Telekom Grevi’nde beklenen sonuç: Haber İş bürokratları İşçileri Sattı

26 bine yakın Türk Telekom (TT) işçisinin 16 Ekim 2007'de başlattığı grev, katılımcılarının bütün özverisine karşın, Haber İş Sendikası ile TT yöneticileri arasında, AKP hükümetinin ve Türk İş’in gözetimi altında sürdürülen görüşmelerde 29 Kasım günü akşamı sağlanan anlaşmayla sona erdi.
TT Yönetim ve İcra Kurulu Başkanı Paul Doany, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın “emekçiler için de Türk Telekom için de ülkemiz için de hayırlı olmuştur" sözleriyle selamladığı anlaşmadan oldukça memnun. Doany, aynı akşam yaptığı açıklamada, anlaşmanın "iki taraf için de iyi bir çözüm olduğunu” belirtti ve ekledi: “Şimdi hep birlikte tek bir ekip olarak çalışacağız."
Türkiye Haber İş Sendikası Başkanı Ali Akcan, grevin sonucunu değerlendirirken “tatlıya bağlandı” deyimini kullandı ve “grevde kazanan ve kaybeden olmayacağını her zaman ifade ettiklerini” söyledi. Ona göre, “kazanılmış haklar korunmuş ve günün şartlarına göre geliştirilmiş ... Grev % 100 başarıya ulaşmış”tı.
Sosyalist maskeli eski Stalinistler Haber İş ile TT yönetimi arasında sağlanan anlaşmayı, “grevciler kazandı” diye alkışladı. Küçük burjuva solcularının sendika bürokrasisinin kuyruğundan ayrılamayan diğer kesimleri, grev sürecinde bu gerici klikler ve sendikal örgütlenmeler hakkında yaydıkları hayallerin hepsini unutup “TT grevinde anlaşma sağlandığı”nı belirtmekle yetindiler (aynı Sanovel’de ve THY grevinde olduğu gibi) . Ufku sendikal örgütlerin ve mücadelelerin sınırlarını aşamayan; ömrü sendika bürokrasileriyle ittifak arayışı içinde geçen Küçük burjuva “sol”unun, Telekom grevini genel olarak “başarı” biçiminde değerlendirdiğini söyleyebiliriz. İşverenin, sendika bürokrasisinin ve burjuva hükümetin bakanının kendi başarı hanelerine yazdıkları bir anlaşmanın, “sol”cular tarafından işçilerin başarı hanesine yazılabilmesinde bir gariplik olduğu ortada (bu “gariplik”in nedenlerini bir başka yazıya bırakmakta yarar var).
Her renkten küçük burjuva solcusu sendika bürokrasisinin kuyruğunda “işçicilik” yaparken, Sosyalizm yazı kurulu, bu greve ilişkin değerlendirmesinde, onun Haber İş bürokratlarının TT yönetimiyle girdiği bir danışıklı döğüş olduğunu vurgulamıştı. Bize göre, grevci işçiler hem TT yönetimi, hem sendika bürokrasisi hem de devlet tarafından kıskaca alınmıştı; grev, işçilerin bütün mücadeleciliğine karşın, sendika bürokrasileri eliyle yenilgiye uğratılacaktı. Sermayeye karşı başarıyla mücadele edebilmek için, öncelikle onun işyerlerindeki gardiyanları olan sendika bürokrasilerinin ve burjuva sendikal yasallığın üstesinden gelmek gerektiğinden hareketle yaptığımız değerlendirme doğrulandı. Haber İş bürokrasisi, TT işçilerini, en baştan itibaren açıkça ilan ederek, bir kez daha sattı.
TT yönetimiyle iki yıllık bir toplu sözleşme (TİS) imzalayan Haber İş bürokratları, birinci yıl için yüzde 10 (enflasyon oranı yüzde 8), ikinci yıl için ise yüzde 6,5 oranında ücret artışına “evet” dediler. İkinci yıl için öngörülen 6,5’lik ücret zammının enflasyon oranını aşması durumunda -ki büyük olasılıkla aşacak- aradaki fark yıl sonunda ödenecek. TT yönetimi, öte yandan, işçilere sadaka verircesine, bir defaya mahsus olarak Kurban Bayramı’nda 200 YTL’lik ödeme yapmayı da kabul etti.
