Kroman Çelik’te yaşanan süreçten çıkartılması gereken dersler

DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş sendikasının örgütlü olduğu Kroman Çelik fabrikasında geçtiğimiz günlerde yaşananlardan gerekli derslerin çıkartılması, başta metal işçileri olmak üzere tüm işçilerin önümüzdeki dönemde girecekleri mücadelelere hazırlanmaları açısından son derece büyük önem taşımaktadır.

Çünkü Kroman Çelik fabrikasında ve baştemsilci üzerinden yaşananlar, yalnızca bu fabrikayla ve bir kişiyle sınırlı istisnai bir durumu değil; uluslararası nesnel bir gelişme sürecinin bu ülkedeki sınıf mücadelesindeki bir yansımasını ifade etmektedir.

Mart ayının başında yapılan son temsilcilik seçimlerinde fabrikada çalışan 650 dolayındaki sendikalı işçinin 450’den fazlasının oyunu alarak yeniden baştemsilci seçilen Temel Özcan’ın işten çıkarılmasına giden ve bunu izleyen olaylar, sosyalist sınıf bilinci, taban örgütlülüğü/denetimi ve sendikaların rolü gibi can alıcı konuları yeniden gündeme getirmiş durumda.

Temel Özcan’ın geçtiğimiz Perşembe günü sosyal medya hesabından işten çıkarıldığını duyurması ve buna karşı Kroman işçilerini iş bırakmaya çağırması ile alevlenen süreç, Birleşik Metal-İş sendikasının Özcan’ı şirketten rüşvet talep etmekle ve sendika binasını kurşunlamakla suçladığı bir açıklama yapmasına kadar ilerledi.

Öncelikle, Temel Özcan’ın işten çıkartılmasına karşı yaptığımız açıklamada belirttiğimiz gibi, Kroman işçilerinin ezici çoğunluğunun oyuyla seçilen Özcan, 2 Şubat’ta yapılacağı ilan edilen “grev” sürecinde hükümetin olası yasağını da sendikanın bu yasağa boyun eğmesini de tanımayacaklarını ve taleplerinin karşılanmaması durumunda greve çıkacaklarını ilan ederek tabanın sesini dile getiren ve bu tavrıyla kara listeye alınmış bir öncü işçiydi.

O, bu yüzden, geçtiğimiz ay şirketin disiplin kuruluna sevk edilmiş, ancak işçilerin ona sahip çıkması ve üretimi durduracaklarını ilan etmesi sonucunda bu girişimden geri adım atılmıştı.

Son süreçte ise, şirketin resmi tatillerde çalışma konusundaki ısrarına karşı işçilerin taleplerinin karşılanmaması üzerine gerilim büyümüş durumdaydı. Bu noktada, Özcan, Perşembe günü akşam saatlerinde işten çıkarıldığını duyurdu ve hem sosyal medyadan hem de fabrika önüne gelerek gece vardiyasına giren işçilere dayanışma için iş bırakma çağrısı yaptı. Haberlere göre, Özcan bu tavrı nedeniyle gözaltına alındı ve sabah saatlerinde serbest bırakıldı.

Gece vardiyasında Temel Özcan’ın çağrısına karşılık veren Kroman işçileri, fabrikaya gelen ve Özcan’ın kendi isteğiyle işten ayrıldığını söyleyen Birleşik Metal-İş yöneticilerinin, şirket yöneticileriyle birlikte, onun şirketten “rüşvet” talebinde bulunduğunu ve altına imza attığını iddia ettikleri bir kağıt göstermeleri sonucunda işbaşı yaptılar.

Sendika, geçtiğimiz Cuma günü yaptığı açıklamada, “Temel Özcan, 17 Mart Cumartesi günü Gebze Şube Binasına gelerek Şube Başkanı Necmettin Aydın ile bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede ‘psikolojisinin bozuk olduğunu, artık bu görevi taşıyamayacağını ve işten ayrılmak istediğini bildirdikten sonra kıdem ve ihbar tazminatlarının yanı sıra fazladan tazminatın da işverenlikten istenmesini’ talep etmiştir.” diye belirtiyor. [vurgular sonradan]

Bu ifade, iddianın doğru olduğu varsayıldığında, sendikanın sonradan “rüşvet talebi” olarak sunduğu şeyin bir “fazla tazminat” talebi olduğunun ve bunun bizzat sendikacılar tarafından bilindiğinin bir itirafıdır. Özcan’ın yazdığı ve imzaladığı iddia edilen yazı, şirketle görüşme yapıldıktan günler sonra, Özcan’ın işten çıkarılmasının ve Kroman işçilerinin buna karşı iş bırakmasının ardından, işbaşı yapmaları için işçilere gösterilmiştir.

Yani Özcan, eğer sendikanın iddia ettiği gibi bir “rüşvet” talebinde bulunduysa ki “fazla tazminat talebi” rüşvet değildir, bu sendikanın bilgisi dahilindeydi ve bu, işçiler hem şirketi hem sendikayı dehşete düşürecek şekilde iş bırakana kadar açıklanmamıştı.

