Kamuda Güvencesizlik Kurultayı’ndan izlenimler

23 Şubat 2013 günü Petrol-İş Sendikası İstanbul Genel Merkezi’nde Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonuna (KESK) bağlı şubelerin bir çalışması olan “Kamuda Güvencesizlik, Performans Sistemi ve Mücadele Yolları” adıyla bir kurultay düzenlendi. Kurultaya ilişkin internet gazetelerinde ve sol basında oldukça detaylı haberlere rastlamak mümkün. Okumakta olduğunuz bu yazı ise, kurultay üzerine bir haber yazısı olmaktan uzak. Yazıda kurultayı KESK’e bağlı BES’te örgütlü bir grup emekçi olarak değerlendirmeye çalışacağız. 
Etkinlikten notlar
Kurultayı duyuran afişte, etkinliğin düzenleyicisi olarak yer alan KESK’e bağlı 11 sendikanın isminin yer almasına rağmen, katılımın trajik bir biçimde az olmasından başlamak gerekiyor. Düzenleyici pozisyonunda görülen bu sendikaların örgütlendiği işyerlerinden katılımın olmaması, bu sendikalardan yalnızca birer-ikişer üyenin gelip, tebliğler okuması, konfederasyona üye sendikalar nezdinde, katılımın usulen yapıldığını, kurultay gündeminin tabanda yeterince tartıştırılmadığını düşündürüyor. 
Dahası sunulan tebliğlerde -birkaç tebliğ hariç-, işyerlerinde yaşanan sorunlardan bir iz bulmak dahi mümkün değildi. Uzun uzadıya okunan tebliğlerin hemen hepsi, Türkiye kamu sektöründe güvencesizleştirmenin tarihi, GATS vb. uluslararası anlaşmaların ayrıntıları ve ilgilenen herkesin yakından bildiği, kamu emekçilerinin güvencesizleştirilmesi sürecine aitti. 
Bu durumu, işyerlerinden uzun zaman önce elini eteğini çekmiş sendikaların, kendi işkollarında dahi yaşanan gerçeklikten bir haber olmasına bağlamamak elde değil. Zira diğerlerinin yanında farklı bir canlılığa sahip olan tebliğlerde (özellikle 50/d statüsünde çalışan üniversite bilim emekçilerinin, 4/C’li TÜİK emekçilerinin tebliğleri), işyerlerindeki sorunlar ayrıntılı bir şekilde ortaya konuldu ve çözüm yolları önerildi. Bu elbette yaşanan sorunların yakıcılığından da kaynaklanıyordu. 
TÜİK’te çalışan BES üyesi 4/C’li emekçiler adına okunan tebliğde, işyerlerinde karşı karşıya kalınan sorunlar çeşitli örnekleri ile aktarıldıktan sonra, sermayenin saldırısının uluslararası olduğu, kapitalizm altında gerçek bir iş güvencesinin mümkün olmadığı, saldırının tüm işçi sınıfını kapsadığı, mücadelenin de sendikalı-sendikasız, kadrolu-sözleşmeli-taşeron tüm işçi sınıfının taban komiteleri/işyeri meclisleri temelinde birleşerek verilmesi gerektiği vurgusuyla diğer tebliğlerden ayrıldı.
Tebliğlerin ardından verilen arada, Homur Mizah Dergisi karikatürcüleri tarafından bu kurul için düzenlenmiş “Güvence Sizsiniz” isimli karikatür sergisinin açılışı yapıldı. 27 karikatüristin güvencesiz, taşeron ve esnek çalışma üzerine 50 çizimle katıldığı sergi, kurultayı zenginleştirdi.
Kurultay katılımcıları, aranın ardından, sayıları biraz daha azalmış olarak yeniden salondaydı. Özgür Kürsü konuşmacılarının çoğunluğunun gündemi okunan tebliğlerden farklı değildi. Kurultayın asıl amacı olan, “nasıl bir mücadeleye ihtiyaç var?” sorusuna bu konuşmalarda da yanıt bulunduğunu söylemek güç. Benzer konuşmalar ve tebliğler, sınıf mücadelesi, güvencesizleşmeye karşı örgütlenme, ortak mücadele gibi asıl üzerinde durulması gereken konuların yeterince tartışılamamasına neden oldu. Bu konular tartışılmadığı için de kurultayın asıl meselesi sanki “KESK nasıl kurtulur?” sorusuna cevap aramakmış gibi oldu. 
