Orta Vadeli Program ve yeni “torba yasa” açıklandı
Savaş hazırlıklarının faturası işçi sınıfına ödetilmek isteniyor

Geçtiğimiz hafta, iç ve dış siyasi gelişmelerin yanı sıra Türkiye ekonomisi açısından oldukça hareketli geçti. Avronun ve doların Türk Lirası karşısında yeniden değer kazanmaya başlamasının ardından, 27 Eylül çarşamba günü, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı Naci Ağbal ve Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan, 2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladılar.

Mehmet Şimşek, açıklanan Orta Vadeli Program ile kamuoyuna ekonomik hedeflerle ilgili pembe bir tablo çizerken, onun ardından konuşan Maliye Bakanı Naci Ağbal “torba yasa” ile birlikte yeni vergi artışları olacağını açıkladı.

OVP ve yeni vergilerle ilgili açıklama, Suriye’de ve Irak’ta süren iç savaşın yayılarak Türkiye’yi ve İran’ı da kapsayacak bölgesel bir savaşa, hatta ABD ve Rusya ile AB’nin büyük güçlerini içine çekebilecek üçüncü bir dünya savaşına yol açabilecek şekilde tırmandığı bir döneme denk gelmektedir.

Yeni vergiler ve her gün tüketim mallarına gelen zamlar ile tırmanan militarizm ve savaş hazırlıkları arasındaki doğrudan bağlantı, bizzat Maliye Bakanı Nabi Ağbal tarafından dile getirildi.

Açıklanan OVP’de, Türkiye’nin bulunduğu bölgede yaşanan tüm bu olumsuz etkilere, yüksek işsizliğe, artan enflasyona, rekor kıran dış borç stokuna ve Türk Lirası’ndaki değer kaybına rağmen, Türkiye ekonomisi için oldukça olumlu bir tablo çiziliyordu.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, Suriye ve Irak sınırlarına binlerce asker, tank ve top yığmış, her an savaşa girebilecek bir ülkenin değil; başka bir gezegende bulunan bir ülkenin başbakan yardımcısı gibi konuştu. Şimşek konuşmasında,“İstikrarlı ve yüksek hızlı büyüyen bir ekonomik yapı için… makro ekonomik istikrarın sürdürülmesi, beşeri sermaye ve işgücü kalitesinin artırılması, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması, iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi ve kamuda kurumsal kalitenin artırılması” hedefinden söz etti.

Meclise sunulan yasanın kapsamı

OVP’yi mali olarak destekleyeceği söylenen “torba yasa” kapsamında sadece vergi düzenlemeleri bulunmuyor. Kamunun elde kalmış son varlıklarının da sermayeye aktarılması yönünde ciddi adımlar atılıyor. Yasa kapsamında oldukça geniş bir alanda düzenlemeler yapılıyor:

• Sigara kağıdından kurumlar vergisine, kira gelirinden şans oyunları ikramiyesine kadar tüm dilimlerde vergi artışına gidiliyor.

• Özellikle FETÖ soruşturmaları kapsamında kamudan yapılan çok sayıda ihracın ardından ortaya çıkan personel açığını kapatmak için emeklilerin yeniden devlette istihdam edilmesinin yolu açılıyor. Bunun için kamudan ve özel sektörden emekli olmuş veya görevden ayrılmış liyakat sahibi üst düzey veya uzman personeli, devletin çeşitli program, proje ve görevlerinde gönüllü veya ücretli çalıştırabilecek esnek bir istihdam mekanizması oluşturulacak.

• Şehir merkezlerindeki 10 yaşından büyük ve neredeyse tamamı yapım yılları gereği deprem yönünden “riskli yapı” sayılan kamu lojmanları satılarak yandaş inşaat firmalarına yeni kazanç alanları yaratılacak.

• Belediyeler, yerleşim alanları içinde bulunan ve hazineye ait olan tarımsal amaçlı arazileri kullanıcılara satacak (bu arazilerin, düzenlenecek raporlarla “tarımsal niteliğini kaybetmiş” olduğu belirlenirse, yeniden imara açılma olasılığı var).