Ancak ortada sendika bürokratlarının çok iyi bildiği anlamda bir “rüşvet” talebinin söz konusu olmadığı, şirketin Özcan’dan aldığı iddia edilen yazıdan da görülmektedir. Örneğin, Özcan, “bayram tatillerinde çalışma” konusunda şirketin talebini kabul ederek işçileri satma karşılığında bir para talep etmemişti.

Özcan, sosyal medya hesabında uzun bir süredir belirttiği gibi, hem toplu sözleşme ve grev kararı sürecinde fazlasıyla öne çıkmış olduğu hem de bayram tatillerinde çalışmama konusunda ısrar ettiği için, şirketin ve sendikanın basıncı altındaydı. O, şirkete verdiği söylenen el yazısındaki, “buradan çıktıktan sonra hiçbir fabrikanın beni almayacağını biliyorum” sözleriyle, kendi isteğiyle işten ayrılması karşılığında bir ek tazminat talep etmiştir ve bu talep, bütün işçiler için son derece haklı ve meşrudur.

Buna karşılık Temel Özcan, şirketin ve sendikanın ondan yeri geldiğinde kullanılmak üzere alınmış bir yazıyla işçileri ikna etmesinin ardından fabrikada üretimin devam etmesi karşısında, görünen o ki, tam bir psikolojik çöküş yaşamış. Onun, işçi arkadaşları tarafından ihanete uğradığı düşüncesiyle sosyal medya hesabı üzerinden sergilediği öfke, hakaret ve küfür dolu tepki, sınıf bilincinden ve tabanın denetiminden yoksun bir öncü işçinin sınıfından trajik kopuşuna tanıklık etmektedir.

Yukarıdaki senaryo doğru olsun ya da olmasın, Özcan’ın en büyük hatası, tüm bu yaşananları bütün çıplaklığıyla günbegün işçi arkadaşlarına aktarmaması, baskılara karşı yüzünü kendisini temsilci seçmiş olan işçilerin desteğine ve inisiyatifine dönmemesi ve sonuçta, sendikanın, ona bu kadar büyük destek veren tabandaki işçilerin kafasını karıştırabilmesine olanak sağlamasıdır.

İşçi hareketinin tarihsel dersleriyle ve sosyalist teoriyle donanmış, tüm süreci işçilerin denetimine açacak şekilde demokratik olarak seçilmiş taban komitesinin denetlediği bir öncü işçi, bunları yapmaz; oynadığı nesnel rolün ve taşıdığı sorumluluğun büyüklüğünün bilinciyle davranırdı.

Temel Özcan’ın yaşadıkları, bir öncü işçinin ne kadar kararlı ve azimli olursa olsun, sosyalist sınıf bilincinden yoksun olması durumunda nelerle karşılaşabileceğinin trajik bir göstergesidir. Gelinen noktada, şirket, sendikanın sıkı işbirliğiyle inisiyatifi ele geçirmiş; hükümete ve MESS’e meydan okuma işareti veren Kroman Çelik işçilerinin sendikal bürokrasiden bağımsız davranma iradesi şimdilik bastırılmıştır.

Ancak bu durum uzun sürmeyecek, nesnel olarak uluslararası ölçekte yaşanan işçi sınıfı radikalleşmesi, sendikal deli gömleğinin parçalanması sürecini hızlandıracaktır. İşçiler, dünyanın her yerinde, artan toplumsal saldırılara, yoksulluğa ve baskılara karşı ileriye giden bir yol arıyor ve bunun, ABD’li eğitim emekçilerinin son grevlerinde gördüğümüz gibi, öncelikle sendikaların denetiminden kurtulmaktan geçtiğini görmeye başlıyorlar.

Ne var ki, kendiliğinden gelişen bu sınıf hareketinin devasa devrimci potansiyelinin nesnel tarihsel hedefine ulaşabilmesi ve moral bozucu yenilgilere uğramaması için, işçilerin sosyalist bilinç ve örgütlülük ile donanması gerekiyor.

Gerek uluslararası ölçekte yaşananlardan gerekse Temel Özcan olayından gerekli derslerin çıkartılması, öncü işçilerin dünya çapında gelişen işçi sınıfı hareketinin bilinçli öznelerine dönüşmelerinde belirleyici öneme sahiptir.

Sonuçta ortaya çıkan durum ne olursa olsun, başlıca derslerden biri, önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi, “sendikaların uzun süre önce ‘işçi örgütleri’ olmaktan çıkıp fabrikalarda ve işyerlerinde işçileri denetleme ve dizginleme rolünü oynayan emek polisi şirket maşalarına dönüştükleri gerçeği”nin kavranması ve bunun gereğinin yerine getirilmesidir.

İşçiler, sermayenin artan saldırılarına başarıyla karşı koyabilmek için, sendikalardan bağımsız taban komitelerini örgütlemeli ve mülk sahibi sınıfın tüm siyasi partilerinden bağımsız olması gereken bu komiteleri uluslararası sosyalist perspektif ile donatmalılar. Bu, Sosyalist Eşitlik Partisi’nin işçi sınıfı içinde inşa edilmesi anlamına gelmektedir.