Birleşik Metal-İş Areva’da sözleşmeyi imzaladı

MESS ile sürdürdüğü grup TİS görüşmeleri sonucunda, örgütlü olduğu fabrikalarda “greve gitme kararı” aldığını açıklayan DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikası, 29 Mart sabahı kamuoyuna, Areva Fabrikası yöneticileri ile yaptığı görüşmeler sonucunda “kazanımla sonuçlanan bir sözleşme” imzalandığını açıkladı. Sözleşme toplam 1700 işçiyi kapsıyor.
Eskişehir’de Doruk, Kocaeli’de Standard Depo işçilerinin başlattığı grevlerin ardından, 29 Mart günü Gebze’de başlatılması beklenen grev uygulaması, sendika bürokratlarının “fabrika yöneticileri ile vardığı uzlaşma” sonucunda başlamadan bitti.
Gece geç saatlere kadar sürdürüldüğü söylenen görüşme sonunda, Areva yönetimi ve Birleşik Metal-İş bürokrasisi arasında, nasıl bir “uzlaşma” sağlandığı konusunda ise şu ana kadar kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı.
Normal şartlarda grev kararının uygulanması gereken Areva’da, Birleşik Metal-İş üyesi işçilere sabah saatlerinde iş başı yaptırıldı. Areva yönetimi ve Birleşik Metal-İş arasında imzalanan sözleşme gereği işçiler gün boyu fabrikada üretim yapmaya devam etti.
Böylece “30 yıllık düzeni yıkacağız!” şiarıyla yola çıkan bürokratlar, “grev, grev…” deyip, greve gitme gerekçesi olarak gösterdikleri talepleri elde etmeden, Areva’da, içeriğinin ne olduğunu fabrika yöneticileri ve sendikacılar dışında kimsenin bilmediği bir satış sözleşmesine imza atmış oldu.
Kuşkusuz bu noktaya bir günde gelinmedi. SSS-Sosyalizm Mart ayının hemen başında kendi internet sayfasında yayınladığı bir yazıda bürokrasinin bugün geldiği son noktayı, şu sözlerle ifade etmişti:
“Birleşik Metal-İş bürokrasisi bu uzlaşmacı tutumunun ilk sinyallerini, 3 Mart 2011 tarihinde MESS Merkez Bürosu’nda gerçekleştirilen “MESS-Birleşik Metal-İş Görüşmesi”nde verdi. Bu görüşme sonucunda, Birleşik Metal-İş “uyuşmazlığın ortadan kaldırılması için ek protokollere razı olduğunu” açıkladı. Böylece Birleşik Metal-İş, her bir fabrikaya ilişkin “ek iyileştirme protokollerini” imzalamak karşılığında, daha önceki yıllarda MESS-Türk Metal satış sözleşmelerinin bir benzerine imza atmayı kabul etmiş oldu. Sonuç olarak metal işkolunda “30 yıllık düzeni yıkma” iddiasıyla yola çıktığını söyleyen bürokratların foyası kısa sürede ortaya çıkmış oluyor.
Metal işçisine “30 yıllık düzeni yıkmak için greve gidiyoruz” palavrasını sıkan bürokratlar, şimdilerde ise işçilere bazı ekonomik “iyileştirmeler” ile yetinmelerini tavsiye ediyor. Böylelikle bürokratlar “grev hedefimize ulaşamadık ama fiilen sözleşmeyi deldik” yalanına işçileri ortak etmeye çalışacaktır. Bu durum sadece sendikacılığın değil, aynı zamanda onun kuyrukçuluğunu yapan sendikalist solun da iflasının en somut kanıtlarından biridir.
Fakat Birleşik Metal-İş’in geri adım attığını gören MESS cephesi, daha önceki toplantıda ek protokolleri kabul etmişken, daha sonra bundan da vazgeçti ve Birleşik Metal-İş’i koşulsuz ve ek protokolsüz, MESS-Türk Metal satış sözleşmesine imza atmaya zorladı. Bu durum karşısında Birleşik Metal-İş bürokrasisi geri adım atmaya devam etti; ücretlere ek protokollerle “iyileştirme” yapıldıktan sonra Türk Metal’in satış sözleşmesinin bir benzerinin geçerli olmasını kabul etmiş oldu. Grev sürecinde inisiyatifi tümüyle MESS’e kaptıran Birleşik Metal-İş bürokrasisinin geldiği en son nokta budur.” [1].
Metal işçilerinin emeğinin değeri “üç kat daha fazla ücret artışı” mı?
Sosyalist basına yansıyan bazı haberlere göre, Areva yönetimi ve Birleşik Metal-İş bürokrasisi arasındaki görüşmeler sonucunda, daha önceki MESS/Türk-Metal satış sözleşmelerinden “üç kat daha fazla ücret artışı" elde edildiği iddia ediliyor. Birleşik-Metal İş yöneticileri tarafından şimdiye kadar konuya ilişkin resmi bir açıklama yapılmadı [2].
