Nestle grevi ve sınıf perspektifi

Bursa’nın Karacabey ilçesinde gıda sektöründe faaliyet gösteren dünya devi Nestle Gıda ve Cereal Partners (CPT) fabrikalarında çalışan ve Tek Gıda-İş sendikasında örgütlü olan 900 işçi, şirket ve sendika yöneticileri arasında 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren devam eden Toplu İş Sözleşmesi (TİS) görüşmelerinde anlaşma sağlanamaması üzerine, 21 Haziran tarihinde greve çıktı. Greve çıkılmasının ardından Nestle şirketi, internet sitesinden tehdit edici bir mektup yayınlayarak grevci işçileri işbaşı yapmaya çağırdı.

Çeşitli ülkelerde 500‘e yakın fabrikaya sahip bir gıda devi olan Nestle, Türkiye’de, Bursa-Karacabey'de, İstanbul'da, Sakarya'da ve Bursa-Kestel'de bulunan dört fabrikada üretim yapıyor. Nestle'nin Türkiye’deki fabrikalarında 3.700 işçi çalışıyor. Onun taşeron ortaklarıyla birlikte istihdam ettiği işçi sayısı ise 6.000'in üzerinde.

Yıllarca şirket-sendika işbirliğiyle çoğu durumda asgari ücretler düzeyinde, sosyal hakları ve yaşam koşulları sürekli geriletilerek çalıştırılan Nestle işçileri, bu durumdan, daha önce üye oldukları Hak-İş’e bağlı Öz Gıda-İş sendikasını sorumlu tutmuş ve Türk-İş'e bağlı Tek Gıda-İş sendikasına geçmişlerdi.

Tek Gıda-İş sendikasının yetki almasının ardından 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren şirket ile sendika yöneticileri arasında, arabulucu görüşmeleri dahil olmak üzere 10 toplu iş sözleşmesi görüşmesi yapıldı. Yapılan görüşmelerde, sendika, sözleşmenin birinci yılı için brüt asgari ücret maaş alan işçilere seyyanen 600 TL, her kıdem yılı için 20 TL, ikinci yıl içinse enflasyon artı 5 puan zam istedi. Sendikanın bütünüyle tabandan gelen basıncın etkisiyle yapmış olduğu bu teklifi şirket kabul etmedi ve yasal sürecin tamamlanmasının ardından grev ilan edildi.

Bugün itibariyle, işçiler kararlılıkla direniş örneği gösterdikleri grevin 7. gününü geride bırakırken, şirket ile sendika yöneticileri arasında, grevin bir an önce sona erdirilmesi için görüşmeler yapılıyor.

Grevin ilk gününde, Tek Gıda-İş sendikası başkanı Mustafa Türkel, NTV kanalına yaptığı konuşmada, "Umuyorum uzlaşma en kısa zamanda sağlanır. Şu anda fabrikada üretim durdu. Bakım için, yasal sorumluluk gereği içeride kalması gereken belli sayıda işçi arkadaş var. Onların dışında bütün arkadaşlar, dışarıda ve greve katılmış durumda. Bizim talebimiz, 600 lira seyyanen ücret artışıydı. İşveren, çok düşük bir teklifle geldi ve bir ortak nokta bulunamadı. Tabii bu demek değildir ki grev, uzun süre devam edecek. Bu görüşmeler, grev başlamış olsa bile her an gerçekleşebilir ve her an bir uzlaşma noktası bulunabilir." (vurgular bize ait) demişti. Bu sözler, yalnızca patronların değil ama Tek Gıda-İş sendikasının da grevin başlamasından ve sürdürülmesinden son derece rahatsız olduğunun itirafıdır.

Tek Gıda-İş sendikasını ve onun başkanı Mustafa Türkel’i, 2010 yılında TEKEL’in özelleştirilmesine karşı mücadele eden TEKEL işçilerinin direnişinin kırılması sürecinden tanıyoruz. Sendika bürokratlarının nasıl hükümet ile birlikte işbirliği içerisinde “emek polisi” görevini yerine getirdiği, korumalarını ve polisi nasıl işçilerin üzerine saldırttığı, TEKEL işçilerinin ve işçi sınıfı sosyalistlerinin hafızasından silinmiş değil.

Nestle işçilerinin kitlesel bir şekilde greve çıkarak üretimi durdurmaları, her ne kadar sendikal yanılsamalar barındırsa da, Türkiye’de ve dünyada sınıf mücadelesinin yeniden canlanmasının örneklerinden yalnızca bir tanesidir.

Nestle işçileri, Türkiye ve dünya işçi sınıfının siyasi dersleri ışığında, en baştan itibaren greve ihanet edeceğinin işaretini veren Tek Gıda-İş sendikası bürokrasisine karşı uyanık olmalı ve grevin önderliğini bürokrasiye karşı mücadele ederek eline almalıdırlar. Aksi takdirde, onların mücadelesi, şirket-sendika işbirliğiyle sözleşmede yapılacak kısmi ve kesinlikle göz boyayıcı geçici iyileştirmeler eşliğinde yenilgiye uğratılacaktır.

İşçi sınıfı, yalnızca Türkiye’de değil ama tüm dünyada, ücretlerin düşürülmesi, çalışma koşullarının berbat bir hal alması, yaşam koşullarının geriletilmesi ve kapsamlı bir toplumsal karşı-devrim saldırısıyla karşı karşıyadır.

Nestle işçilerinin mücadelesi, güncel taleplerinden bağımsız olarak, aynı geçtiğimiz yıl metal-otomotiv işçilerinin yaptığı gibi, bu uluslararası mücadeledeki yerlerini almış durumdadır. Bununla birlikte, onlar, aynı zamanda, metal işkolundaki kardeşlerinin bir yıl önce yaptığı yanlışı yineliyor ve yalnızca işçi sınıfının bağımsız örgütlü gücüne güvenmek yerine, bir kez daha, şirket-iktidar yanlısı yüzü çoktan açığa çıkmış olan sendikaların arkasında toplanıyorlar.

Nestle işçileri, on yıllardır yaşanan deneyimler eliyle kanıtlanmış olan şu gerçeği bir an olsun unutmamalılar: Şirketlerin, patron partilerinin ve siyasi iktidarların işçi kolu işlevini gören sendikalar önderliğinde girişilen her mücadele, göstermelik “kazanımlar”a rağmen, yenilgiye uğramaya mahkumdur.

Nestle işçileri, çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmek için, öncelikle, aralarında hiçbir fark olmayan sendikalar arasında tercih yapma sarmalından kurtulmak ve kendi bağımsız örgütlenmelerini yaratmak zorundalar. Onlar, sendikadan bağımsız taban komitelerini kurarak grevin önderliğini ele almak, başta Nestle şirketinin Türkiye'deki ve diğer ülkelerdeki fabrikalarında çalışan işçiler olmak üzere, diğer işçiler ile bağlantıya geçmeli ve şirketlerin yoğunlaşan saldırılarına karşı onları da harekete geçirmeye çalışmalılar.

Nestle işçilerinin bunu başarmasının tek yolu, uğruna mücadele ettikleri taleplerini, bir bütün olarak insanlığın karşı karşıya olduğu bütün sorunların (işsizlik, yoksulluk, toplumsal eşitsizlik, diktatörlük ve savaş) kaynağı olan kapitalist kar sistemine karşı sosyalizm uğruna mücadelenin ayrılmaz parçası olarak ele almalarıdır.