15 Temmuz darbe girişiminden suçlanan subayların toplu yargılanması başladı

1 Ağustos Salı günü, Ankara’daki 4. Ağır Ceza Mahkemesi, geçtiğimiz yılki 15 Temmuz darbe girişimine karışmakla suçlanan 486 sanığın duruşmasına başladı. Sanıklar, resmi olarak, “Anayasayı ihlal, Cumhurbaşkanına suikast, yasama  organını ortadan kaldırmaya teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan  kaldırmaya teşebbüs, silahlı terör örgütü yönetmek, askeri komutanlıkların gaspı,  kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs, mala zarar verme, kamu malına zarar  verme, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, ibadethanelere zarar verme, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” ile suçlanıyorlar.

Savcılar, darbe girişiminin önderi olmakla suçlanan 45 şüpheli hakkında 330 ömür boyu hapis cezası talep ediyor. Diğer sanıklardan 416’sı tutuklu, 18’i tutuksuz yargılanıyor; 7’si ise kaçak.

Sanıklar, darbe girişiminin komuta merkezi olan ve oradan havalanan savaş uçaklarının TBMM’yi ve diğer kilit hedefleri bombaladığı ve 80 kişiyi öldürdüğü Akıncı Hava Üssü’nde yaşananlarla ilgili suçlamalarla karşı karşıya. Ankara yakınındaki Akıncı Hava Üssü, ayrıca, darbecilerin genelkurmay başkanını ve başka ordu komutanlarını, hükümet yanlısı güçler tarafından kurtarılmalarından önce saatlerce esir aldıkları yerdi.

Davanın tartışmalara yol açan karakteri ve devlet aygıtı ile silahlı kuvvetler içindeki derin siyasi anlaşmazlıklar, dün, hükümetin kara, deniz ve hava kuvvetleri komutanlarını aniden görevden aldığını duyurmasıyla vurgulandı. Bu yargılamanın ya da bununla bağlantılı yasal işlemlerin silahlı kuvvetlerin bir kesiminin Erdoğan’ı devirme yönünde yeni bir girişimde bulunmasına yol açacağı bir kriz olasılığı göz ardı edilemez.

Sanıklar arasında, “Fethullahçı Terör Örgütü”nün (FETÖ) önderleri olarak kabul edilen generaller ve siviller var. ABD’de yaşayan ve Ankara’nın darbe girişimini organize etmekle suçladığı Fethullah Gülen, baş sanık olarak gıyabında yargılanıyor. Gülen suçlamaları reddediyor ama 15 Temmuz darbesinden bu yana ortaya çıkan kanıtlar, onun, en azından, ABD’nin yaptığı gibi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir darbe yoluyla devrilmesi planına onay verdiğine işaret ediyor.

İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve ana muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), yargılamaya müdahil olmalarına izin verilmesi için başvuruda bulunacaklarını açıkladılar. Erdoğan, bakanlar ve milletvekilleri de iddianamedeki davacılar arasında.

Başarısız darbe girişimi üzerine ilk yargılama Aralık 2016’da başlamış ve onu, Türkiye genelindeki onlarca yargılama izlemişti. 15 Temmuz 2016’dan bu yana 50.000’den fazla insan FETÖ ile bağlantılı olma iddiasıyla tutuklandı. Güvenlik güçleri neredeyse her gün FETÖ için çalıştığından kuşkulanılan kişilere karşı operasyonlar gerçekleştiriyor.

Darbe girişiminin ağırlıklı olarak işçilerin ve gençlerin kitlesel seferberliği sayesinde yenilgiye uğramasının ardından, AKP hükümeti olağanüstü hal ilan etmiş ve yalnızca darbecilere karşı değil ama bütün siyasi muhalefete karşı kapsamlı bir baskı başlatmıştı. Erdoğan bu baskıyı diktatörlük yetkilerini güvence altına alma girişimini ilerletmek için kullanıyor.

ABD emperyalizminin Ortadoğu’daki savaş yönelimi, Ankara ile NATO’daki müttefikleri arasında anlaşmazlıklara yol açmış durumda. ABD emperyalizmi Kürt güçlerini (YPG) Suriye’deki vekil güçleri olarak desteklerken, Türkiye içinde ve çevresinde daha geniş bir Kürt hareketinin ortaya çıkmasından korkan Ankara, Washington’dan ve Avrupalı geleneksel emperyalist müttefiklerinden uzaklaştı. Erdoğan, Moskova ile ilişkileri geliştirme peşinde koşarken, ABD’li ve Avrupalı yetkililer ondan kurtulmaya giderek daha kararlı hale geliyorlar (ayrıca bkz: Anayasa referandumunda “HAYIR” oyu verin! Toplumsal Eşitlik’in açıklaması”)

Darbeyi destekleyen bu güçler, ayrıca, 15 Temmuz başarısız darbe girişiminin ardından Türkiye’den Avrupa’ya ya da ABD’ye kaçan ve siyasi sığınma başvurusunda bulunan subayları ve bürokratları ağırlıyorlar.

