Şişecam’da “havuç-sopa” taktiği

28 Aralık’tan beri Topkapı Şişecam Fabrikası’nda devam eden işgal eylemi polis saldırısı tehdidiyle karşı karşıya. 5 Aralık Cumartesi günü sabah erken saatlerde fabrikayı kuşatan çevik kuvvet ekipleri işçilerin ve ailelerinin dışarıdan fabrikaya girişini engellediler. İçeriden kalan işçiler ise çatılara ve yüksek yerlere çıkarak fabrikayı terk etmediler. 
Yaklaşık 1000 çevik kuvvet polisi fabrikayı kuşatırken, olası müdahale tehlikesinin haberini alan işçiler ve aileler sabah saatlerinden itibaren Topkapı fabrikasının önünde sloganlarla bekleyişe geçtiler. Ayrıca Gebze/Çayırova ve Bursa/Yenişehir fabrikalarından işçiler de öğle saatlerine doğru direnişe destek amacıyla Topkapı’ya geldiler. Bursa’dan gelen işçiler Haliç Köprüsü civarında kolluk kuvvetleri tarafından durduruldular ve otobüste yapılan aramanın ardından Topkapı’ya ulaşabildiler.  
Bu gelişmeler yaşanırken, CHP milletvekili Süleyman Çelebi ile Kristal-İş Genel Başkanı Bilal Çetintaş’ın bulunduğu bir heyet, emniyet yetkilileri ve şirket temsilcisiyle görüşmek üzere fabrika içerisine girdiler. Görüşmeler sürerken, fabrikanın dışarısında bulunan işçiler ve aileleri ile destek amacıyla fabrikaya gelenler, fabrika çatısında bekleyen Şişecam işçilerine sloganlarla destek verdiler. Bu görüşmenin sonucunda,  20 kadar çevik kuvvet aracı fabrikayı terk ederken, işçi aileleri ile destek amacıyla fabrikaya gelen işçiler ile gençler yeniden fabrikanın girişine geldiler. Burada, EMEP’in eski başkanı ve HDK milletvekili Levent Tüzel işçilere bir konuşma yaptı. 
Aynı zamanda eski bir sendika bürokratı olan Süleyman Çelebi, Tüzel’in ardından heyet adına işçilere bir açıklama yaptı ama şirket yöneticileri ile yaptıkları görüşmede neler konuşulduğuna değinmedi. Çelebi, konuşmasında, fabrika içindeki kolluk güçlerinin fabrikadan çekilmesi için “emniyet müdürlüğü ve valilik ile uzun müzakereler ve sağduyulu bir müzakere” yaptıklarını ifade etti. Çelebi, şirket yönetimi ile müzakerelerin “birkaç gün daha süreceğini” ve “işçilerin büyük bir bölümünün sorununun çözüleceğini” belirtip, onları “sabırlı olmaya ve sağduyulu davranmaya” davet etti. Bu açıklamalar, direnişteki işçileri bölmeye yönelik yeni adımların hazırlandığının habercisidir.
Kristal-İş Sendikası Topkapı Şube temsilcisi de, yaptığı konuşmada, sorunun “masa başında halledilebilecek bir mesele” olduğunu ama “Şişecam’ın uzlaşmak gibi bir niyeti olmadığını” söyledi. Temsilci, konuşmasını, bir sonuç alıncaya dek “alanı terk etmeyeceklerini” vurgulayarak bitirdi. Kristal-İş Genel Başkanı Bilal Çetintaş da yaptığı konuşmada aynı ifadeleri yineledi.
Gerek sendika bürokratlarının gerekse reformist politikacıların son bir haftadır Topkapı Şişecam’a yaptığı “çıkartmanın” ve sergilediği tavrın ardında, işçileri pasifize etme, Kristal-İş yönetimine “mücadeleci” bir maske takma ve bu direnişi kontrol altında tutma amacı yatmaktadır. Şişecam yönetimi ile imzalamış oldukları ve işçi sayısının adım adım azaltılmasını ve fabrikanın kapatılmasını öngören anlaşmayı on yılı aşkın süre boyunca “unutturan” Kristal-İş yöneticileri, bu direnişi kullanarak, sendika içinde yükselen sınıf mücadeleci taban muhalefetini etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Ama hepsi bu değil. Onlar, aynı zamanda, Şişecam’ın başka fabrikaları için de gündemde olan kapatma / taşıma sürecinde, “erken” yükselecek bir mücadele dalgasının önünü kesmeye çalışıyorlar. 