TT, ayrıca, şirkette aynı konum ve kıdemdeki kapsam içi (sendikalı) ve kapsam dışı (sendikasız) personel arasındaki ücret farkının ortadan kaldırılması amacıyla 30 milyon YTL’lik bir bütçe ayırmayı kabul etti. Ancak bu, 25 bini aşkın grevci işçinin sendikal satış sözleşmesinin içinde küçük bir “makyaj”dan öte anlam ifade etmeyecek; çalışanların yaşamında hiç bir iyileşme sağlamayacaktır.
Ücret “artış”ı!
TT yönetimi ile Haber İş sendikası arasında varılan anlaşmayla, çalışanların ücretlerinde hiç bir ciddi artış elde edilmediği ortada. Sendika bürokratlarının “kazanım” olarak yutturmaya çalıştığı şey ise TT yönetiminin sendika tarafından kabul edilmeyeceğini bile bile yaptığı ilk teklifinden geri adım atmasıdır. TT yönetimi, 60 günlük ilk görüşme sürecinin sonunda, birinci yıl için, skaladan ücret alan işçilere yüzde 4, yevmiyeyle çalışanlara ise yüzde 3 zam önermişti. TT Yönetimi, aynı zam oranlarını ikinci yıl için de altışar aylık iki bölüm halinde öneriyordu. Şirket yönetimi, 24 Ekim günü yapılan görüşmede, bu teklifini, birinci yıl için teknisyen ve teknikerlere yüzde 12,5, diğer sendika üyelerine ise yüzde 8; ikinci yıl için ise tüm üyeler için yüzde 5 ücret artışı olarak değiştirmişti. TT yönetimi, “ücret eşitlemesi” için de 20 milyon YTL’lik bir bütçe oluşturmayı ve “eşitsizliklerin 2008 Martı’ndan başlayarak giderilmesini” öneriyordu.
Sendika ise başta, işveren tarafından sendika üyesi olmayan çalışanlara verilen 1. Skala ücretlerin aynı ünvana ve kıdeme sahip sendika üyelerine de verilmesini; onların ücretlerinin bu yolla eşitlenmesini teklif etti. O, birinci yıl için tüm çalışanlara yüzde 12; ikinci yıl için ise altı aylık dönemler halinde yüzde 5’er ücret artışı ve enflasyonun daha fazla olması durumunda fark ödenmesini talep etti (ikinci yıl için yapılan ücret artışı talebi, grevin başlamasından hemen önceki toplantıda yüzde 3’e çekildi). Haber İş, yevmiye alan işçilere verilecek zammın skala ücret zammının ¾’üyle sınırlı olması konusunda TT yönetimiyle hemfikirdi. Sendika, Ulaştırma Bakanı ile Türk İş Başkanı’nın arabulucu olarak katıldığı son toplantıda, birinci yıl için zam talebini yüzde 10’a çekti, ikinci yıldaki altışar aylık zam oranlarını da yüzde 4’e (artı enflasyon farkı) çıkarttı.
TT’deki ücret skalası, kurumun 2000 yılında yeniden yapılanması sonucunda sözleşmeli ve memur statüsünde çalışanların konumlarının değişmesi üzerine oluşturulmuştu. Bu yeniden yapılanma öncesinde SSK’lı olarak (işçi statüsünde) çalışan Haber İş üyeleri ise ücretlerini yevmiye olarak alıyorlardı. Bu durum, 2000 yılında değişti ve 15 bin dolayında eski üye yevmiye üzerinden ücret almaya devam ederken, sendikaya skaladan ücret alan 10 bin kadar emekçi katıldı. Bu durum, aynı işi yapan ve aynı kıdeme sahip olan sendika üyeleri arasında ücret farklılıklarına yol açtı. Aynı ünvana ve kıdeme sahip TT çalışanları arasındaki gelir farklılıkları, şirket yönetiminin sendikasız işçilerle, onlara daha fazla ücret sağlayan 1. tip iş sözleşmesi imzalama politikasıyla daha da arttı.
