirtiyordu. Cumhuriyetçi Partili savaş kışkırtıcısı, şunları yazdı: “Şimdiki yolumuzda uykuda yürümeyi sürdürmemiz durumunda, yakın gelecekte uyanabilir ve Amerikan etkisinin, dünyanın en önemli bölgelerinden birinden kovulmuş olduğunu görebiliriz. Bu yüzden Amerikalıların Ortadoğu’da şu anda olup bitenlere önem vermesi gerekiyor. Bu yüzden, Kürtler gibi gerçek dostlarımızı bırakmamamız gerekiyor.”

Son günlerde, hem Demokratik hem de Cumhuriyetçi partiden önde gelen Kongre üyeleri, Kürtlerin “katledilmesi”ni önlemek için ABD askerlerinin konuşlandırılması olasılığını ima ettiler. Temsilciler Meclisi İstihbarat Komitesi Başkanı Devin Nunes, Washington Examiner’a, “Müdahale etmemiz gerektiğini düşünüyorum.” dedi.

Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’ndeki üst düzey Demokrat Eliot Engel ise, “Hiçbir katliam olmamasını garantiye almalıyız ve eğer son çare askerler veya korumalar göndermek olacaksa, bana göre, bunu düşünmeliyiz.” diye belirtti.

2 Kasım 2017

İngilizce özgün metin