Fabrikayı işgal eden Şişecam işçileriyle röportaj

Toplumsal Eşitlik dergisi: Merhaba, kısaca kapanma sürecini anlatabilir misiniz?
Şişecam işçisi: Bizim kapanma süreci iki sene önce başladı. İki seneden beri, genel müdür Ahmet Kırman ilk açıklamayı yaptığında duyduğumuz andan itibaren fabrikada eylemler yapmak istedik. Fakat buna sendika genel merkezi, Topkapı fabrikasından çıkma bizim genel merkez yöneticimiz bir şekilde engel oldu, iki sene boyunca bizi bir şekilde engelledi. Toplu sözleşme görüşmelerine de biz gitmek istedik. Toplu sözleşmeye, ‘Topkapı işçileri aynı haklarıyla diğer fabrikalara gider’ maddesini koydurmak istedik. Grev maddesi olmasını istedik. Bu engellendi. Yöneticiler şöyle dedi: “Bu talepler sözleşmenin önünü tıkar, işçiler para ister, destek göremeyiz.”
Sonra gelinen noktada genel merkez yöneticimiz bizi sendika genel merkezine hiçbir zaman götürmedi. Götürmemesinin sebebi de, biz oraya gittiğimizde aynı haklarımızı isteyecektik. Ama genel merkez yöneticimiz ne yaptı ne etti bizi oraya götürmedi. Bizden habersiz genel merkeze bir takım isteklerde bulundu. Biz işçilerin “ölüm protokolü” dediğimiz protokolü yukarıya anlatıyor. Bu protokolde 800 TL artı 300-400 TL de kira yardımı.
Bu ne zaman imzalandı?
Ölüm protokolü 2006 yılında imzalandı. Fabrikaya yeni girecek işçiler için yapıldı. Fakat kapanan ve taşınan fabrikalardaki işçiler için ayrı bir protokol açılmadı. Bu da karşımıza çıktı. Biz genel merkeze gittiğimizde bunların bize reva gördüğü bu protokolü kabul etmediğimizi söyledik. Sonunda fabrikada direnişe başladık. Şimdi gelinen noktada bütün arkadaşlar tek ses. Biz bu protokolü kabul etmiyoruz, mevcut haklarımızla diğer fabrikalara gitmek istiyoruz. Şu an gelinen noktada merkez de bize destek veriyor. Diğer Şişecam fabrikalarından da destekler başladı. Fazla mesailer kaldırıldı ve 1 Ocak’ta bütün fabrikalar duracak, bir gün de olsa. İsteklerimiz var, nedir bu istekler: randımanlara vurulması, eylemlerimizin yükseltilmesi. Biz buradayız, fabrikayı terk etmeyeceğiz. Bundan sonra ne yapmamız gerekiyorsa, dışarıda da yapacağız.
Eylemleriniz ne zaman başladı?
Bir aydır fabrikada eylemlerimiz devam ediyor. 27’sinden sonra fabrikada direniş başladı. İşveren bizi bölmek için teşvik yayınladı. Yani senesi az olan insanlara, özellikle 1-2 senesi kalan işçilere tazminatlarını ve teşvik teklif edip gitmelerini önerdi, bunu kabul eden arkadaşlarımız da oldu. Oldu, çünkü bize reva görülen şey “ölüm protokolüydü”. Eğer direnmesek, burada direnişe geçmesek ölüm protokolünü dayatacaklardı.
Sendika bu süreçte ne yaptı?
Sendika sessiz kaldı ve protokolü onayladı. 2006’da imzaladığı protokolü arkasında durdu. İşçilere de belki güvenmiyordu.
Teşviklere kaç kişi başvurdu?
Şirketin yayınladığı teşviklere 100 kadar arkadaşımız başvurdu. Ama onlar da burada direnişteler ve fabrikada sonuna kadar yanınızdayız diyorlar. Şişecam yönetimi, 50 arkadaşımıza mail yoluyla ustabaşılık teklif etti. Sizin aranızdan 25 kişiyi seçeceğim dedi. 50 kişiyi de böldü. Ama bu 50 kişinin 50’si de burada. İşveren zannetti ki biz işçileri böyle böyle parçalayıp sayılarını azaltabiliriz. Geçici statüsünde çalışan arkadaşlarımız var. Ölüm protokolü koşullarıyla işe alınan işçi arkadaşlarımız, onlar da Eskişehir’e gitmek için imza atmadı, onlar da bizimle beraber direnişteler. Şu anda tam kadro, yaklaşık 400-450 işçi şu anda fabrikada.