İmzalanan TİS’e göre, ikramiyeler konusunda da ciddi bir kazanım sözkonusu değildir. Sona eren TİS’e göre (6. Dönem) TT’de çalışan işçilere yılda toplam 112 gün ikramiye ödeniyordu ve bu yıllardır bütün TİS’lerde yer alıyordu. Başlangıçta, bu ikramiyenin 60 günlük kısmının kaldırılmasını ve yılda 52 gün ikramiye ödenmesini teklif eden TT yönetimi, grevden hemen önceki toplantıda bundan vazgeçmiş ve yeniden “112 gün ikramiye” ödenmesine dönmüştü.
Haber İş sendikası ise 112 olan ikramiye gün sayısının 120’ye çıkartılmasını teklif etti. Bu, sendikanın resmi açıklamasına göre, “tümüyle teknik nedenlerden kaynaklanan” bir talepti. Haber İş Sendikası, bunu internet sayfasında şöyle açıklıyor: “Daha önce ikramiyenin 52 günlük kısmından yasa gereği sigorta primi kesilmezken, özelleştirme nedeniyle bu ödemeden de sigorta primi kesilmesi zorunluluğu doğmuştu. Bu net ödeme kaybının önlenmesi amacıyla gün sayısında artış talep edilmişti.” Görüldüğü gibi, Haber İş bürokratlarının bu TİS’de öne sürdükleri “en ileri” talepler bile, işçilerin yaşam ve çalışma koşullarında bir düzelmeyi değil; en fazlasından varolan düzeyin korunmasını hedeflemişti. Zaten, sendika başkanı Ali Akcan da TT yönetimiyle aralarında ikramiyeler konusunda yaşanan sorunun, TT yöneticilerine “özelleştirme döneminde aktarılan yanlış bir bilgiden kaynaklandığını düşünüyor”du.
“Ücret sendikacılığı yapmıyoruz”
Türkiye Haber İş Sendikası Başkanı Ali Akcan, TİS sonrasında sendikanın genel yönetim kurulunda yaptığı konuşmada, TT yönetiminin “greve ücret anlaşmazlığı nedeniyle gidildiği” yollu açıklamalarına, “biz ücret sendikacılığı yapmıyoruz” yanıtını vermişti. Akcan’ın, “biz ücret sendikacılığı bile yapmıyoruz” biçiminde değiştirildiğinde gerçek bir anlam kazanacak olan bu cümlesini yine onun ağzından açıklayalım.
Özelleştirme sonrasında, TT’nin ve piyasanın durumunu yakından izlediklerini anlatan Akcan, sözcüğü sözcüğüne şunları söylüyor: “TT’nin verimliği ve karlılığı ortadadır. Bunun artarak devam etmesi için elimizden gelen her türlü katkıyı ortaya koymaya hazırız.” TT patronlarına uşaklıkta sınır tanımayan bu sendikacı, hızını alamıyor ve devam ediyor: “Dolayısıyla, şirketin piyasadaki şartların seyrine göre mali durumunda bir olumsuzlukla karşılaşma ihtimalinde, ücretlerimizde herhangi bir artış yapılmadan bile çalışmaya devam edeceğimiz, hatta TT’un üyelerimizin mali fedakarlığına ihtiyaç duyulması halinde bunu da seve seve yapabileceğimiz TT yönetimiyle paylaşılmıştır.” Akcan, konuşmasının devamında, bütün bu nedenlerden dolayı, kendilerini sorumsuzlukla itham etmenin güvensizlik ortamını derinleştireceğini anlattı. Haber İş sendikasının ücret sendikacılığı bile yapmadığı; yapamadığı bundan daha yalın ve samimi biçimde anlatılabilir mi?
