Darphane’de grev

Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı’na bağlı Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü’nde çalışan 257 işçi, 8 Temmuz günü, 25 yıl aradan sonra greve çıktı. Türk-İş’e bağlı Basın-İş sendikasının örgütlü olduğu işyerinde, 7 aydır devam eden toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde 46 maddeden yalnızca 7 tanesinde anlaşma sağlanabilmişti.
İstanbul Dikilitaş’taki Darphane’de 128, Cevizli’de bulunan Matbaa’da ise 129 işçi çalışıyor. Ayrıca, üretim dışı alanlarda çalışan 50 civarında taşeron işçisi bulunuyor. Greve ilk gün tam katılım sağlayan işçiler, daha sonra, 10 işçinin grevden ayrıldığını, bunun herhangi bir üretim yapılabileceği anlamına gelmediğini ve üretimin tamamen durmuş olduğunu ifade ediyorlar. 
Darphane’de Cumhuriyet altınları üretilirken, Damga Matbaası’nda ehliyet, pasaport, nüfus cüzdanı, evlilik cüzdanı, sigara ve alkol için resmi mühür ve bandrol üretimi yapılıyor. İşçiler, özellikle matbaa bölümündeki üretimin aksamasının daha etkili olabileceğini vurguluyorlar: “Üretim seyri nedeniyle yaklaşık üç hafta bir sıkıntı çıkmayabilir fakat sonrasında bandrol ve mühürler olmadan piyasaya özellikle alkol ve sigaranın sürülememesi gibi bir sorunla karşı karşıya kalacaklar.”
Geçtiğimiz yıl 35 ton altın üretimiyle 68 milyon TL kâr eden Darphane (veya devlet), bu yıl bu rakamı, işçilerin ilk altı aydaki 60 tonluk üretimiyle fazlasıyla geride bırakmış durumda. Bu rakamlar, altının çıkarılmasından işlenip piyasaya sürülmesine kadar, bir bütün olarak altın sektöründe çalışan işçilerden elde edilen artı değer sömürüsünün devasa boyutunu gözler önüne sermektedir. 
Piyasa talebine göre üretim yapıldığını belirten işçiler, bu yıl talebi karşılamak için vardiya sistemine geçildiğini belirtiyorlar. İşçilerin bir kısmı 6 gün 8 saat iki vardiya çalışırken, bir kısmı da 5 gün 10’ar saat çalışıyor. Grevden kısa bir süre önce talebi karşılamak adına üretimi artırabilmek için yeni makinelere yatırım yapıldığını belirten işçiler, Darphane’nin şu anda “eksi stok”ta olduğunu vurguluyorlar.
Buna göre, işçiler, şu anda üretime başlamaları durumunda, içerideki işlenmemiş altın stokunun (17 ton civarı) tamamının işlenmesinin 2-3 ayı bulacağını, eksiden sıfıra dönmenin de en iyi ihtimalle yılbaşını bulacağını söylüyorlar.
Basın-İş Genel Başkanı Yakup Akkaya’nın da kabul ettiği gibi “on yıllardır enflasyon altında ezilen kamu işçileri”, aynı zamanda, bu yıllarda kazanılmış haklarını da birer birer yitirdiler. Bugün işçilerin içinde bulundukları durumun başlıca nedeni, sendikaların, hem kamuda hem de özel sektörde süren bu sermaye saldırısına karşı herhangi bir direniş örgütlemek bir yana, seyirci kalarak patronların ve iktidarın politikalarını rahatça uygulamalarını sağlamalarıdır.
Yüzde 95’in üzerinde bir katılımla greve çıkan darphane işçilerinin “artık yeter” demelerinin birçok nedeni var. İşyerindeki ortalama net ücret 1.564 lira ve bu rakam, aynı zamanda 15 yıllık bir işçinin ücreti. İşçiler, ücretlerinin kamu ortalaması olan 2.000 liraya çıkarılmasını istiyorlar. Keyfi uygulamaların durdurulması talebi de grevde önemli bir etken. İşe girişte yoğun bir aramadan geçirilmelerine son verilmesi, Dikilitaş-Cevizli arası rotasyonun durdurulması, servis güzergâhlarının keyfi olarak belirlenmesine son verilmesi gibi talepler bunlar arasında.
İşçilerin yıllar içerisinde gasp edilen hakları arasında sosyal alanların ortadan kaldırılması da bulunuyor. Darphane içinde bulunan futbol ve voleybol sahalarının yerine depo ve otopark yapılması; işçilerin satranç ve domino gibi oyunları oynadıkları kafeteryanın kapatılarak işçilere nefes alacak hiçbir alan bırakılmaması, onların birer robot olarak görüldüklerinin bir ifadesi.
İşçilerin derhal düzeltilmesini talep ettikleri en yakıcı konulardan birisi ise iş sağlığı koşulları. Duşların ve tuvaletlerin sağlıksız olduğunu belirten işçiler, yaptıkları işin gerçekte “ağır ve tehlikeli iş” kapsamına girdiğini fakat bu yönde bir uygulamanın olmadığını belirtiyorlar. Kimyasalların kullanılması ve tozlu alanlar nedeniyle meslek hastalıklarının yaygınlaşmasına rağmen, işçilerin kazanılmış hakları olan “on güne kadar ayakta istirahat ödeneği” kesilmiş durumda. Rapor alması durumunda bile, iki gün işe gelmeyen bir işçinin maaşında 335 lira kesinti yapılıyor.
İşçi sınıfının ezici çoğunluğu gibi, insanca yaşamaya yetecek bir ücretin çok altında bir ücretle geçinmeye çalışan Darphane işçileri, kendilerinin içinde bulundukları borçluluk durumunun Darphane yönetimince bilindiğini; yöneticilerin, bu yüzden greve katılım olmayacağını beklediklerini söylüyorlar. 
Darphane işçilerinin grevi, altın, sigara ve alkol piyasasını gerçekten etkilemesi durumunda hükümetin saldırısıyla da karşılaşabilir. Bu durumda, grevin “güçlü ve sonuç alıcı bir biçimde sürmesi için Platform olarak güçlerimizi seferber edeceğimizi ifade etmek istiyoruz." diyen Türk-İş içindeki Sendikal Güçbirliği Platformu’nun ya da başka sendikaların Darphane grevine “destekleri”, üretimi durdurmak gibi dayanışma eylemlerine geçmek değil, aynı THY’de olduğu gibi, göstermelik bir basın açıklamasından ibaret olacaktır. 
Başta Darphane işçileri olmak üzere, işçi sınıfının sendikalardan bağımsız taban komitelerini (grev komiteleri) kurmaları ve militan bir örgütlenme seferberliğine girmeleri gerekmektedir. İpler, kesinlikle sendika bürokrasilerinin eline bırakılmamalıdır. Yıllardır yaşanan hak kayıpları ve uğranılan yenilgiler, işçi sınıfına yönelik saldırıların sendikal sınırlılıklar içerisinde durdurulamayacağını gösteriyor. Kamu işçileri söz konusu olduğunda, TEKEL işçilerinin yenilgisi, dersler çıkartılması gereken önemli bir örnektir. İşçiler, sınıf mücadeleci bir program ekseninde taban komitelerinde birleşmeli, dünya çapında süren bu saldırıların arkasındaki asıl güç olan sermayeyi ve onun iktidarlarını hedef almalıdırlar.