Deri İşçileri Grevinin Gösterdikleri

Uzun yıllardır üzerine ölü toprağı serilmiş olan Türkiye işçi sınıfı hareketinde Ocak ayının başında kendiliğinden patlayan bir grev gerçekleşti. Bolu'nun Gerede ilçesinde kurulu Deri Organize Sanayisi'nde çalışan işçiler iş bırakıp kent içerisinde kitlesel bir gösteri yaptılar. Birçok yerde, sınıf mücadelesinin alttan alta yürüdüğü ve açıktan bir çatışmaya dönüşmediği gerçeği hatırlandığında, Gerede deri işçilerinin mücadelesinin önümüzdeki döneme dair ipuçları çıkarmak açısından taşıdığı önem yadsınamaz.
Grev ve yürüyüş
Aslına bakılırsa, tabakhaneler olarak adlandırılan Deri fabrikaları ve atölyelerinde ağır sanayi koşullarında çalışan işçilerin 4 Ocak günü gerçekleştirdikleri grev ve kitlesel gösteri için koşullar birçok yerde olduğu gibi fazlasıyla olgundu, yalnızca bir kıvılcım gerekiyordu. İşçiler, patronlarla her yıl yapılan görüşmeler çerçevesinde (bu görüşmeler işçi temsilcileri ve patronlar kooperatifi arasında yapılıyor) bu yıl da taleplerini iletmişler, 4 Ocak öncesi on günü aşkın süredir çeşitli eylemler gerçekleştirmeye başlamışlardı. Sonunda pazartesi (2 Ocak) günü iş bırakan işçilere patronlar koşullarının iyileştirileceği sözünü vermişler, ancak ardından bu sözü tutmayacaklarını bildirmişlerdi. Deri işçileri ise, 5 Ocak günü yapmaya hazırlandıkları mitingi aynı gün Cumhurbaşkanı Gül'ün gelişi nedeniyle 4 Ocak'a almışlar, buna karşılık Bolu Valiliği de işçilerin miting için yasal izin talebini reddetmişti.
Sonuç olarak, aşağıda değineceğimiz çalışma koşullarıyla beraber, patronlar tarafından oyalanan ve aynı koşullara mahkum edilmeye çalışılan deri işçilerine, devlet katından da aynı yanıtın gelmesi işçilerin greve gitmesi ve sokağa dökülmeleri için gerekli kıvılcımı çakmıştı. 500 civarında işçinin tabakhanelerde toplanması sürecin ileriye götürülmesi için yeterliydi artık. 180 tane fabrika ve atölyenin bulunduğu sanayi bölgesinde yürüyüşe geçen işçiler tüm sokakları dolaşarak üretimin devam ettiği yerlerdeki işçi kardeşlerini de eyleme katarak ilerlemeye devam ettiler. İşçiler toplanması ve yürüyüşe geçmesini, polisin barikatlar kurması ve işçilere müdahale etmeye çalışması izliyordu. İlk saldırı girişimlerini boşa çıkaran işçilere önce panayır alanına yürüyüşleri sırasında müdahale eden polis, işçilerin gruplar halinde ormanda toplanmasının ardından yeniden saldırmak üzere bekleyişe geçti.
Ormanda biraraya gelen işçiler bir süre sonra iki grup halinde yeniden belediyenin önüne doğru yürüyüşe geçtiler. Gerede polisine ek olarak Bolu'dan gelen polis ve çevik kuvvet de işçileri ezmek üzere hazır bekliyordu. Sloganlarla belediyenin önüne gelen işçilere, İlçe Emniyet Müdürü'nün başında olduğu polis burada cop ve biber gazı kullanarak sert bir şekilde müdahale etti ve 16 işçiyi gözaltına aldı. Deri işçilerinin patronlarla görüşmelerde hakem rolüne davet ettikleri belediye başkanı ve kaymakamın tutumlarıyla hangi sınıfın yanında olduğunu görmelerine, polisin, hakları için sokağa dökülmeleri nedeniyle işçiler üzerinde terör estirmesiyle, devletin kolluk kuvvetlerinin de hangi sınıfı koruduğunu görmeleri eklendi. Gerede Emniyet Müdürlüğü'nün önünde arkadaşlarını almak üzere işçilerin bekleyişe geçmelerinin ardından, gözaltındaki işçiler akşam saatlerinde serbest bırakıldılar.