Esnek çalışmanın önü açıldı
11 bin dolayında kapsam dışı personeli zaten “esnek” çalışma saatlerinde istihdam eden TT, bu sözleşmeyle birlikte sendikalı işçileri de bu sisteme dahil etme yönünde bir adım attı. Şirket, bütün işçilere 6 günlük çalışma haftasını dayatamadı ama bu yönde önemli bir adım attı: Haber İş üyesi işçiler, haftada 5 ya da 6 gün olmak üzere toplam 45 saat çalışma arasında bir “tercih”te bulunacaklar; haftada 6 gün çalışmayı “tercih eden” işçilere 200 YTL ek ödeme yapılacak.
TT, önceki (altıncı) sözleşmede beş gün olarak belirlenmiş haftalık çalışma süresinin altı güne yükseltilmesinde; cumartesi ve pazar günlerinin tatil olmaktan çıkartılmasında; günlük çalışma sürelerinin şirket yöneticileri tarafından belirlenmesinde ve değişebilir olmasında ısrar ediyordu. Haber İş sendikası ise TİS’deki normal ve vardiyalı çalışma sistemine ek olarak, işverenin gereksinim duyduğu işyerlerinde haftalık çalışma süresinin 6 gün ve 45 saat olmasını en baştan itibaren kabul ediyordu. Onun tek koşulu, bu biçimde çalışacak olan sendika üyesi işçilere ayda 250 YTL ödenmesiydi.
Haber İş bürokratları, bu paranın, TT’nin önceki TİS gereği ödeyeceği üç yevmiyeden daha az olduğunu kendi internet sayfalarında açıklamışlardı. Ama bu durum onların sözkonusu parayı 15 Ekim günkü toplantıda 200 YTL’ye indirmelerini engellemedi. Ne de olsa, talep ulaştırma bakanından gelmişti! Dolayısıyla, TİS görüşmelerine, haftada 6 gün çalışma için 250 YTL talebiyle başlamış olan Haber İş Sendikası’nın başkanı Ali Akcan, anlaşmanın ardından yaptığı açıklamada, “esnek çalışma için de istemiş olduğumuz ücreti alabildik” derken, doğruları söylemiyor. TT’nin, “özelleştirme sonrasında kazandığı yeni statüye uyumunu sağlayarak değişim ihtiyacının önünü açmak için” elinden geleni yapan Haber İş bürokrasisinin en pervasız yalanlara başvurmak için çok sayıda “haklı” gerekçesi olduğunu belirterek geçelim.
“Zarar”ı işçiler karşılayacak
TT ve Haber-İş Sendikası yetkilileri arasında, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım ile Türk-İş Genel Başkanı Salih Kılıç’ın gözetiminde sağlanan uzlaşmanın işçi düşmanı özelliği, sendikanın, grevden dönen işçilere fazla mesai yaptırılmasını kabul etmiş olmasıyla daha da pekişiyor. Dahası, bu TİS ile TT işçilerinin azgın sömürüsüne yasal zemin sağlayan Haber İş bürokratları, bunu şirketin 44 günlük grev boyunca uğradığı iddia edilen ve 100 milyon YTL’yi aştığı söylenen “zararını giderme” gibi iğrenç bir gerekçeyle yapabiliyorlar.
Anımsanacağı üzere, TT yönetimi ile burjuva medyası, grevin ilk gününden başlayarak kapsamlı bir işçi düşmanı kampanya sürdürmüş; grev süresince 200 dolayında sabotaj yapıldığını ve 237 adet saha dolabına zarar verildiğini iddia etmişti. Haber İş Sendikası, işçilerin bu zararı karşılamak için daha fazla çalışması konusunda TT yönetimiyle anlaşarak, grev süresince gerçekleştiği iddia edilen “sabotaj”lardan ve şirketin uğradığı zarardan işçilerin sorumlu olduğunu kabul etmektedir. Bu tutum, Haber İş bürokrasisinin işçiler karşısında şirket yönetimleriyle ne denli benzer kaygılara ve düşüncelere sahip olduğunu açıkça gösteriyor.
