Tekel İşçileri Mücadelesinde Son Durum

Sendikanın 9 Ağustos Tarihli Basın Açıklaması Üzerine
Tekel işçilerinin Ankara'da 78 gün süren direnişinin üzerinden yaklaşık altı ay geçti. Bu dönemi kısaca özetleyelim. 2010 Şubat ayının son günlerinde AKP hükümeti tarafından Tekel işçilerine 4-C maddesinde çalışmayı kabul etmeleri için bir aylık süre tanındı. Bu süre içinde umudunu yitiren 3600 kadar işçi 4-C'li olmak için dilekçe verdi. Ancak Danıştay'a Tekel işçilerinin sendika aracılığıyla açtığı dava “bir aylık” sürenin iptaliyle sonuçlandı. Danıştay, aynı zamanda davayı 4-C maddesinin iptali için Anayasa Mahkemesine yönlendirdi. 4-C'li olmak için dilekçe veren 3600 işçiden önemli bir kısmı, dilekçelerini geri aldı ve 8 ay sürecek olan işsizlik ödeneği hakkını elde ettiler.
Bu gelişmelerin ardından Tekel işçilerinin örgütlü olduğu Tek Gıda İş Sendikası, '15-20 gün ara veriyoruz' diyerek Ankara direnişini neticelendirdiklerini ifade etti. 2 Mart günü Ankara'da konakladıkları çadırları sökerek eylemliliklerini bitiren Tekel işçileri, sendikanın açıkladığı yeni programa göre 1 Nisan'da yeniden Ankara'da buluşmak üzere sözleşerek, şehirlerine döndüler. 1 Nisan günü ise yeniden Ankara'ya gelmek üzere yola çıkan Tekel işçileri kente alınmadı. Yoğun polis gücü ile karşılaşan işçiler, Ankara terminalinden geri çevrildi; Ankara'ya girmeyi başaran Tekel işçileri ise Ankara'da yürümek istedikleri alanda polis baskısı ve şiddetiyle karşılaştılar. Yaşanan bu olayın sonunda 2 Nisan günü sendika, 26 Mayıs günü için genel grev çağrısında bulundu. 26 Mayıs öncesi, 1 Mayıs’ta Taksim'de bulunan Tekel işçileri, Türk-iş başkanı Mustafa Kumlu'nun konuşmasını yarıda keserek protesto ettiler. Kumlu, apar topar sahneden indirilmiş ve alanı terk etmek zorunda kalmıştı. 26 Mayıs günü ise Türk-İş önderliğindeki sendikalar sadece 1 saat iş bırakma kararı aldı. Tekel İşçileri bu bir saatlik iş bırakma kararına ilişkin tepkilerini Taksim Gümüşsuyu’ndaki Türk-İş'in 1. Bölge Temsilciliği’ne işgal ederek gösterdiler.
Anayasa Mahkemesi kararını bekleyen Tekel işçileri adına Tek Gıda İş sendikası 9 Ağustos 2010 günü bir basın açıklaması yaptı. Sendika bu açıklamada eylemsizlik kararının nedenini bir kez daha açıkladı: “En yüksek yargının kararının hem hükümeti hem de sendikayı bağlayıcılığı” ve “1 Mayıs İstanbul, 26 Mayıs genel grevinde yaşananlar”...
Tek Gıda İş'in açıklaması Tekel direnişine ilişkin bir çaresizlik metni gibi. Açıklamada sendikanın avukatı Gökhan Candoğan yasal boşlukları ifade ederek, Tekel işçisinin mağdur olmaması için “'ne olur ne olmaz” 4-C'li olmak için müracaat etmeleri gerektiğini ifade ediyor. Sendikanın bu açıklaması, 14-15 Eylül tarihinde 4-C'nin iptal edilmesi durumunda Anayasa mahkemesi kararları geriye yönelik işlemediği için 4-C gibi bir uygulama tamamen ortadan kalkacağından işçiler yeni bir iş düzenlemesi yapılıncaya kadar hiçbir ücret alamayacak olmalarına ilişkin. Çünkü Tekel işçilerinin çalışacakları bir statü yok ve aynı zamanda eski üretim birimlerinin çoğu kapatıldı. Tekel işçilerinin işsizlik ödeneği olarak aldıkları tutar ise Eylül ayı itibariyle 8 ay dolduğu için kendilerine ödenmeyecek. Bunun önüne geçilmesi için “ne olur ne olmaz” mantığıyla işçilerin en geç 1-10 Eylül tarihleri arasında 4-C'li olmaları isteniyor.
Anayasa mahkemesinin iptal kararı almaması durumunda ise Tekel işçileri 78 gün boyunca mücadelesini verdikleri 657 sayılı Devlet Memurluğu Kanunun 4-C maddesine göre çalışmaya başlayacaklar. 4C iptal edilmez ise 4C’li olarak çalışmak istemeyen ve dilekçe vermeyenlerle birlikte verip geri çekenler süreci kaçırmış ve dolayısıyla işsiz kalmış olacaklar.
Süreci Anayasa Mahkemesi’nin 14-15 Eylül'de beklenen kararı belirgin kılacak gibi görünse de sürece hakim olan kapitalizmin bugün işçi sınıfını getirdiği noktadır. Kapitalizm kendi bekası için 4-C ve benzeri sömürü koşullarından vazgeçmek istemez. Tekel işçileri ile anılan 4-C maddesinin iptali durumunda 4-C maddesinin özelliklerini içinde barındıracak bir ara formül yeniden yaratılır. Çünkü bugün gelinen süreç sermayenin daha kısa sürede daha kolay birikmesini sağlayacak esnek çalışmayı, iş güvencesi ve iş güvenliği olmaksızın çalışmayı, düşük ücretli çalışmayı hayata geçirebilecek yasal düzenlemelerle mümkün.
Sendika bürokratlarının önderliğinde, küçük burjuva solunun nispi desteğiyle Tekel İşçilerinin 4-C'ye karşı verdikleri mücadelenin yeterli olmadığını daha önceki yazılarımızda uzunca anlatmıştık.*. Sendika ve küçük burjuva sol grupların daha önce meydanlarda Tekel işçilerine söylediği yalanlar bugün yerini mecburi gerçeklere bıraktı. Sendika bürokrasisi bu kez de Tekel işçilerini yarı yolda bıraktı. Tek Gıda İş “en yüce yargının kararı karşısında işçi sınıfının boynu kıldan incedir”i vurguluyor üstüne basarak. 78 gün boyunca Ankara ayazında direnen işçilerin iradesi bir çırpıda bir kez daha yok sayılıyor böylelikle. Sendika bugün eli kolu bağlı 15 Eylül'ü bekliyor.
Emeğin ücretli sömürüsüne karşı işçi sınıfının tek bir ses ile vereceği karşılık, düzenin temsilcilerini, onların iş birlikçileri olan sendika bürokratlarını ve her türlü yasal kurumunun iradesini tuzla buz edecektir. Tekel işçileri, maden işçileri, tersane işçileri bugün büyük bir sabırla sessizliklerini koruyorlar. Devrimci önderlikten ve perspektiften yoksun kitleler bugün henüz artı değer sömürüsüne karşı ortak bir mücadele içinde değil. Bugün Marksistlerin görevi yaşadıkları coğrafyadaki işçi sınıfına artı değer sömürüsünü anlatmak ve buna karşı ortak mücadeleye çağırmak olmalı.

Dipnotlar