İş Bankası’nın ortağı (dolayısıyla Şişecam’ın patronlarından) olan CHP’nin, Temmuz 1991’de yeniden açıldıktan sonra DİSK’in 9 yıl genel sekreterliğini, 11 yıl genel başkanlığını yapmış olan Süleyman Çelebi’yi devreye sokması da boşuna değildir. CHP, Şişecam yönetimi ile sendika bürokrasisi arasında on yılı aşkın süre önce sağlanmış olan anlaşmadaki koşulları, belki birkaç küçük değişiklikle, kendisinin işçilerin yanında yer aldığı bir mücadele sonucunda elde edilmiş kazanımmış gibi göstermenin; sendika bürokrasisi içindeki desteğini arttırmanın hesabı içinde. 
Benzeri bir hesabı, TKP ve EMEP gibi ulusalcı reformist partiler de yapıyor. Bu partilerin gazetelerinde ve TV kanallarında yayımlanan haberler, bütünüyle sendika yöneticilerinin reklamının yapılmasına ve onlar hakkında hayaller yayılmasına yöneliktir. Onlar, Topkapı Şişecam’ın Eskişehir’e taşınması kararını yeni bir şeymiş gibi sunuyor; sendika bürokrasisinin bu süreçteki yıkıcı / işbirlikçi rolünü ısrarla gizliyorlar. İşçilere herhangi bir devrimci perspektif sunmak bir yana sendika bürokrasisinin açık destekçiliğini yapıyorlar.
En önemlisi, sendika bürokrasisi ile bu sahte sol partilerin ve milletvekillerinin, Topkapı Şişecam’da yaşananları, ısrarla, bu fabrika ile sınırlı bir şeymiş gibi göstermeye çalışmalarıdır. 
Oysa Topkapı Şişecam’da yaşanan ve artık sonuna gelmiş olan on küsur yıllık tasfiye süreci, benzer bir şekilde, hem başta Gebze/Çayırova olmak üzere diğer Şişecam fabrikaları hem de Topkapı’daki bütün fabrikalar ve atölyeler için geçerlidir. 
Sendika bürokratlarının ve burjuva politikacıların, Şişecam direnişinde gözlerden uzak tutmaya çalıştığı asıl sorun, İstanbul’da uygulamaya konan “kentsel dönüşüm” projesidir.  Çünkü, aralarında Topkapı’nın da olduğu sanayi bölgelerindeki binlerce işyerinin ortadan kalkmasına ve onbinlerce işçinin işsiz kalmasına yol açacak olan bu proje, aynı zamanda, şirketler ve onların hizmetindeki politikacılar için büyük bir rant kaynağıdır.
Konuya ilişkin ilk açıklamamızda, Topkapı Şişecam’ın tasfiyesinin altında yatan nedenleri belirtmiş ve işçilerin işlerini korumasının yolunun, Topkapı’da kurulu fabrikalarda çalışan bütün işçilerin, sendika bürokrasilerinden bağımsız taban örgütlenmeleri üzerinde yükselecek ortak mücadelesinden geçtiğini vurgulamıştık. Bu çağrı, bütün yakıcılığını korumaktadır. 
Topkapı’daki büyük fabrikalarda çalışan işçilerin, işyerlerinin birbiri ardına ortadan kaldırılması sürecinde ortak tavır geliştirememesi ve küçük işyerlerinde kölelik koşullarında çalışan sınıf kardeşlerine önderlik ederek kararlı bir mücadeleye girememesi, sermayenin işçi sınıfına yönelik saldırısının durdurulamaması anlamına gelecektir. Öyle ki bu saldırı, sahte solun iddia ettiğinin aksine sendika bürokratlarıyla değil, yalnızca birleşik ve örgütlü işçi sınıfı eliyle durdurulabilir.