Erdoğan, uzun süredir, Temmuz 2013’te ABD destekli bir darbeyle devrilen Mısır Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin yazgısını paylaşabileceğinden korkuyordu. 15 Temmuz darbesi, AKP yönetiminin NATO destekli bir askeri darbe eliyle devrilmesi tehlikesinin oldukça gerçek olduğunu gösterdi.

Erdoğan, buna, tüm muhalefete yönelik bir baskıyla karşılık veriyor ve demokratik haklara yönelik saldırısını milliyetçi bir şekilde, “dış güçlerle mücadele” (“Türkiye’ye boyun eğdirmeyi ve ülkeyi bölmeyi” amaçlayan Washington, Berlin ve işbirlikçileri ile mücadele) kampanyası olarak sunuyor.

Kısa süre önce, Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel, Berlin’in Ankara’ya yönelik politikasını gözden geçireceğinin işaretini verdi ve şirketlere Türkiye’ye yatırım yapmalarını tavsiye edemeyeceğini belirtti. Bu, Türk makamlarının Berlin’e iddiaya göre Gülen hareketiyle bağlantılı olan yaklaşık 700 şirketlik bir liste vermesinden ve Berlin’in Türkiye’deki birliklerini Ürdün’de yeniden konuşlandırma kararı almasından sadece birkaç hafta sonra gerçekleşti.

Gabriel’in açıklamalarına yanıt olarak, Erdoğan, Berlin’in çok da örtülü olmayan ekonomik yaptırım uygulama tehditlerini sert biçimde eleştirdi ve “Türkiye'yi ambargo tehditleriyle korkutacağınızı sanıyorsanız önce kendinizin çok daha büyük bir bedeli göze almanız gerekir.” dedi.

Türkiye ile NATO/Avrupa Birliği (AB) ortakları arasındaki zaten gergin olan ilişkiler daha da kötüleşmiş durumda. Ankara, kısa süre önce Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın aldı, Çin ile sıkı bağlar geliştirmeye çalışıyor ve AB’yi, Avrupa’ya yeni bir Suriyeli göçmen akını başlatmakla tehdit ediyor.

AB’nin Ankara üzerindeki artan baskısının “Türkiye’ye demokrasi getirmek” ile ilgili olduğu bahanesi, tıpkı Erdoğan’ın emperyalizm karşıtı bir politika izliyor olduğu iddiası gibi, siyasi sahtekarlıktır. ABD yönetimi Rusya’ya ve Çin’e karşı savaş yönelimini tırmandırırken, NATO ve AB Türkiye’yi kendi jeo-stratejik yörüngelerinde tutmak için amansız bir mücadele yürütüyor.

2013’e kadar Erdoğan’ın ve yandaşlarının en yakın siyasi ortağı olan Fethullah Gülen’in önderlik ettiği hareket, ABD emperyalizminin Çin ve Rusya ile cepheleşmesindeki stratejik bir unsurdur. 1999’da ABD’ye geçen Gülen, hareketini, özellikle Orta Asya’daki eski Sovyet cumhuriyetlerinde ve Afrika’da hızla geliştirdi. Gülen, CIA’in himayesi altında bulunan geniş bir okullar ve vakıflar ağını kontrol ediyor. Gülen hareketinin amacı, bu ülkelerdeki egemen seçkinlerin bir kesimini Washington’ın çıkarları doğrultusunda eğitmektir.

Erdoğan ve AKP hükümeti gerici ve militarist bir gündem izlerken, ABD ve Avrupalı güçler, gerçekte, tüm tarafların yaşamsal olarak gördüğü konularda bir anlaşmaya varmaları durumunda, iktidarının ilk on yılında yaptıkları gibi, Erdoğan ile çalışmaya hazırdır. AKP hükümetine demokrasi dersi veren aynı emperyalist güçler, Suudi Arabistan ve Körfez’in petrol şeyhlikleri gibi gerici mutlakıyet yönetimlerinin başlıca destekçileri ve ortaklarıdır.

Kasım 2015’ten beri, Fransa, Afrika’daki askeri operasyonlarına devam ederken, temel demokratik hakları askıya alan bir olağanüstü hal altında bulunuyor. Ekonomik gücüne uygun büyük bir askeri güç haline gelme hedefini çoktan ilan etmiş olan Berlin ise, Hamburg’daki son G-20 zirvesinde protestoculara karşı uyguladığı polis baskısıyla, temel hakları hiçe saydığını gözler önüne serdi.

4 Ağustos 2017

İngilizce özgün metin