İşten çıkarmalar
Haber İş bürokratlarıyla TT yönetimi arasındaki TİS görüşmeleri boyunca, bilinçli biçimde çarpıtılarak, anlaşmazlık noktalarından biri” olarak yansıtılan noktalar arasında, “işçi sayısının azaltılması” geliyordu. Şirkette işgücü fazlalığı olduğunu tespit etmiş olan TT yönetimi, 60 günlük ilk görüşmelerde, bu durumun düzeltilmesi ve işçi başına verimliliğin arttırılması için Haber İş bürokrasisinden destek istedi. TT Yönetimi, “daha verimli ve akılcı çalışma için”, emeklilik hakkı kazanmış olan işçilerin iş akitlerinin iptal edilmesiyle ilgili bir maddenin TİS’e konulmasını önermişti.
TT’nin başarısı için elinden geleni yapmaya yeminli Haber İş bürokratlarının buna hiç bir itirazları yoktu. Onlar şirket yönetimine, TT’ye yeni işçiler almak gerektiğini düşünmekle birlikte, emekliliği gelen işçilerin kendi istekleriyle ayrılmalarını teşvik etmek için ek primler ya da ikramiyeler ödenmesine olumlu baktıklarını açıkladılar. Şimdi, varılan anlaşma gereğince, grev süresince iş akdi feshedilenler işlerine geri dönerken, bu süre içerisinde iş akti feshedildiği için yargıya başvurmuş olan işçiler mahkeme kararını bekleyecekler.
Ancak TT işçilerini bekleyen sorunlar bunlarla sınırlı değil. TT yönetiminin, binlerce işçinin işsiz kalmasıyla sonuçlanacak kapsamlı bir operasyon için Haber İş bürokratlarıyla anlaşmış olduğundan hiç kimsenin kuşkusu olmamalı. Türkiye pazarında hala tekel konumunu koruyan TT, kısa süre içinde, kendisinden çok daha düşük maliyetlerle çalışan uluslararası rakipleriyle boy ölçüşebilir hale gelmek zorunda. TT, bu konuda AKP hükümetinin de tam desteğini almış durumda. “Ya sendika” mı dediniz? Bunun yanıtını, Haber İş Sendikası’nın başkanı Ali Akcan veriyor.
Sendika bürokrasisi sermayenin emrinde
Haber İş Sendikası Genel başkanı Ali Akcan, TT yönetimiyle sağlanan anlaşmanın ardından sendikanın üyelerine yaptığı açıklamada, “Grevde kazanan ve kaybeden olmayacağını her zaman ifade ettikleri”ni belirttikten sonra, aynen şunları söyledi: “Dolayısı ile toplu iş sözleşmesinin tatlıya bağlandığı bu günde işçilerimiz, Türk Telekom, sendikamız, sektör ve Türkiye kazanmıştır. Bugün artık çalışma zamanıdır.”
Akcan, bu sözlerin basmakalıp ifadeler olmadığını göstermek istercesine şöyle sürdürüyor konuşmasını: “Birikmiş olan arızaların hızla onarılması, Türkiye’nin telekomünikasyon devi olan Türk Telekom’un büyütülmesi, güçlendirmesi ve daha verimli hale getirilmesi zamanıdır. Zedelenen iş barışının hızlı bir şekilde düzeltilmesine ve karşılıklı güven ortamının geliştirilmesine hemen başlanarak, grev süresince yaşanan olaylardan karılıklı ders çıkarmak durumundayız. ... Grevden önce olduğu gibi yeniden aramızdaki iş barışını temin ederek gelecekle ilgili çalışmaları ortaya koymalıyız. Biz sendika olarak iş barışının sağlanması, iş veriminin artırılması ve grev sürecinde yaşanan olumsuzlukların ortadan kaldırılması için her türlü göreve her gün ve her saat hazırız.”
Akcan, bu sözleriyle, Haber İş bürokrasisinin bu sektörde uygulamaya koyacağı programı açıklamakta; sermaye ve hükümetle el ele işçi sınıfına karşı girişeceği saldırının işaretlerini vermektedir. Bu bürokrasi, TT’nin PTT’den ayrılarak özelleştirilmesine hiç bir zaman karşı çıkmamıştı. Bugün de o –başkanının sözcükleriyle- “TT’yi daha verimli ve karlı bir işletme halinde tutmak için” elinden geleni yapıyor. Bu TİS’nin imzalanması da anılan yolda önemli bir köşe taşıdır.
