Lüleburgaz'da işçi mitingi

Türk-İş’e bağlı sendikaların oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu tarafından Lüleburgaz'da düzenlenen “Kuralsız, güvensiz çalışmaya hayır, taşeron işçiliğine son” mitingi, İstanbul Caddesi üzerinde bulunan Kongre Meydanı'nda yapıldı. Eyleme, Sendikal Güç Birliği Platformu’na bağlı sendikaların yanı sıra Genel Maden-İş, DİSK, Tekstil, Birleşik Metal-İş, Dev Sağlık İş, Eğitim Sen’in Trakya Şubeleri ve Eğitim-İş sendikası da katıldı.
Saat 11'de başlayan yürüyüşte, "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek", "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz", "Zam zulüm işkence işte AKP”, “Türk-İş uyuma emekçine sahip çık” sloganları atıldı. Bununla birlikte Lüleburgaz halkından eyleme ilgi gösterildi.
Kongre Meydanı’ndaki ilk konuşmayı, Tertip Komitesi adına Petrol-İş Trakya Şube Başkanı Turgut Düşova yaptı. Düşova, konuşmasında, AKP'nin işçi düşmanı politikalarını eleştirdi ve Türk-İş'i sessizliğini bozmaya çağırdı.
Miting alanında kuralsız, güvencesiz çalışmanın ve taşeron sisteminin yanı sıra özellikle AKP hükümetinin, sermaye sınıfı adına uyguladığı işçi düşmanı politikalara büyük öfke hakimdi. Türk-İş içerisinde, yönetime gelmek isteyen ve bu yüzden “muhalif” tutum sergileyen sendikal önderliklerin öncülük ettiği miting, işçi sınıfı içerisinde biriken öfkeyi yatıştırmaya dönük bir amaç taşıyordu. Özellikle esnek çalışma ve taşeron işçiliği adı altında uygulanan ücretli kölelik sistemine karşı hiçbir direniş sergilemeyen, sermayenin işçi sınıfının tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik politikalarına ortak olan sendikal önderliklerin, kürsüden sarf ettikleri cümleler bütünüyle temelsizdi.
Miting başladıktan kısa süre sonra, yıllardır aynı lafları dinleyen işçiler, yavaş yavaş alanı terk etmeye başladılar. Kristal-İş Sendikası Genel Başkanı Bilal Çetintaş, yaptığı konuşmada, AKP hükümetinin işçileri, emekçileri ayaklar altına aldığını, kendi zenginlerini yarattığını ve gelir eşitsizliğinin arttığını vurguladı. Çetintaş, konuşmasını, "Biz 12 Eylül'e pabuç bırakmadık. Daha dün Şişecam'da mücadelemizi kazandık. Umudumuz var, umudumuzu koruyalım. Unutmayalım örgütlü güç yenilmez, bunu da bize tarih öğretti." sözleriyle noktaladı. 12 Eylül rejimine bakan veren Türk-İş’in yönetimine gelmeyi hedefleyen Çetintaş’ın “12 Eylül’e pabuç bırakmadık” demesi ne kadar ironikse, bir süre önce, Topkapı Şişecam fabrikasındaki direnişi kıran Kristal-İş sendikasının Şişecam şirketiyle yaptığı –işçilerin neredeyse tamamının tepki gösterdiği- anlaşmayı "zafer" olarak sunması, o denli yüzsüzlüktü. 
Hükümet yanlısı Türk-İş yönetimini suçlayan ama sermayenin sosyal ve ekonomik saldırılarına karşı işçi sınıfının militan ve birleşik bir mücadele örgütlemek için parmağını kıpırdatmayan "muhalif" sendikal önderliklerin bu eylemi, günü kurtarmaya yönelik bir girişim olarak kaldı. 
Onlarca yıllık deneyim, sendikal önderliklerin, işçi sınıfının kazanımlarını korumak şöyle dursun, onların ortadan kaldırılmasında patronlar ve hükümetlerle ortak davrandığını yeterince göstermektedir. İşçilerin ihtiyacı olan şey, Türk-İş yönetimine aynı çizgiyi sürdürecek olan “muhalif” bürokratların gelmesi değil; sendikalı-sendikasız tüm işçilerin militan birliğini sağlayacak olan kitlesel taban komiteleridir. Sendikalı işçiler, işyerlerinden başlayarak sendikalı-sendikasız tüm işçileri sendika bürokratlarının denetiminden kurtaracak olan taban komiteleri perspektifini hayata geçirmeye çalışmalılar. İşçi sınıfı içerisinde yürütülen bu devrimci siyasi faaliyet, onun devrimci partisinin inşasında da belirleyici bir önem taşıyor.