• Maliye Bakanlığı’ndan irtifak hakkı ile yer kiralayanlar, artık 5 yıl vade ile bu yerleri satın alabilecekler (bu süre daha önce 2 yıldı).

• 31.12.2009 tarihinden önce hazine arazileri üzerine inşa edilmiş kaçak binalar, belediyeler aracılığıyla onları yapanlara satılacak; yani kaçak yapılara imar affı gelmiş olacak.

• Organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri, serbest bölgeler ve yerleşim alanları içerisinde bulunan sanayi sitelerinin ve sanayi işletmelerinin yerleşim yerleri dışına çıkarılması için kuruluş ve genişleme aşamalarında kolaylıklar sağlanacak. Böylece şehir içerisinde kalmış olan sanayi alanları yeniden imara açılacak.

• Asgari ücretten vergi alınmaya devam edilirken, onun 1.404 liranın altında düşmesi engellenecek.

• Yüzde 27 olan üçüncü dilimdeki gelir vergisi oranı yüzde 30’a çıkarılacak.

Toplumun büyük çoğunluğunu oluşturan emekçiler üzerindeki vergiler artarken (sendikaların hesabına göre torba yasa ile getirilen vergi artışlarının her bir aileye faturası 1.400 lira tutuyor), stratejik sektörlerde kurumlar vergisini düşürme yönünde çalışma yapıldığı, bizzat bakan tarafından açıklandı. Yani işçiler üzerindeki vergiler artarken, patronların vergileri daha da azaltılacak.

Bakan Ağbal, yüzde 40-68 oranında artan motorlu taşıtlar vergisini (MTV), “…Öncelikle şunu söyleyeyim MTV her sene artıyor. Enflasyon ne kadarsa otomatik olarak zaten artıyor. Eğer biz herhangi bir yasal düzenleme yapmasaydık MTV yüzde 15 oranında 2018 yılında artacaktı.”sözleriyle savundu. İşçilerin üzerine yıkılacak vergi yükündeki zam oranlarında enflasyonu yüzde 15 olarak hesaplayan AKP iktidarı, son kamu sözleşmelerinde, 2018 başında memurlara yüzde 4, kamu işçisine ise yüzde 3,5 ücret zammı vermişti.

Başbakan yardımcısından hayali hedefler

Mehmet Şimşek, OVP’nin beş hedefini, “makroekonomik istikrarın sürdürülmesi”, “beşeri sermaye ve işgücü kalitesinin artırılması”, “yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması”, “iş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi” ve “kamuda kurumsal kalitenin artırılması” olarak açıkladı.

Buna karşılık, önünde 2019 yılında yapılacak üç seçim (yerel seçimler, başkanlık seçimi ve genel seçimler) olan AKP iktidarının, “makroekonomik istikrar”dan çok kendi “istikrarını” düşünerek ortalığa para saçacağını öngörmek için deha olmaya gerek yok.

Şimşek, yabancı yatırımların büyük ölçüde gerilediği ve eğitim sisteminin çöktüğü bir ülkede yüksek katma değerli ürünlerin nasıl üretileceğini ve işgücü kalitesinin nasıl artacağını açıklamıyor. O, hukukun ayaklar altına alındığı, kamuda ve özel sektör üzerinde keyfi yaptırımların uygulandığı, toplumsal eşitsizliğin, işsizliğin ve yoksulluğun sürekli arttığı bir ülkede “iş ve yatırım ortamı”nın nasıl iyileştirilebileceğini de anlatmıyor. “Kamuda kurumsal kalitenin arttırılması”na gelince; yandaş şirketlere kazanç sağlayan ihalelerle damgalanan kamu kurumlarında, “kalite”, yalnızca rüşvetin yaygınlığıyla ölçülebilecek bir şey haline gelmiş durumda.

Bu arada geçen Çarşamba günü açıklanan OVP’nin “yeni ulusal hesap sistemi” ile hesaplandığını ve önceki yöntem ile yüzde 3,3 seviyelerinde bulunan büyüme oranının bu sayede yüzde 6,1’e ulaştığını anımsatalım.

