Metal bürokratları işçileri ve kitle gösterilerini sattı

Aşağıdaki yazı Toplumsal Eşitlik İşçi Bülteni'nin 2. sayısından (Haziran 2013) alınmıştır.
Metal işkolundaki 2012-2014 grup toplu iş sözleşmesi süreci, Türk Metal, Çelik-İş ve Birleşik Metal-İş sendikalarının birbiri ardına imzaladıkları satış sözleşmeleriyle sona erdi. 
Anlaşmaya ilk varan sendika Türk Metal oldu. Türk Metal, 30 Mayıs gecesi imzaladığı sözleşmeyi bir “zafer” gibi yansıttı. Sendika, “Yıllık bazda yüzde 14.5 ila yüzde 24 arasında değişen oranlarda bir gelir artışı sağlanmış” olmasıyla övünedursun, imzalanan sözleşme, gerçekte, tam bir satış sözleşmesidir. Türk Metal’in övündüğü şey, daha önce önemli bir çoğunluğu 4,64 TL / saat ücretin altında çalışan işçilerin ücretlerinin 4.64 TL / saate yükseltilmesi, ücretleri 6.31 TL / saatin altında olanların ücretlerine de, bu rakamı aşmamak koşuluyla 20 kuruş eklenmesidir. Bu son derece yetersiz ücret zammından başarıymış gibi söz eden Türk Metal bürokratları, üyelerinin geçtiğimiz yıllar içinde -birçok durumda sıfır zam ile uğramış olduğu devasa ücret kaybına, işten çıkarmalara ve sektördeki yaygın taşeronlaştırmaya hiç değinmiyorlar.
Türk Metal’in açtığı yoldan ilerleyen sözde solcu rakibi Birleşik Metal-İş bürokrasisi de, 11 Haziran günü, Türk Metal’inki ile hemen hemen aynı koşullarla, 7 işyerini kapsayan bir sözleşmeye imza attı; onları, Çelik-İş bürokrasisi izledi.
Metal işkolunda bu dönem sürdürülen görüşmeler, öncekilere göre oldukça büyük bir önem taşıyordu. Bu süreç, işçilerin sosyal ve ekonomik hak gasplarını püskürtmeleri için bir fırsattı. Zira metal işkolundaki sendikaların “grev” kararı aldıkları süreçte Türkiye tarihinin en büyük kitlesel gösterilerinden biri patlamıştı ve bu gösteriler grevdeki işçilerin katılımıyla, sermayeye ve iktidara karşı gerçek kazanımlar elde edebilirdi. Sendikacılar, tam da metal işçilerinin böylesi bir süreçte greve çıkmalarının kitle gösterilerine işçi sınıfı damgasını vurabileceği ihtimalini gördükleri için, birbiri ardına bu satış sözleşmelerini imzaladılar.
Sektördeki en büyük sendika olan Türk Metal’in yöneticileri, sözleşmeyi imzalamadan önce grev kararı almış fakat grevin tarihini hiçbir zaman açıklamamışlardı. Onlar üyelerinin bulundukları fabrikaları teker teker gezerek şov yapmış ve işçilerin tabanda oluşabilecek öfkesini yatıştırmaya çalışmışlardı. Türk Metal yönetimi, satış sözleşmesini, tam da Gezi Parkı eylemlerinin tüm ülkeye yayılmaya başladığı bir günde imzaladılar.
Birçok sahte solcu grubun açıkça desteklediği Birleşik Metal sendikası ise, Türk Metal’in grev kararının ardından, kendi grev tarihini 3 Haziran olarak belirlemiş ve Türk Metal’in sözleşmeyi imzalamasını yerden yere vurmuştu. 3 Haziran, Gezi Parkı gösterilerinin ülke geneline yayıldığı, Taksim Meydanı’nın kazanıldığı ve sokaklardaki yüz binlerin işçi sınıfının örgütlü ve militan desteğine en çok ihtiyaç duyduğu günlerden biriydi. 
Belirlenen tarihte greve çıkmak yerine MESS ile görüşmeleri sürdürüp bir hafta sonra Türk Metal’in imzaladığıyla aynı sözleşmeyi imzalayan Birleşik Metal-İş bürokratları, sermayenin ve devletin yardımına koşma görevlerini yerine getirdiler.
