"Kamuda Güvencesizlik" Paneli üzerine

KESK’e (Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu) bağlı Tüm Bel Sen (Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası) İstanbul 3 No’lu Şube ve BES (Büro Emekçileri Sendikası) İstanbul 3 No’lu Şube’nin ortak faaliyeti olarak düzenlenen “Kamuda Güvencesizlik ve ‘Yeni’ Personel Rejimi” konulu panel geçtiğimiz hafta sonu (02.02.2013) Kadıköy Belediyesi brifing salonunda gerçekleştirildi. 
Sermayenin gelecek planlarının en önemli maddelerinden olan, kamu alanında güvencesizleştirme ve performans denetimi uygulamalarının yaygınlaşmakta olduğu bir dönemde, tabandan gelen taleplerin bir ürünü de sayılabilecek panel, katılımcılara hitap eden açılış konuşmasıyla başladı. Ardından, Eğitim-Sen Eğitim Uzmanı Dr. Erkan Aydoğanoğlu, “Kamu Personel Rejiminde Dönüşüm” üst başlığıyla ‘Güvencesizlik ve Performans Değerlendirme’ üzerine bir sunum yaptı. Kamuda on yıllar boyunca yaşanan dönüşümün ve önümüzdeki dönemde kamu emekçilerinin karşı karşıya kalacağı saldırıların özeti niteliğindeki sunum, aralarında, hâlihazırda güvencesiz olarak çalışan 4/C’lilerin de yer aldığı, farklı iş yerlerinden gelen emekçiler tarafından dikkatle takip edildi. 
Sunumun sonunda verilen aranın arkasından kapanış bölümü olan ve yaklaşık bir saat kadar süren soru-cevap kısmına geçildi. Bu bölümde söz alan kamu emekçilerinin Aydoğanoğlu’na ve diğer katılımcılara yönelttikleri sorular ve yaptıkları yorumlar, önümüzdeki dönemde kazanılmış haklara yönelik saldırıların artacağının bizzat taban tarafından görüldüğünü, buna karşın, mücadele yöntemleri konusunda bir belirsizliğin ve verili “mücadele” araçları olarak görülen sendikalara olan güvensizliğin varlığını ortaya koydu. 
Bu tablo şaşırtıcı değildi. Gerek KESK ve ona bağlı sendikalara, gerekse genel olarak sendikal harekete, sermayenin kapsamlı saldırılarına karşı emekçileri harekete geçirebilecek aygıtlar olarak güven duyulmadığı açıktır. Bununla birlikte, sendikal sınırlılıkları aşan bir mücadele perspektifinin emekçiler arasında yeterince tartışılmasının önünde çeşitli engeller olduğunu, dolayısıyla çözüm önerilerinin ve mücadele yöntemlerinin sendikal merkezlerdeki bürokratik duvara çarptığını da görmek gerekiyor.
Kapitalizmin egemenliği altında gerçek bir iş güvencesinden bahsetmek zaten olanaksız. Fakat bir süredir, sermeyenin ve onun siyasi temsilcisi olan mevcut iktidarın, kamu hizmetlerinin piyasa koşullarına uyumlu hale getirilmesi için yürüttükleri çalışmalar, kamuda var olan görece “güvenceli” çalışmanın da altını oymakta; kuralsız, esnek, güvencesiz bir “kamu” düzeni inşa edilmektedir. Performans uygulamaları ve güvencesizleştirme eliyle kamu hizmetlerinde “daha az bütçe, daha fazla emek sömürüsü, daha fazla kâr” hedeflenmekte. Özet olarak emekçiler en berbat sömürü koşullarında eşitlenmek istenmektedir. 
Kamu emekçilerinin kendi sorunlarını tartışmak için yan yana geldiği böylesi etkinlikler kuşkusuz çok önemli -ki panelin kapanışında çağrısı yapılan ve onu bir adım ileri taşımak amacıyla 23 Şubat’ta Petrol-İş Sendikası Konferans Salonu’nda yapılması öngörülen “Güvencesizlik ve Yeni Personel Rejimi” konulu kurultay da tabanın taleplerini ve mücadele ihtiyaçlarını yansıtması açısından oldukça değerlidir- fakat kamuda yaşanan dönüşüm, sermayenin emekçilerin kazanılmış haklarına yönelik diğer saldırılarından ayrı düşünülmemeli. Bir bütün olarak işçi sınıfının birleşik-kitlesel muhalefetiyle karşılaşmadıkça, sermayenin birbiri ardına gelen saldırıları emekçilerin elinde kalan son kırıntıları dahi silip süpürecek potansiyele sahip.
Sendikaların lafta kalan muhalefeti, yasak savma eylemleri ve emekçileri pasifize eden politikaları ile gelecek dönemi karşılamak mümkün değildir. Artık “reformist” bile diyemeyeceğimiz işbirlikçi sendikal politikalar eliyle sermaye karşısında savunmasız bırakılan işçi sınıfının sendikalarda örgütlü kesiminin, örgütsüz çoğunluğu da yanına alarak geleceğine sahip çıkması gerekiyor. Bunun için, sosyalist işçiler ve emekçiler, iş yerlerinden başlayarak taban örgütlenmeleri çalışmalarına başlamalı, iş yeri, iş kolu, kamu-özel sektör ayrımı yapmaksızın, tabanda emekçilerin devrimci bir program ve öz örgütlenme temelinde birleşmesini sağlamalılar.
Unutmamalı ki güvencesizleştirme, kuralsızlaştırma, performans denetimleri, çalışma koşullarında sürekli bir geriye gidiş ve işten çıkarma saldırıları kapitalizmin bugünkü krizinin kaçınılmaz sonucudur.  Dünya çapında kendisini hissettiren bu eğilime ancak devrimci örgütlülüğe sahip işçi sınıfının bilinçli müdahalesi son verebilir. 
Bugün için emekçiler adına umut verici gelişmelerin sayısı fazla olmasa da umudu yaratacak olan bizzat işçi sınıfının kendisi ve onun içinden çıkan Marksist öncü işçilerdir.
Toplumsal Eşitlik okuru bir 4/C’li emekçi