Paşabahçe fabrikası kapatılırken, işçilerin ana talebi ‘fabrikanın kapatılmaması’ydı. Fabrikanın kapatılmasının ardından Beykoz’daki diğer fabrikaların da kapatılacağını, Beykoz’un işçilerden arındırılacağını, sermayeye rant alanı haline getirileceğini söyleyerek kapanma karşı çıktılar. 18 gün boyunca fabrikayı işgal ettiler. Şişecam yönetimiyse daha en başından “yatay geçiş hakkı”nı dayatmıştı işçilere. Fabrika işgali sonlandırılması için, sendika yöneticilerinin imzaladıkları anlaşma, en başta Şişecam’ın dayattığı koşullardı. İşçiler buna tepki gösterip sendika bürosunu bastılar. Topkapı’da fabrikanın kapatılmamasının ana talep olarak konmaması konusunda ne düşünüyorsunuz?
Orada işçilerin sayısı daha fazlaydı. Onları dağıtmak için çalıştılar. Onlara reva görüşen Eskişehir’deki fabrikaydı. Ama orada Kristal-İş örgütlü değildi. Siz oraya gidip çalışmaya başlayın, biz daha sonra gelip örgütleneceğiz dediler. Ama ne bir sözleşme, ne bir güvence olmadan gidip çalışmak işten atılmaya açık hale getirecekti işçileri. Paşabahçe işçileri direndiler, genel merkez üç gün sonra yanlarına geldi, sahip çıkmadı. Bizim şu anda yaptığımızı, genel merkeze baskı kurmayı yapamadılar. Onlar fabrika kapanmasın diye iki dönem sıfır zam aldılar. Direnişin sonunda, aynı haklarıyla diğer fabrikalara dağıldılar. 700 civarı işçi hiçbir hak kaybı olmadan diğer fabrikalara dağıldı.
Ama bu en baştan Şişecam’ın, işçilerin önüne koyduğu şeydi. Sendika yöneticilerinin işçilere sormadan bunu kabul etmesi nedeniyle direnişin sonunda işçiler ana talepleri olan fabrikanın kapatılmamasını hayata geçiremediler. Burada da yalnızca Topkapı Şişecam’ın kapatılmasıyla sınırlı kalmayacak, bölgedeki diğer fabrikalar da kapatılacak. Topkapı kentsel dönüşüm çerçevesinde “finans ve ticaret merkezi” haline getirilmek isteniyor. Bu bölgedeki tüm işçilere yönelik bir saldırı bu.
İkinci işçi: Kapitalist sistem, sürekli daha fazla kâr için yatırım peşinde. İşçi sınıfının da buna karşı örgütlenerek genişlemesi, alan mücadelesine girmesi lazım. Fakat hükümetin de sendika yasaları bu süreci baltalıyor. Bir anlamda “sarı sendika” diye tabir edilen sendikaların giderek işlevsizleştirilmesi işçilerin yolunu tıkıyor. Tüm bunlara karşı işçilerin dayanışması, mücadelesi ve direnişiyle kazanımların olacağını düşünüyorum.
İlk işçi: Yakın zamanda, Paşabahçe direnişi başarıya ulaşsaydı her şey farklı gelişebilirdi. Paşabahçe’nin ardından 4-5 fabrikaya Kristal-İş sendikasıyla şirketle ikili ilişkileri nedeniyle çok kötü bir şekilde dağılım olduğu için insanlar kırılmaya uğradı. Sendika yöneticileri direniş yapmaktan bir şekilde kaçındı. Baştakiler işi bitiriyor, ama sadece Paşabahçe kalsaydı, diğer fabrikalarda kapanma engellenseydi, şu an zaten Şişecam şirketi bize karşı böyle şeye kalkışamazdı. TEKEL direnişi örneği var, binlerce işçi… Başbakan çıkıp siz ne yapıyorsunuz, yukarıdakiler imzayı attı dedi. Sendika yöneticileri bitirdi.
