Birleşik Metal-İş Bekaert, Standard Depo ve Doruk’ta anlaştı
Birleşik Metal-İş Sendikası, 29 Mart’ta Gebze’deki Areva Fabrikası’ndan sonra 30 Mart’ta Kocaeli’deki Bekaert Fabrikası’nda da anlaşmaya varıldığını açıkladı. Böylece tıpkı Areva Fabrikası’nda olduğu gibi Bekaert Fabrikası’nda da grev uygulaması başlamadan bitmiş oldu.
Sabah saatlerinden itibaren fabrika önünde toplanan sendika üyesi bazı işçilerin, “7 ay boyunca bunun için mi mücadele ettik?” diyerek, sendika yöneticilerine tepki gösterdiği görüldü. Birleşik Metal-İş yöneticileri işçilerle kısa bir toplantı yaptı. Toplantının ardından Bekaert Fabrikası önünde basın açıklaması yapan Birleşik Metal-İş Genel Başkanı Adnan Serdaroğlu, buradaki konuşmasında “boyun eğmediklerini, mücadele ettiklerini ve kazandıklarını…” söyledi.
Basın açıklamasında, Birleşik Metal-İş yöneticileri ile Bekaert Fabrikası yöneticileri arasındaki anlaşmanın içeriği hakkında detaylı bir bilgi verilmedi. Lakin değişik kaynaklar işçi ücretlerine yüzde 4,47 civarında bir zam yapılması karşılığında grev uygulamasının başlatılmadığını yazdı. Bu konuda şimdiye kadar Birleşik Metal-İş Sendikası resmi bir açıklama yapmadı.
Öte yandan Birleşik Metal-İş Sendikası, 24 Mart'ta greve çıkılan Kocaeli’deki Standard Depo’da da anlaşmaya varıldığını açıkladı. Anlaşma gereği, geçtiğimiz hafta başlayan grev uygulaması sona erdirildi. 29 Mart akşamı saat 21.00’de bir araya gelen fabrika ve sendika yöneticilerinin “ek protokoller” konusunda anlaştığı açıklandı.
Bu arada 22 Mart’ta grev uygulamasına başlanan ilk fabrika olan Eskişehir’deki Doruk’ta da, 3 Nisan tarihinde sendika yönetimi ve patron arasında yapılan görüşme sonucunda anlaşma sağlandığı açıklandı. Anlaşma gereği işçiler 4 Nisan’da işbaşı yaptı. Anlaşmaya göre saat ücretlerine 16 kuruşluk artış ve sosyal haklarda iyileştirmeler yapıldığı açıklandı.
Böylelikle Birleşik Metal-İş Sendikası tarafından şimdiye kadar uygulamaya konulan bütün grevler anlaşma sağlanarak bitirilmiş oldu.
“Bunun için mi mücadele ettik?”
Bekaert işçileri haklı olarak, sendika yöneticilerine “…bunun için mi mücadele ettik?”  sorusunu yöneltiyor. İşçilerden gelen taban basıncı karşısında “greve gitme” kararı almak zorunda kalan sendika yöneticileri, aslında sürecin en başından beri metal işçisinin zaferine inanmayan bir tutum sergiliyordu.
Sendika yöneticileri “30 yıllık düzeni yıkacağız!” dedikten kısa bir süre sonra, teker teker satış anlaşmalarının altına imza atmaya başladılar. Kuşkusuz Birleşik Metal-İş yönetiminin geldiği bu nokta, gelişmeleri yakından izleyen öncü işçiler ve Marksist devrimciler açısından bir “sürpriz” olmadı. Çünkü MESS eliyle alttan alta pazarlanan ve esas sözleşmeye dokunmadan, fabrikalarda kısmi ekonomik “iyileştirmeler” yapılmasını öngören “ek protokoller”, Birleşik Metal-İş yönetiminin bugüne kadar ki uzlaşmacı mücadele perspektifinin sınırlarını da zaten ortaya koyuyordu.
Bugün Birleşik Metal-İş’in çeşitli fabrikalarda altına imza atmış olduğu “ek protokoller”, hem metal işkolunda egemen olan MESS-Türk Metal düzeninin devamlılığını sağlıyor, hem de işyerlerinde yapılan “iyileştirmeler” sayesinde Birleşik Metal-İş yönetiminin üzerindeki işçi basıncını bir nebze olsun hafifletiyor. Birleşik Metal-İş yönetiminin tutarsızlıkları, işçi tabanında oluşturulan rehavet havası, grev sürecinden nasıl sıyrılacağının hesabını yapan metal patronlarına inisiyatifi yeniden ele geçirme olanağı sağladı. Birleşik Metal-İş’in uzlaşmacı tutumu sayesinde, metal patronları, bu inançsızlık ortamını, işçilere kendi istediklerini dayatmak için sonuna kadar kullandı.