Çalışma koşulları ve talepler
Deri işçilerinin Gerede'deki son mücadelesi, hem işçi sınıfı eylemlerinin ilçede pek sık görülmemesi hem de polisin sert müdahalesi nedeniyle sınırlı da olsa ülke gündeminde yer bulabildi. Bu durum, bir kez daha deri sanayisinde çalışan işçilerin (diğer birçok sektörde olduğu gibi) çalışma koşulları ve sosyal hakları sorununun da gündeme gelmesine yol açtı. Tabakhanelerde çalışan işçilerin büyük çoğunluğu kayıt dışı çalıştırıldığı için toplam kaç işçinin çalıştığı konusunda iki farklı açıklama mevcut; bu açıklamlara göre işçi sayısı 3500 veya 2500. Yine aynı açıklamalara göre, işçilerin yüzde 70'e yakını sigortasız, sigortalı işçi sayısı ise 800 civarında. İşçilerin üretim giderlerine dahil olan yol ve yemek masrafları karşılanmıyor, sigortalı olanlar 26 gün üzerinden sigortalı gösteriliyor.
Patronların maliyetler nedeniyle arıtma tesisleri kurmadığı Gerede'de, atıkların boşaltıldığı nehir de ilçe halkının sağlığını tehdit ediyor. Kimyasal maddelerin kullanıldığı bu sektörde, yasalara göre 50 ve üzerinde işçi çalıştırılan işletmelerde doktor bulundurulması zorunlu olduğu halde tabakhanelerde bir tane bile doktor bulunmuyor ve hiçbir sağlık kontrolü yapılmıyor (patronların, bu yasal düzenlemeyi 50'nin altında -kayıtlı- işçi çalıştırarak aşmaları ve sonuçta 2500'ün üzerinde işçiyi can güvenliği olmadan çalıştırmaları ender rastlanan bir durum değil). Türkiye üretiminin yaklaşık yüzde 40'ının yapıldığı Gerede Deri Sanayisi’nde işçilerin hiçbir sosyal ve can güvenliği bulunmaması nedeniyle meslek hastalıkları kol geziyor; daha birkaç hafta önce 35 yaşında bir işçinin çalışma koşulları yüzünden fabrikada kalp krizi geçirdiğini de belirtelim. Bu yaşamsal eksikliklere bir de, işçilerin ortalama 12 saat mesai ücreti olmadan çalıştırılmaları ve 30-35 lira yevmiyeyle geçinmeye mahkum edilmeleri ekleniyor.
İşte tüm bu kölece çalışma ve yaşam koşullarına karşı “artık yeter!” diyerek harekete geçen Gerede deri işçilerinin talepleri, genel örgütsüzlük nedeniyle farklılıklar sergiliyor. Hiç şüphesiz tüm işçiler, çalışma koşullarının iyileştirilmesini, gasp edilen özlük haklarını, sosyal haklarını istiyorlardı. Maaşlarının 30 gün üzerinde 50 liraya çıkarılması da bunlara dahildi.
Sendika üyesi olma talebi de dillendirilse de, işçilerin, taban örgütlülüğünü ve ortak karar alma sürecini kendi içlerinde tam katılımla inşa edememeleri ve “işçi temsilcileri”nin tabanın sesini yansıtmaması nedeniyle, net bir programı olmayan hareketin nereye kadar mücadele edeceği, nasıl anlaşacağı vb. belirsizlikler yüzünden patronlarla yapılan anlaşmadan birçok işçinin sonradan haberi olduğu öğreniliyor. Patronların ilk önce kabul edip, ardından bozdukları ilk anlaşmanın (26 gün üzerinden 45 lira yevmiye) işçilerin mücadelesinin sonucunda kabul edildiği, ancak hem ücret artışı hem de sosyal haklar açısından işçilerin amacına ulaşamadığı ve bunu da ifade ettikleri bir sonuç doğmuş durumda.
Yapılan anlaşmanın ardından işçilerdeki rahatsızlık havası, anlaşmayı yapan “işçi temsilcileri”nin tabanın sesini yansıtamadığını ortaya koyuyor. İşçilerin yapılan anlaşmayı belediye anonsundan öğrenmesi ise, greve giden ve sokağa dökülen yüzlerce işçinin tek bir yumruk gibi hareket etmesi halinde neler elde edebileceğinin bilincinde olan patronların, mücadele ve örgütlenme deneyimden yoksun deri işçilerinin amaçlarına ulaşmasını nasıl başarıyla engellediğini gösteriyor.