Mücadeleyi ortaklaştırma, yan yana gelme, ortak talepler üretme fikrini hemen hemen bütün konuşmacılar ifade etti. Bu, KESK’te örgütlü emekçilerin mevcut durumdan hoşnut olmadığının göstergesi, yeni bir mücadele dinamiğine duyulan arzunun dışa vurumuydu. KESK’in süreçlerin gerisinde kalan pratiği, örgütlenme ve eylem stratejileri tartışıldı, eleştirildi. Yeni biçimler de önerildi fakat ne yazık ki, sendikal bakış açısını aşan, soruna KESK düzleminden değil de bir bütün olarak emekçilerin, işçi sınıfının ihtiyaçları açısından bakan bir pencere açılamadı. 
Tebliğ okuyanların ve kürsüde konuşanların ortak gündemlerinden birisi de doğal olarak, geçtiğimiz hafta KESK üyelerine düzenlenen operasyondu. Konuşmacılarda, 98 yönetici ve üyesinin gözaltına alındığı,  33 KESK’linin tutuklandığı operasyonu, “KESK’in yükselen emek ve demokrasi mücadelesini engellemek” adına yapıldığı kanaati hâkimdi. KESK üyelerinin zorbaca gözaltına alındığı, gözaltında şiddete ve tacize uğradığı ve usulsüz tutuklamaların gerçekleştiği bu operasyona karşı bir arada durmanın gerekliliği ve önemi ortada. Ancak bu operasyon, konuşmacıların ifade ettiği gibi, yüzünü işyerlerine çeviren bir sendikaya, iktidara karşı sınıfla birlikte militan demokrasi mücadelesi veren bir sendikaya yapılmıyor, çünkü KESK’in böylesi bir işlevi bulunmuyor. Aksine, kamuda güvencesizliğin önünü açan, güvencesiz çalışmayı sıradanlaştıran sermaye saldırısına karşı, ne KESK ne de bir başka sendika konfederasyonu bu süreçte mücadeleci bir pratik sergilemedi. Yıllardır işçilerin karşı karşıya kaldığı, güvencesiz, taşeron ve esnek çalışma için -göstermelik eylemler dışında- kılını kıpırdatmamış olan sendikalardan bahsediyoruz! Kamu reformu adıyla gündeme gelen hak gasplarının kamu emekçilerinin çalışma şartlarına uzanmasıyla, KESK’in militan mücadele söylemine inanmak mümkün değil.
Yazımızın sonuna yaklaşırken, özgür kürsüde konuşmacı olarak yer alan birkaç emekçinin vurgusunu atlamamakta yarar görüyoruz. İlki İnşaat İşçileri Derneği adına kurultaya katılan konuşmacının ifade ettikleri. Dernekleşmelerinin nedenini, sendikaların inşaat işçilerini örgütlemeyi kârsız olarak görmeleri olarak açıklayan konuşmacı, işçi, emekçi ayırmadan gerçek bir ortak mücadele talebini yineledi ve emekçilerin örgütlü olarak hareket etme bilincinin toplumsal yaşamının her alanında benimsenecek tutumla doğrudan bağlantılı olduğu, sermayeye karşı verilen mücadelede, emekçilerin taleplerinin topluma doğru biçimde aktarılmasının, taleplerin ortaklaştırılmasının önemine değindi.
Bir diğer konuşmacı Tüm-Bel-Sen’den bir emekçiydi. Geçmişten beri ortak çalışanlar yasası ve ortak mücadeleyi savunduklarını, KESK’in ise taleplerinde yıllardır gerileyerek bugün “kamu reformu” karşısında, neredeyse 657’yi baş tacı ettiğini ifade eden konuşmacı, ancak işyerlerinde kurulacak taban örgütlenmelerinin, ortak saldırıyı geri püskürtebileceğini vurguladı.
Nasıl bir mücadele?
KESK kendisi için artık başka bir yolun olmadığının farkında. O artık, kamuyu kârlı bir sektör haline getirmek için hız kazanan güvencesizleştirme uygulamalarının, kamuda çalışan tüm emekçileri tehdit etmesiyle, bu konuda bir söz söylemek zorunda. Örgütlü olduğu işyerlerinden gelen basınçla, bu konu, konfederasyonun gündeminde daha sık yer edineceğe benziyor. Ancak tüm dünya emekçilerini tehdit eden bu sürece karşı verilecek mücadele sendikal mücadelenin yetersizliğiyle yüzleşerek, sendikal bürokrasinin ikiyüzlü karakterini ifşa ederek ve işyerlerinden başlayarak işçi-geçici personel-memur ayırmadan ortak örgütlenmeler kurmaktan geçiyor. İşçi sınıfının devrimci mücadelesi, kapitalizm altında gerçek bir iş güvencesinin olamayacağını anlamaktan ve nihayetinde tüm işçi-emekçilerin ortak kurtuluşu için sisteme karşı bıçaklarımızı bilemekten geçiyor. 
BES üyesi bir grup emekçi