SSS-Sosyalizm olarak, Mart 2011 başından beri konuya ilişkin internet sitemizde yayınladığımız yorum-haber yazılarında, sürecin kaçınılmaz olarak bu noktaya gittiğini devrimci sınıf güçlerine anlatmaya çalışmıştık. Fakat ne yazık ki, metal grevi konusunda gereğinden fazla “iyimser” olan pek çok sosyalist çevre, hala sürecin başında beri savunduğu temel çizgiyi sürdürmeye devam ediyor: “…Birleşik Metal yönetimi payına son bir ay içindeki hatalarından gerekli dersleri çıkartarak önderlik görevinin gereklerini yerine getirmeyi, greve çıkmaya hazırlanan metal işçileri payına çetin ve zorlu bir mücadele süreci için safları sıklaştırıp inisiyatifi elden bırakmamayı ve tüm sınıf bölükleri payına metal işçilerinin grevini emeğin davası olarak sahiplenmeyi gerektirmektedir.”[1].
SSS-Sosyalizm olarak, Birleşik Metal yönetiminin “hatalarından gerekli dersleri çıkartarak önderlik görevinin gereklerini” yerine getirmesinin neden mümkün olmadığını şu şekilde açıklamıştık: “Kuşkusuz metal işçisi için mücadele süreci yeni başlıyor. Ancak gelinen noktada, Birleşik Metal-İş bürokrasisinin ‘açıktan özeleştiri’ yapacağını ve ‘attığı adımların yanlışlığını’ kabul edeceğini, hatta MESS’e ‘rest çekip’, ‘tok bir grev iradesi’ göstereceğini düşünenler yanılmaktadır. Birleşik Metal-İş bürokrasisi bugünkü tutumunu değiştirmediği sürece yalnızca greve köstek olmaya devam edecektir. Bürokrasinin uzlaşmacı ve işçiden korkan tutumunu göz ardı ederek, ondan ‘işçilerin söz-yetki ve karar hakkının kullanımının önündeki engelleri’ kaldırmasını ve ‘inisiyatifi örgütlü tabana bırakmasını istemek’ gerçekçi bir politik hat değildir. İşçilerin ‘moral üstünlüğü’ ele geçirmesinin yolu, şimdiden sendika bürokratlarından ve MESS patronlarından bağımsız kendi öz örgütlerini inşa etmeye başlamasından geçmektedir.” [2].
Birleşik Metal-İş’in teker teker satış sözleşmelerini imzaladığı bir ortamda, kısmi ücret artışlarını “kazanım” olarak değerlendiren çevreler, sadece metal işçilerini değil, aslında kendilerini de aldatmaktan başka bir şey yapmıyor. Krizden çıkıldığı, hızla büyüdüğü söylenen metal sektöründe metal patronlarının işçilere reva gördüğü zam oranları komik denilebilecek kadar az.
Sendikaların bugüne kadar elde etmiş olduğu kısmi ücret artışlarını “işçi sınıfının zaferi” olarak değerlendirenlerin sayısı hiç de az değil. Halbuki Marksistler, sınıf mücadelesinin ekonomik mücadeleye indirgenmesini “sendikalizm” olarak adlandırır ve buna karşı mücadele etmekten de geri durmazlar. Örneğin Lenin’in “Ne Yapmalı?”da, “işçilere politik sınıf bilinci ancak dışarıdan, yani ekonomik mücadelenin dışından, işverenlerle işçiler arasındaki ilişki alanının dışından götürülebilir.” [3] demesi, kuşkusuz öylesine söylenmiş bir söz değildi.
Metal işçilerinin mücadelesi artık dar ekonomik taleplerin sınırlarını aşmaktadır. Esas mesele, bu taleplerin, metal patronlarının siyasi sınıf örgütü olan MESS’den, yine siyasi sınıf bilincine sahip işçilerin mücadelesi ile söke söke alınmasıdır. Şayet metal işçileri sermayeden ve sendikal bürokrasiden bağımsız öz örgütlerini yaratabilirse [4] ve bu doğrultuda bir devrimci önderlik ile buluşabilirse ancak o zaman kendi siyasi-ekonomik hedeflerini gerçekleştirebilirler. Bunun dışında kalan bütün “çözüm önerileri”, işçilerin, metal patronlarının kendilerine dayattığı kölelik sözleşmelerine boyun eğmesinden başka bir anlama gelmeyecektir.

Dipnotlar

[1] Sosyalizm yolunda Kızıl Bayrak Sayı: 2011/11 – 18 Mart 2011, Birleşik Metal Yönetiminin Önderlik Sınavı
[2] Bürokrasi Pazarlık Masasındayken Metal İşçisi Nasıl Tarih Yazacak?:
http://www.toplumsalesitlik.org/tr/perspektif/burokrasi-pazarlik-masasindayken-metal-iscisi-nasil-tarih-yazacak#.UHsupcUj6Bo
[3] V.I.Lenin, Ne Yapmalı?, İstanbul, İnter Yayınları, 1997, s. 88.
[4] Örneğin, sermayeden ve sendikal bürokrasiden bağımsız bir özörgütlenme “nüvesi” olarak, Ontex-Canbebe işçilerinin kurmuş olduğu fabrika komitesi, -bütün eksikliklerine rağmen- böylesi bir “devrimci kopuş dinamiğine” sahip olduğu için, sınıf mücadelesinin önemli bir mevzisi olmayı başardı. Ontex-Canbebe işçilerinin mücadelesinin, Lenin’in ekonomik mücadele alanı olarak tanımladığı “sendikalizm”den uzaklaştığı ölçüde, politik sınıf bilinci alanına yakınlaşması kuşkusuz bir tesadüf değildi.