Birleşik Metal-İş bürokrasisi, Areva yöneticilerinden “üç kat daha fazla ücret” koparmış olsa bile, metal işçilerinin somut talepleri göz önüne alındığında, Areva’da gelinen son nokta, Marksist devrimciler tarafından asla bir “zafer” olarak değerlendirilemez.
Kuşkusuz işçiler açısından “üç kat daha fazla ücret artışı”, daha fazla geçim aracı ve görece ekonomik rahatlama demektir. Fakat metal işçilerinin onurlu mücadelesini, sadece üç kat ücret artışıyla sınırlandırmaya kalkışmak ya da Areva’da gelinen son noktayı “işçi sınıfının zaferi” olarak sunmak ancak Marksizm’e tümüyle yabancılaşmış sendikalist ve ekonomist solun tavrı olabilir.
Bürokrasinin sosyalist solu yedekleme hamleleri
Areva işçilerinin “greviyle” dayanışma amacıyla, 29 Mart sabahı Haydarpaşa Garı’nda bir araya gelen çeşitli sendika, meslek odaları ve sosyalist örgütler “grev treniyle” Gebze’ye hareket etti.
Bu kitle Gebze’de trenden inerek, Birleşik Metal-İş’in sağladığı araçlarla Areva Fabrikası’nın önüne hareket etti. Burada Birleşik Metal-İş bürokrasisi ve DİSK yöneticileri tarafından bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Sendika yöneticileri Areva’daki sürece ilişkin herhangi bir bilgi vermeksizin, kamuoyuna grevin “zaferle” sonuçlandığını açıkladılar. Sendika yöneticileri burada yaptıkları demagojik konuşmalar boyunca “MESS dayatmalarına karşı mücadele etmekte kararlı olduklarını…” sık sık yinelemekle yetindiler. Fakat ne hikmetse, bu sırada Areva işçileri fabrika içinde üretime devam ediyordu.
Birleşik Metal-İş Genel Sekreteri Selçuk Göktaş, Areva işçilerinin “bugün burada tarih yazdığını…”, “Birleşik Metal-İş’in tüm süreci işçiler ile birlikte yönettiğini ve yönetmeye devam edeceğini…” söyledi. Fakat Göktaş, gece geç saatlere kadar sürdüğü söylenen görüşmelerden çıkan “kazanımların” detayları konusunda, Areva işçilerinin ne derece bilgilendirildiğine hiç değinmedi.
DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün ise, “Birleşik Metal-İş’in sarı sendikaların dayatmalarını boşa çıkardığını…” söyledi. Fakat Görgün, Areva’da gelinen son noktanın, daha öncesinde “sarı sendika” Türk-Metal’in MESS’le imzalamış olduğu satış sözleşmelerinden ne gibi bir kopuş sağladığını açıklamadı.
Birleşik Metal-İş Genel Örgütlenme Sekreteri Özkan Atar, “metal işçilerine destek veren sınıf dostlarına teşekkür ederim…”, “metal işçileri ile dayanışma sürmeli…” dedi. Böylece Atar, bugüne kadar Birleşik Metal-İş bürokrasisine koşulsuz destek veren bazı sendikalist ve ekonomist sol gruplara vefa borcunu ödemiş oldu.
Basın açıklaması boyunca, “Metal işçisi yalnız değildir”, “Yaşasın sınıf dayanışması!”, “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!” v.b. sloganlar atıldı.
Areva Fabrikası önündeki basın açıklamasına, Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası, Devrimci İşçi Partisi, Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası, Emeğin Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Öğrenci Gençlik Sendikası, İlerici Gençlik Derneği, İşçi Mücadele Derneği, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu, Liman Tersane Gemi Yapım ve Onarım İşçileri Sendikası, Marksist Bakış, Metal İşçileri Greviyle Dayanışma Platformu, Metal İşçileri Birliği, Mücadele Birliği, Tekstil Sendikası, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türk Tabipleri Birliği, Uluslararası İşçi Dayanışması Derneği ve SSS-Sosyalizm katıldı.
Marksist devrimciler olarak, Birleşik Metal-İş bürokrasisi ve DİSK yöneticileri öncülüğünde Gebze’deki Areva Fabrikası önünde gerçekleştirilen basın açıklamasının esas amacının, sosyalist solu satış sözleşmesine yedeklemek olduğu kanaatindeyiz. Bunu, orada bulunan sol kurumların neredeyse tamamının Areva satış sözleşmesini zafer olarak alkışlamasından ve "zafer halayı"na katılmasından da görmek mümkündü.