2010 TİS sürecinin ardından da Türk Metal’le aynı sözleşmeye imza atmasına rağmen birçok “sol” grup tarafından zafer kazandığı iddia edilen Birleşik Metal, bu tavrıyla, gerçekte Türk Metal’in “sol” maskeli kardeşi olduğunu bir kez daha kanıtladı.
2012’inin Aralık ayında, Renault’daki fabrika işgalini değerlendirdiğimiz bir yazıda, Metal işçilerinin, “bir kez daha sermayenin gardiyanlığını başarıyla üstlenen sağ ve ‘sol’ sendika bürokratlarının ve onların ‘solcu’ koltuk değneklerinin kıskacı altında” olduğunu vurgulamıştık [1].
Metal işçilerinin bu kıskaçtan kurtulamamış olması, işçi sınıfının, sermayenin saldırılarına karşı mücadelede önemli fırsatlardan birisinin kaçmasına yol açtı. Zira sorun, sendikacıların enflasyon oranında bir ücret zammını başarı olarak sunması değil; metal işçilerinin geçtiğimiz yıllar boyunca uğradıkları zararları gidermeye yönelik siyasi taleplerle kitle gösterilerine katılmasının ve bu gösterilere damga vurması ihtimalinin engellenmiş olmasıdır.
Metal işçilerinin bu TİS sürecindeki deneyimi, işçilerin gerçek kazanımlar elde etmesinin tek yolunun sendikal yapılanmayı aşmak olduğunu göstermektedir. Bültenimizin, henüz kitle gösterileri patlamadan yayımlanmış olan Mayıs sayısında, grevin satışa uğramaması için işçileri harekete geçmeye ve taban komitelerinde birleşmeye çağırmıştık: “Yıllardır yitirilmiş olan hakların yeniden elde etmesi için, sendikaların formalite gereği ilan ettiği grevi gerçek bir direnişe dönüştürmek gerekiyor. Bunun için, sektördeki bütün fabrikalarda, sendika ya da sendikalı-sendikasız ayrımı yapılmaksızın, birbirleriyle sürekli bağlantı halinde grev komiteleri seçilmeli; grevin önderliği bizzat işçilerin eline geçmelidir. Aksi durumda, grev, hükümetin müdahalesiyle etkisizleştirilme ya da sendika bürokratları eliyle hiçbir ciddi kazanım elde edilemeden sonlandırılma tehlikesiyle karşıya kalacaktır.” [2]
Bu tehlike, daha grev başlamadan gerçekleşmiş ve işçi sınıfının öncü güçlerinden metal işçilerine yapılan ihanet bir bütün olarak işçi sınıfına ve kitle hareketine bir ihanete dönüşmüştür. Yaşadığımız süreç, metal işçileri ve bir bütün olarak işçi sınıfı için tarihsel dersler taşıyor. Sendikalara güvenmeyi öğütleyen ve sözde sınıf sendikacılığını canlandırma hayalini yayan tüm sahte sol politikalar bir kez daha iflas etmiştir. “Sınıf sendikacılığı”, sendikaların şirket yönetimleriyle ve siyasi iktidarlarla tamamen bütünleştiği günümüzde tamamen temelsizdir ve işçileri her durumda sendika bürokrasilerinin gardiyanlığına teslim etmektedir.
İşçiler, sendika bürokrasileri arasında özde hiçbir fark olmadığını; kendi taban komitelerini kurarak mücadeleye girişmedikçe, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek şöyle dursun, mevcut koşulları bile koruyamayacaklarını görmek zorundalar. Başta metal işçileri olmak üzere işçi sınıfının yeni türde taban örgütlenmelerini yaratması mücadelesi, aynı zamanda, sendika bürokrasilerinden bağımsız enternasyonalist devrimci bir işçi sınıfı partisinin inşasına paralel bir süreç olacaktır.

Dipnotlar

[1] Oyak-Renault’daki işgal ve sendikaların çürümüşlüğü, Servet Kazancı, Toplumsal Eşitlik dergisi, 10. Sayı / Aralık 2012
[2] Toplumsal Eşitlik İşçi Bülteni, 1. Sayı / Mayıs 2013