Topkapı Şişecam işgali ve eylemler sürüyor

Topkapı Şişecam işçileri, 28 Aralık günü, aileleriyle birlikte fabrikayı  işgal ettiler. Fabrikayı 3 gündür terk etmeyen işçiler işten atılmalarını önlemek ve haklarını almak için direnişi sürdüreceklerini ifade ediyorlar. Bu süreçte Şişecam yönetiminin işçileri bölmek için “Eskişehir’de asgari ücretle çalışmak isteyenler başvursun” diyerek astığı duyuru işçiler tarafından yırtılıp atıldı.
İşçiler ayrıca, fabrika işgalinin yanı sıra, geçtiğimiz hafta, aileleriyle birlikte bine yakın kişinin katılımıyla Levent'te bulunan Şişecam Genel Müdürlüğü binasına bir yürüyüş gerçekleştirmişti. İşçiler ve aileleri, dün (30 Aralık Pazar) Levent İş Kuleleri'nde ve Taksim Paşabahçe mağazası önünde eylemler yaptı. İşçiler, şehrin merkezlerinde gerçekleştirdiği eylemlerle seslerini duyurmaya çalışıyorlar.
Bugün de saat 13.00’te fabrikadan bindikleri otobüslerle Bakırköy Capacity Alışveriş merkezi önüne gelen yaklaşık 100 Şişecam işçisi “Biz bu yola baş koyduk, ölmek var dönmek yok, Şişecam işçiyi ne hale soktun” sloganlarını atarak Capacity AVM’nin içerisinde bulunan Paşabahçe mağazasına girmek ve burada Şişecam şirketinin işçi düşmanı tutumunu teşhir etmek istediler. Eylemde Kristal-İş’ten üst düzey-yetkili yöneticiler yer almadı.
Sloganlarla AVM kapısına yönelen işçileri AVM özel güvenlikleri karşıladı. Kapının önüne set kuran özel güvenlikler bu tutumu protesto eden işçilere coplarla saldırdılar. Saldırı sonucu iki işçi yaralanırken, işçiler kararlı bir tutumla saldırıyı protesto ettiler. Kararlı duruşun sonucunda yaklaşık 10 işçi AVM içerisine girerken, girmek isteyen diğer işçiler özel güvenlikler ve polisler tarafından kapılar kapatılarak içeri alınmadı. Bir işçinin özel güvenlik amirine “Bizi neden içeri almıyorsunuz?” sorusunu, amir “İçeride Terörle Mücadele’den ve Özel Güvenlik Bürosu’ndan memurlar var, sizi içeri almamamızı söylüyorlar” şeklinde cevapladı. Bu tartışmalar sürerken arkadaşlarına destek amaçlı slogan atan ve coşkulu biçimde kapıya yönelmek isteyen işçiler sendika temsilcileri tarafından oturma eylemine davet edildi. İçeride eylemlerini bitirdikten sonra dışarı çıkan işçilerden yaralı olanlar özel güvenliklerden şikâyetçi oldular.
Bir süre “Zafer direnen emekçinin olacak, Şişecam şaşırdın sabrımızı taşırdın, Sadaka değil hakkımızı istiyoruz” sloganlarını coşkulu biçimde atan işçiler sendika temsilcileri tarafından ısrarlı telkinler sonucu otobüslere yöneltildiler. Otobüslere binilirken bir sendika temsilcisinin “dışarıdan kimse otobüslere alınmayacak” sözleri ise dikkat çekti.
Öte yandan, fabrikada örgütlü bulunan Kristal-İş sendikası, işçileri daha geri taleplere yedekleme çabasını sürdürüyor. Levent İş kuleleri'nde gerçekleştirilen yürüyüşün ardından bir konuşma yapan Kristal-İş Sendikası Genel Başkanı Bilal Çetintaş, “Fabrika kapanmıyor, taşınıyor. O halde işçiler de taşınmalı işçilerin de işi korunmalıdır” demiş ve eklemişti: “İş güvencesi istiyoruz. Topkapı fabrikası taşınırken Topkapı cam işçisinin de işi güvence altına alınmalıdır. Topkapı işçileri Şişecam’ın diğer fabrikalarında işe yerleştirilmelidir.”
Şişecam şirketinin fabrikayı Eskişehir'e taşıma gerekçesi yüksek kârlarına rağmen işgücü maliyetlerini düşürmek ve Topkapı bölgesinde elinde bulundurduğu arazileri kentsel (rantsal) dönüşüme açmak iken sendika yöneticileri, göz göre göre, işçileri fabrikanın kapatılmasına hazırlıyor ve “aynı haklarla yatay geçiş” talebini öne sürüyorlar.