Metal işçilerinin taban basıncı nedeniyle “greve gitme” kararı almak zorunda kalan bürokratlar, grev kararının duyulmasından sonra işçi sınıfı ve Marksist hareket içinde açığa çıkan “devrimci sınıf enerjisini” denetim altına almaya ve sürecin kendilerini aşacak “tehlikeli bir boyuta” gelmesini engellemeye çalışıyorlar. Bu yolda bürokrasi, metal greviyle dayanışma eylemlerini bir “düzene koymaya”, kendi inisiyatifi dışında gelişebilecek devrimci dayanışmaların ve direnişlerin önünü kesmeye çalışıyor [3].
Normal dönemlerde devrimcilerin yüzüne bile bakmayan bürokratlar, sırf “devrimciler sınıfla buluşsun” diye “metal grevlerine” araç kaldırıyor olamaz. Devrimcilere sunulan bu “hizmetin” kuşkusuz bir bedeli olacak, elbette bu durum, bazı sendikalist ve ekonomist sol çevrelerin sendikal bürokrasiye koşulsuz destek vermesinden başka bir anlam taşımıyor.
Metal işçilerinin grev iradesi hangi şartlar altında kazanımla sonuçlanabilir?
SSS-Sosyalizm konuya ilişkin daha önce kendi internet sayfasında yayınladığı bir yazıda grevin ancak şu şartlar altında kazanımla sonuçlanabileceğini söylemişti:
“İşçi sınıfı, sermayenin fabrikadaki gardiyanı gibi çalışan sendika bürokratlarına karşı net bir mücadele perspektifi olmaksızın başarı elde edemez. İşçiler, sermaye sınıfına karşı verdikleri mücadeleyi, mevcut düzenle iç içe geçmiş olan sendika yönetimlerine karşı da yürütmek zorundadır. Sermayeye karşı mücadele, sendikal bürokrasiye karşı mücadeleden ayrı düşünülemez. Bugüne kadar yaşanan bütün deneyimlerde görüldüğü üzere, yalnızca böylesi bir perspektif temelinde hareket edecek olan işçiler, grev kararını başarıyla hayata geçirebilirler.
Bunun için de işçiler, mevcut sendikal önderlikleri aşan bir tarzda, fabrika ve işyeri komiteleri içinde örgütlenmeli, bu türden kitle örgütlenmeleri aracılığıyla grev süreci üzerindeki taban denetimlerini arttırmalıdırlar. Mücadele bayrağının toptan sendikal bürokrasiye teslim edilmesi durumunda, mücadelenin keskinleştiği bir anda patron-sendika işbirliğiyle grevin başarısız kılınacağı kesindir. Metal işçilerinin görmesi gereken en önemli gerçek budur.
Bizler Marksist devrimciler olarak, metal işçilerinin, sermayenin ve sendikal bürokrasinin her türlü ayak oyununa karşı uyanık olmasının ve fabrika ve işyeri komiteleri üzerine inşa edecekleri kendi öz örgütleri dışında hiçbir güce güvenmemesinin, grevin başarıya ulaşmasının tek yolu olduğunu söylemeyi bir görev biliyoruz.
Öte yandan, sermayenin en örgütlü kurumlarından biri olan MESS’e karşı verilecek bu mücadele, sadece metal işçilerinin mücadelesi değildir. Çünkü bu mücadeleden metal işçisi alnının akıyla çıkarsa, kazanan aynı zamanda ekmeği için direnen bütün işçiler olacaktır. Sonuç olarak, metal işçisinin grev iradesini kazanımla sonuçlandırabilmesi ancak işçi sınıfının taban iradesine ve öz örgütlenmesine dayalı bir mücadele perspektifiyle ve diğer sektörlerdeki emekçilerin dayanışmasıyla mümkün olacaktır.” [4].
Areva Fabrikası’nda patron ve sendika işbirliğiyle imzalanan satış sözleşmesi, SSS-Sosyalizm’in metal grevi sürecine ilişkin daha önce yapmış olduğu öngörülerin doğruluğunu göstermiş oldu.
Marksist devrimciler olarak, dün olduğu gibi bugün de, sermayeye ve sendikal bürokrasiye karşı mücadele eden onurlu metal işçilerine ve bu yolda yürüyen samimi sınıf devrimcilerine şu çağrıyı yinelemeyi bir görev biliyoruz:
“Bugün metal işçisinin yapması gereken, MESS ve Birleşik Metal işbirliğiyle hazırlanacak olan satış sözleşmesini yırtıp atmak ve metal işçilerinin hak ve talepleri temelinde yeni bir toplu iş sözleşmesi imzalamak için mücadele etmeye devam etmek olmalıdır. Metal işçisi ancak bu yolla, hem Türk Metal’in “büyüklük” iddiasını, hem de MESS’in yıllardır işçilerin önüne koyduğu engelleri aşabilir. Gelinen noktada, baştan beri tabanın iradesine, greve ve metal işçisinin zaferine inanmayan Birleşik Metal-İş bürokrasisi, bu zorlu mücadelenin en kritik anında sınıfta kalmıştır.