Ama biz tam tersi bir yoldayız. Baştakiler bitirse bile biz mücadeleyi seçtik. Biz bu direnişi devam ettirirsek başarırız. Başarırsak da çok kazanımlarımız olacak.
İkinci işçi: Alanda eylemle, mücadeleyle alınan haklar masa başında veriliyor. İşçilerin tüm kazanımlarının örgütlü mücadelelerinden geldiği görülüyor. 1980 sonrası yaşanan işçilerin politikadan uzaklaşma sürecinde, o zamanda beri yürütülen korku politikaları bugün işçilerin örgütlenmesini engelliyor. Mevcut işçi örgütlerinin, siyasal örgütlerin bütün enerjilerini bu alanda kullanmaları gerektiğini düşünüyorum.
Daha önceki direnişlerde, Paşabahçe’de de olduğu gibi, hem diğer sendikalardaki işçiler hem de mevcut sendikanın diğer fabrikalardaki üyesi olan işçiler, sendikalar tarafından mücadelelere, direnişlere dahil edilmediler. Bugün Topkapı işçisinin direnişini başarıya ulaştıracak başlıca şey de bu kilidin açılarak diğer işçilerin eylemli dayanışmasını sağlamak. Siz bugün, sendika yöneticilerine rağmen diğer Şişecam fabrikalarındaki işçileri eylemli dayanışmaya katabilecek durumda mısınız?
İkinci işçi: Netice almak için sendikal disiplin içerisinde hareket ediyoruz.  Ve bir eylem planı çerçevesinde ilerliyoruz. Neticeye odaklı olduğumuz için adım adım ilerliyoruz. Genel merkez yöneticilerini bir eylem planı içerisine soktuk. Şu anda fazla mesai uygulaması diğer fabrikalarda kalktı, 1 Ocak’ta çalışılmayacak. Şirket yönetimini masaya çekmek için atılan adımlar bunlar. Masaya gelmediği takdirde bu kez randımana vurulacak. Daha sonrası nereye kadar gider, sonuç alana kadar devam edeceğiz.
İlk işçi: Paşabahçe fabrikasındaki direnişte belki de diğer fabrikalardaki işçilerin süreçten tam haberleri yoktu. Bireysel olarak işçilerin telefonla haber vermesi dışında belki de… Sendika Çayırova fabrikasında “ölüm protokolü”ne imza atarken, biz Topkapı işçileri sendikaya sorduğumuzda “oradaki yönetim buna razı” yanıtını verdiler. Biz oradaki işçilere sahip çıkmaya çalıştık ama engellendi. Ama durum şimdi böyle ilerlemiyor. Diğer fabrikalardaki arkadaşlarla görüşüyoruz, konuşuyoruz. Her şeyden haberdarlar. Onlar 31 Ocak akşamında burada bizimle beraber olmak için çalışmalar yapıyorlar, aşağıdan yönetime. Genel merkeze, biz Topkapı işçisinin yanında olmak istiyoruz diyorlar. Yani genel merkez bu direniş olmaz dese şu anda alttan baskı var. Çoluğumuzu çocuğumuz görüyorlar, burada çektiğimiz çileyi görüyorlar, direnişi görüyorlar. Coşkulu bir şekilde buraya gelmek istiyorlar. İşçi mücadeleye hazır, yeter ki baştakiler işi bitirmesin.
İkinci işçi: Kapatılan Paşabahçe fabrikasında sonra Topkapı fabrikası en eski Şişecam fabrikası. Şimdi bu fabrikanın çalışanları, sendikal bilinç ve donanım adına en bilinçli işçi grubu. Buradaki işçilerin yıl ortalaması 15-20 yıl. Ve hepsinin babası, amcası ve bir akrabası buradan emekli. Dolayısıyla 50 gram yoğurt için on günlerce süren grevlere bir şekilde şahit olmuş insanlar. Çocuk yaşta o grevlere katılmış insanlar. Şöyle de bir gerçek var 10 yıldır Şişecam’da Kristal-İş’te bir eylemlilik yok. Şimdi bizim direnişe geçmemize diğer fabrikalardaki işçiler de heyecanla destek veriyor. Çünkü biliyorlar ki, Şişecam’ın uzun vadedeki planları Topkapı’yı kapattıktan sonra Mersin’i kapatmak. Mersin’den sonra Trakya’daki fabrikalara… Şişecam Anadolu’ya yayılıyor. Buradaki arazini kapatıp, orada 1000 dönüm arazi üzerinde konumlanıyor.  Eskişehir’de, Bursa’da… Hükümetin teşvikiyle yapıyor.