Grevin dersleri
Her şeyden önce, yazının başında da vurgulamaya çalıştığımız noktanın deri işçileri grevinin en önemli derslerinden biri olduğunu tekrar etmek gerekiyor: Türkiye işçi sınıfı hareketi, şu anda yereller düzeyinde olsa da patlamaya hazır bir noktaya doğru hızla ilerliyor. Bu, dünyadaki sınıf hareketi ve halk ayaklanmalarının zeminini yaratan mevcut koşullar düşünüldüğünde hiç de şaşırtıcı değil, aksine bir süredir beklenen bir durum.
Gerede deri işçileri, kendi mücadeleleri özelinde amaçlarına ulaşamamış olsalar da, hiç şüphesiz, meseleye yalnızca yerel düzeyde ve deri sektörüyle sınırlı kalmayan bütünsel bir perspektifle bakan sınıf bilinçli devrimciler için önemli dersler içeriyor. Dünya işçi sınıfı hareketi, tarihi boyunca birçok grev, işgal, direniş yenilgileri ve hatta devrimci durumların karşı devrimle yenilgiye uğratılması deneyimleri yaşadı. Ancak zafer, yenilgiler üzerine inşa edilir. Bu yenilgiler, işçi sınıfının tarihsel hedefine ulaşmada birer kaldıraç işlevi görmektedir, yeter ki yenilgilerden gerekli dersler çıkarılsın ve bunlar sonraki zaferlere ulaşmak üzere tarihsel ve pratik deneyimler olarak kullanılsın.
Ne yazık ki işçiler, taban komitelerini örgütlemiş, tüm havza işçilerini mücadelede birleştirmiş ve greve katmış değillerdi. Böylesi bir örgütlülüğün sağlanması durumunda, sendikal tarzda gerçekleşen anlaşmaya boyun eğilmez ve tüm talepler elde edilinceye kadar tek bir işçinin bile geri adım atmasına müsaade edilmeyebilirdi. Bunun anlamı yalnızca gündelik taleplerin kazanılmasıyla sınırlı kalmaz, sınıfının bütünsel mücadelesi anlamında oldukça önemli bir örgütlenme deneyimi de sunabilirdi.
Gerede deri işçilerinin mücadelesi, her ne kadar yereli aşmasa ve oldukça kısa süreli de olsa birçok nokta da işçi sınıfının bilincinin ileriye taşınmasına hizmet etmiş durumda. Gerede işçileri özelinde, kentin muhafazakar ve kanaatkar yapısı kırılmış, tam olarak örgütlenilememiş olsa da kitle halinde hareket etmenin önemi görülmüş, belediye, kaymakamlık ve valiliğin tavrı ile en son polis saldırısıyla devletin işçi sınıfının karşısında olduğu pratikte yaşanmış oldu.
Deri işçilerinin tabandan ve kendiliğinden gelişen hareketinin taleplerinin, sendikal bilinç düzeyini aşmaması ve örgütlenme anlamında da sendika sınırlarında kalması, uzun yıllar sonra harekete geçen işçiler için neredeyse kaçınılmaz bir durumdur. Ancak unutmamak gerekiyor ki, bu sendikal bilince denk düşen (ve sendikal bürokrasilerin kontrolünde olmayan) mücadeleler eliyle işçi sınıfı geçmişte komünal ve sovyetik örgütlenmelerini kendiliğinden inşa edebilmişti. Her ne olursa olsun, işçi sınıfının bu kendiliğinden bilincinin taşıdığı devrimci potansiyelin düzen kanallarında eritilmemesi ve ücretli köleliğin asıl nedenine karşı saldırıya geçmesi için işçilerin sınıf bilinciyle donanmasının ve bunun tamamlayıcısı olacak devrimci bir partiye sahip olmasının zorunluluğu da deri işçileri grevinin bir kez daha ortaya koyduğu bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.
Önümüzdeki döneme, sınırlı sayıda işçinin özverili çabalarıyla sürdürülen direnişler ya da sendika bürokrasisinin baştan yenilgiye uğratmaya hazır olduğu “grevler” değil, tam da dünyanın birçok yerinde ve Gerede de olduğu gibi işçi sınıfının tabandan gelen kabarışları damgasını vuracak. Proleter devrimcilerin bu perspektifle önümüzdeki günlere sabırla hazırlanması ve işçi sınıfının yakıcı ihtiyacı olan sınıf bilinciyle donanmış devrimci partinin inşası mücadelesine hız vermesi gerekiyor.