Kuşkusuz metal işçisi için mücadele süreci yeni başlıyor. Ancak gelinen noktada, Birleşik Metal-İş bürokrasisinin “açıktan özeleştiri” yapacağını ve “attığı adımların yanlışlığını” kabul edeceğini, hatta MESS’e “rest çekip”, “tok bir grev iradesi” göstereceğini düşünenler yanılmaktadır. Birleşik Metal-İş bürokrasisi bugünkü tutumunu değiştirmediği sürece yalnızca greve köstek olmaya devam edecektir. Bürokrasinin uzlaşmacı ve işçiden korkan tutumunu göz ardı ederek, ondan “işçilerin söz-yetki ve karar hakkının kullanımının önündeki engelleri” kaldırmasını ve “inisiyatifi örgütlü tabana bırakmasını” istemek gerçekçi bir politik hat değildir. İşçilerin “moral üstünlüğü” ele geçirmesinin yolu, şimdiden sendika bürokratlarından ve MESS patronlarından bağımsız kendi öz örgütlerini inşa etmeye başlamasından geçmektedir.
Bu süreçte Birleşik Metal-İş bürokrasisinin sergilemekte olduğu uzlaşmacı tutum, açıkça metal işçisinin tepkisini çekmektedir. 8 Mart 2011 tarihinde Gebze Kapalı Spor Salonu’nda yapılan dayanışma gecesinde, “Metal İşçileri Tarih Yazıyor” pankartının önünde konuşan Adnan Serdaroğlu’na işçiler şu soruyu soruyordu: “Birleşik Metal-İş bürokrasisi MESS’le pazarlık masasındayken metal işçisi nasıl tarih yazacak?”. Metal işçisi sürece iradesini koymadığı sürece grev başarıya ulaşamaz. Metal işçileri bu hedefe ancak fabrika ve işyeri komiteleri üzerine inşa edilecek bir sınıf mücadelesi perspektifi ile ulaşabilir. Mücadele bayrağının toptan bürokrasiye devredilmesi demek, işçilerin MESS’in kölelik sözleşmesine en baştan boyun eğmesi anlamına gelecektir.
Sosyalizm olarak, öncü metal işçilerine bu devrimci sınıf perspektifini temel almaya, grev kararlılığında ısrarcı olmaya, sendikal bürokrasinin ve MESS’in ayak oyunları karşısında uyanık olmaya ve mücadelenin esas yükünü taşıyacak olan fabrika ve işyeri komitelerini bugünden inşa etmeye çağırıyoruz. Greve önderlik edecek olan devrimci irade sadece işçilerin arasından çıkabilir. Bu devrimci iradeyi, sendikacılığın ve bürokrasinin dipsiz kuyusunda arayanlar büyük bir hayal kırıklığına uğramaktan kurtulamayacaktır.” [5].
Marksist devrimciler olarak, metalde grev sürecinin başladığı ilk günlerden itibaren savunduğumuz temel pozisyon ve perspektifleri, gelecek süreçte de kararlı ve ilkeli bir temelde savunmaya ve bu görüşler ışığında, metal işçilerinin onurlu mücadelesini sonuna kadar desteklemeye devam edeceğiz.
Metal grevine önderlik edecek olan devrimci sınıf iradesi ancak işçilerin arasından çıkabilir. Aynı zamanda metal grevi, o iradenin sendika bürokratlarından çıkacağını düşünen sendikalist ve ekonomist sol için de iyi bir sınav olacaktır.

Dipnotlar

[2] Birleşik Metal-İş, Areva yönetimiyle imzaladığı sözleşmenin detaylarına ilişkin net bir açıklama yapmadı. Fakat kendi TİS sayfasına kısa bir “bilgilendirme notu” koydu: http://www.birlesikmetal.org/tis/?p=1801
[3] Birleşik Metal-İş sitesine eklenen “Areva fotoğrafları”, dikkatlice incelendiğinde şu “acı tablo” ortaya çıkıyor. Sendikal Bürokrasi, sol gruplar Gebze’deki Areva fabrikası önüne gelmeden önce zaten işi bitirmişti. İşçiler iş başı yaptıktan sonra gerçekleştirilen basın açıklaması, bürokrasinin sendikalist ve ekonomist solu kendine yedeklemek için yaptığı bir etkinlikti. Basın açıklaması sırasında ortalıkta tek bir işçinin, hatta işyeri temsilcisinin dahi olmaması, bürokratların niyetlerinin ne olduğunu tüm çıplaklığı ile ortaya koyuyordu: http://www.birlesikmetal.org/album/2011/2011-03-29_areva/index.html