Haber İş bürokrasisinin bütün derdi, şirket yönetimi tarafından ciddiye alınmamak; Batı’daki meslekdaşları gibi şirketlerin yönetim kurullarında temsil edilmemektir. Bürokratlar, bunu da büyük bir pervasızlıkla, hiç gizlemeye gerek duymaksızın yapıyorlar. Onlar aynen şunu söylüyorlar: Biz bu şirketi güçlendirmek için elimizden geleni yapmaya hazırız ama TT yönetimi bizim bütün çabalarımıza karşın sendikamızla temasa geçmedi; bizi ciddiye almadı. Ama biz bütün bunlara rağmen, varlık sebebimiz olan Türk Telekom’un yeni dönemde rekabetçi yapısını koruyup geliştirmesi için yapılabilecekleri şirket yönetimiyle paylaşmaya çalışıyoruz.
Haber İş bürokratlarının, imzaladıkları TİS ile birlikte, hem şirket yönetimi hem de hükümet nezdinde itibar kazandıkları açık. Şimdi onlar, sermayeye onyıllardır sınıf işbirlikçiliği biçiminde verdikleri hizmeti, onun açıkça danışmanlığını ve iş ortağını yaparak sürdürme çabası içindeler. Onların, TT işçilerinin sermayenin taleplerine boyun eğdirilmesi ekseninde sürdürdükleri bu çabalarında başarılı olduklarını görmek ve bunun nedenlerini sorgulamak, önümüzdeki zorlu mücadelelerin başarısı için yaşamsal öneme sahiptir.
Öncü işçiler, TT grevinin kırılmasının işçilerin kararsızlığından, Haber İş yönetiminin “kötü”lüğünden ya da genel olarak sendika bürokrasisinin “ihanet”inden kaynaklanmadığını; onun altında, sendikal harekette, son 30 yıldır yaşanan niteliksel bir değişimin yattığını görmek durumundalar. Dahası, bu değişim, yalnızca Türkiye’de yaşanmamakta; dünyanın dört bir yanında, farklı sosyo ekonomik ve sınıfsal dinamiklere sahip ülkelerde, önderliğinin sahip olduğu siyasi görüşten bağımsız biçimde bütün sendikal örgütlerde ve neredeyse eş zamanlı biçimde gözlenmektedir.
Ulus devletin koruması altında yaşanan ve Keynesçi politikaların uygulandığı “ulusal kalkınmacı” dönemde altın çağlarını yaşamış olan sendikaların ve sendikal mücadele biçimlerinin işçi sınıfının en temel çıkarlarını bile koruyamadığı, işçi sınıfının bütün ülkelerdeki günlük pratiğinde ardı ardına yaşanan başarısızlıklar eliyle sürekli kanıtlanıyor. Geleceğin belirleyici mücadelelerine hazırlanmanın ilk ve en önemli adımı, dünya çapında yaşanan bu değişimin maddi temellerini açığa çıkarmak ve bilimsel olarak çözümlemektir. Kapitalist üretimde son 30 yıldır yaşanan ve “küreselleşme” olarak tanımlanan köklü değişimlerin bilimsel çözümlemesi üzerine kurulu bir mücadele stratejisi ve ona uygun yeni örgütsel modeller geliştirme görevi de öncelikle işçi sınıfının Marksist öncülerine düşüyor.
Marksist işçiler, yaşamsal öneme sahip bu görevi yerine getirebilmek için, başta ulus devleti tanrılaştıran “sol”cu küçük burjuva milliyetçiliğiyle ve onun önünde yerlere kapandığı sendika bürokrasileriyle aralarına net bir sınır çizmek; bu gerici akımları acımasızca teşhir etmek durumundalar. Bu akımların işçiler üzerindeki yıkıcı etkisi kırılmadıkça, işçi sınıfının sermayenin saldırılarına başarıyla karşı koyması ve bu direnişi ücretli emeğin sömürüsü üzerine kurulu sistemi ortadan kaldırmayı hedefleyen bir karşı saldırıya dönüştürmesi mümkün olmayacaktır.