Bizler Topkapı işçileri olarak, diğer fabrikaları bilhassa bu nokta etrafından örgütlemeye çalıştık. Bunun tüm işçilerin bizim etrafımızda toplanmalarına faydası oldu.
Yani diğer Şişecam fabrikalarındaki işçilerin, sendika yönetimi Paşabahçe’deki gibi davranmaya kalksa bile sizin yanınızda yer alacağını düşünüyorsunuz.
Haftalardır her gün sabahtan akşama kadar giderek, baskılarımızla sendika genel merkezini harekete geçirdik. Yeri geldiğinde üslubumuzu sertleştirerek sendika yönetimini belli kararlar almaya zorladık. Diğer fabrikalardaki işçiler de bunu gördükleri zaman bir ateş yandı ve giderek büyüyor. Ne kadar kararlı ve dik durduğumuzu diğer işçilere göstererek onları da etrafımızda topluyoruz.
İnternette tüm fabrikalardaki cam işçilerinin üye olduğu bir grubunuz var…
Evet, aslında üç tane grubumuz var. Diğerleri Cam İşçisinin Sesi ve mizan defterleri tüm işçilere açık olsun adlı mesaj içeren bir grubumuz da var. Buralardan arkadaşlar, haberleşiyoruz, fikirlerini paylaşıyor ve en önemlisi sıkıntılarını paylaşıyorlar. Bir fabrikada, baş temsilci kalkıp fazla mesainin kalktığına dair yemekhanede açıklama yapmamışsa, görevini yerine getirmemişse bunun haberini alabiliyor ve baskı oluşturabiliyoruz.
TEKEL direnişinde de işçiler, sendikanın buradaki gibi sessiz kalıp yıllarca izlemesine karşı kendi iradeleriyle Ankara’da direnişe geçtiler. İşçiler tüm kararlılıklarına rağmen, tüm inisiyatifi sendika yöneticilerine bıraktıkları, onu denetleyemedikleri ve taban komitelerini kurmadıkları için sendikanın direnişi sonlandırma kararına boyun eğdiler, 4-C’yi durduramadılar ve yenilgiye uğratıldılar. Sizler böylesi bir şeye karşı hazırlıklı mısınız?
TEKEL fabrikalarını satın alan şirket, ben tüm fabrikayı makinelerle beraber alıyorum ama çalıştırmayacağım dedi ve işçilerin iş akdini feshetti. TEKEL işçileri bunlar yaşanırken direnişi organize edemediler.
Konuştuğumuz birçok işçi diğer fabrikalarda şalterin indirilmesiyle bu işin çözüleceğini, Şişecam’a diz çöktürüleceğini ve kazanacaklarını söylüyor. Sendikaysa grevin yasadışı olacağını söyleyerek buna yanaşmıyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz, bu nasıl yapılabilir?
Bir başka işçi: Ben bunu şimdi değil, yıllardır söylüyorum. Grev hakkı olmadıktan sonra işçilerin elleri kolları bağlanmıştır. Zaten biz ne yaparsak “yasa dışı”. Türkiye’de grev hakkı da 1963’teki Kavel fabrikasındaki grevle elde edilmişti ve bu grev de yasa dışıydı. Ancak mücadeleden sonra grev hakkı yasallaştı. Bugün Şişecam’ın fabrikalarındaki 5-6 bin işçi şalteri indirsin, buranın kapatılması, haklarımızın gasp edilmesi ve sokağa atılmamız engellenir. Ne diyorlar, yok mahkemesi var yok polisi var. Direneceksen, mücadele edeceksen bunları göze alacaksın. Şimdi 1960’lardaki, 70’lerdeki işçileri anıyoruz, onlar her şeyi göze alarak mücadele ettiler. Başarmamız için komiteleşmemiz gerekiyor, bunu yıllardır söylüyorum. Bunu yapabilirsek kazanacağız.