Maliye bakanından savaş bütçesi açıklaması

Maliye Bakanı Nabi Ağbal’ın açıklamaları, siyasi iktidarın ekonomik krizin ve hızla artan savaş hazırlıklarının faturasını işçi sınıfına ödetme kararlılığının ifadesiydi. Onun konuşmasındaki en önemli yan, Mehmet Şimşek’in hiç değinmemeye çalıştığı savaş ve silahlanma konusunu açıkça itiraf etmesiydi.

Ağbal, şunları söyledi:

“Türkiye gerek Suriye gerekse Irak’ta yoğun şekilde toprakların güvenliğini sağlamak için inisiyatifler aldı. Bizim şu an Suriye ve Irak’ta faaliyetlerimiz var. Türkiye sorumluluğunun gereğini yapıyor. Sadece bu değil, Türkiye cumhurbaşkanımızın ortaya koyduğu bir vizyon var. Savunmada olağanüstü projelere başladık. 21’inci yüzyıl dünyasında Türkiye sahip olacağı gücü realize edecekse savunma güvenlik alanında yapılmamış yatırımların yapılması ve teknoloji yoğun alanlarda bu projelerin yapılması lazım. Biz bu projeleri bugün yarın başlatmazsak, inanın çok geç kalırız. Cumhurbaşkanımız bu projelerle ilgili talimat verdi. Mühendislerimiz, üniversitelerimiz canla başla çalışıyor.”

Maliye Bakanı’nın bu sözleri, meclise sunulan “torba yasa”nın, kapsamlı bir “savaşa hazırlık” bütçesinin bileşeni olduğunun yalın itirafıdır.

Kapsamlı bir silahlanma programıyla savaşa hazırlanan AKP iktidarının bu savaş bütçesini “büyük ve güçlü bir Türkiye”ye işaret eden milliyetçi bir söylemle süslemesi, hazırlandığı gerici ve yayılmacı savaşı emekçi kitlelere en kolay yoldan pazarlama yöntemidir.

Sosyal saldırıya ve savaşa karşı mücadele birbirinden ayrılamaz

Türkiye, 15 yıllık AKP iktidarı altında, kitlesel işsizliğin, yoksulluğun, toplumsal eşitsizliğin zirve yaptığı bir ülke haline gelmiştir. İşçiler ve gençlik arasında yükselen toplumsal muhalefet, OHAL ve polis devleti uygulamaları ile baskı altında tutulmaktadır. İçerideki bu baskı ve diktatörlük yönelimine, dış politikada özellikle son dönemde iyice artan bir biçimde savaş çığırtkanlığı eşlik ediyor.

AKP’nin “ulusal çıkarlar” maskesi altında ilerlettiği bu savaş ve diktatörlük yöneliminin başta CHP ve MHP olmak üzere tüm burjuva siyaset kurumu tarafından destekleniyor olması, egemen sınıf içindeki stratejik bir ittifaka işaret etmektedir.

Tüm Ortadoğu ile birlikte Türkiye’yi de yıkıma sürükleyecek olan bu yönelime karşı koyabilecek tek toplumsal güç işçi sınıfıdır. İşçi sınıfı, OVP’ye ve “savaş bütçesi”ne bir bütün olarak karşı çıkmalıdır. İşçilerin bunu başarabilmesi için, öncelikle, büyük şirketlerin, siyasi iktidarın ve burjuva muhalefet partilerinin işçi polisi olan sendikaların boyunduruğunu kırması gerekiyor.

Türkiyeli işçiler, kendilerini ve çocuklarını büyük şirketlerin yağmacı çıkarları uğruna Kürt, İranlı, Arap ve diğer sınıf kardeşleri ile savaşa sürükleyen mevcut siyaset kurumunun bütün bileşenlerine karşı, enternasyonalist devrimci bir program temelinde sosyalist bir savaş karşıtı hareket inşa etmeliler. Bunun başarılamaması durumunda, giderek kötüleşen yaşam ve çalışma koşullarında herhangi bir iyileşme sağlanması şöyle dursun; milyonlarca insanın savaşlarda ve iç savaşlarda ölüme gönderilmesi, toplumların yıkıma uğraması kaçınılmaz olacaktır.