Konuya ilişkin olarak yayınladığımız bildiri de şunu ifade etmiştik: "Onlar (Kristal-İş yöneticileri), şirket yöneticilerinin daha önce Paşabahçe’de dayatmış olduğu ve oradaki işçilerin ancak yenilginin ardından kabul etmek zorunda kaldıkları “yatay geçiş”i, Topkapı Şişecam’da başlıca talep olarak savunuyorlar. Yenilgiyi baştan kabul etmek anlamına gelen bu talebin yerine fabrikanın kapatılmaması talebini geçirmek gerekiyor."[1]
Kristal İş ile Şişecam yönetimi arasındaki işbirliğini teşhir eden ve işçilere gerçek kazanım sağlayacak bir mücadele perspektifi sunan bu bildirinin dağıtılmasının ardından, sendika bürokratları ve özel güvenlik-polis, üç gündür, Toplumsal Eşitlik muhabirlerini engellemeye çalışıyor. Özel güvenlik ve polis, Toplumsal Eşitlik muhabirlerine, açıkça, "sendika sizi istemiyor" derken, sendika yöneticileri, işçilere, “marjinal gruplarla ve yabancılarla görüşmeyin” talimatı veriyor.
Sendikal bürokrasinin Marksist devrimcilere uygulamaya çalıştığı bu tecrit politikasının altında kendi acizlikleri ve gerçekler yatmaktadır. Toplumsal Eşitlik Şişecam işçilerine "İşinize sahip çıkmanızın tek yolu, yalnızca kendi gücünüze ve diğer fabrikalardaki kardeşlerinize güvenerek direnmenizdir!" diye seslenmiş; onlara, "sendikaya baskı yapmakla yetinmemeleri gerektiğini anlatmıştı: “... geleceğinizi kendi ellerinize almanız gerekiyor. Bunun için tüm işçilerin katılacağı taban - direniş komitenizi oluşturun. Saldırıyı durdurabilmek için yapılması gereken ilk şey, fabrikadaki makine ve teçhizatın taşınmasını engellemektir.Yalnızca sizin baskınız sonucunda, sendika da bu yönde bir karar aldı. Ancak bu kararın uygulanması yalnızca sizin ona örgütlü bir şekilde ve sonuna kadar sahip çıkmanızla mümkündür."
Sendikacıların ve özel güvenlik-polisin bütün çabalarına karşın, Toplumsal Eşitlik’in çağrısı işçiler tarafından sahiplenildi; işçilerden alınan tüm dönüşler olumluydu. Yine, direnişçi işçiler, 30 Aralık Pazar günü sabah saatlerinde, fabrika işgaline destek için, Davutpaşa Metro durağından fabrika kapısına "İşçilerin birliği sermayeyi yenecek" pankartıyla bir yürüyüş gerçekleştiren Toplumsal Eşitlik okurlarını sloganlarla ve coşkuyla karşıladılar ve onları fabrikaya soktular.
Bununla birlikte, Kristal-İş bürokratlarının işçileri Toplumsal Eşitlik okurlarından uzak tutma çabası devam etti. Onlar, Toplumsal Eşitlik muhabirlerini, Taksim’deki Paşabahçe Mağazası'nda gerçekleştirilecek olan eyleme gitmek üzere hazırlanan otobüslerden indirmek istediler. Ama bu çaba da, “yabancılar otobüslerden insin” diye anons yapan sendika bürokratlarına, “burada yabancı yok” diyen işçiler tarafından boşa çıkartıldı.
Direnişçi işçilerin eşleri ve çocukları ile gerçekleştirdiği eylem, TRT binası önünden Taksim'de bulunan Paşabahçe mağazasına yürüyüşle başladı. İşçiler, “Direne direne kazanacağız”, “Şişecam şaşırdın sabrımızı taşırdın!”, “Direniş var yılgınlık yok!”, “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz!” sloganlarını eşliğinde Paşabahçe mağazasının önüne geldiğinde, polis barikatıyla karşılaştılar ve mağazanın önünde oturma eylemi başlattılar. Dışarıdaki eylem sürerken, mağazaya girmeyi başaran işçi yakını 10 kadın, içeride bulunan müşterilere ve çalışanlara Şişecam direnişini anlattı. İşçiler, eylemin ardından yeniden TRT binasına doğru yürüyerek, "İşçiler burada, TRT nerede?" sloganı eşliğinde, işçi direnişini haber yapmayan ve sansür uygulayan yandaş medya kanalı TRT'yi protesto ettiler ve fabrikaya geri döndüler.
Yeni bir perspektif ve örgütlenme gerekiyor
31 Aralık gününü de fabrikada geçirecek olan işçiler direnişi sürdürmekte kararlı olduklarını ifade etmeye devam ediyorlar. Elbette Şişecam işçilerinin tüm kararlı duruşlarına rağmen kendi taban-direniş komitelerini kurmayarak direnişin önderliğini sendika bürokrasisine bırakmaları onları büyük bir tehlikeyle karşı karşıya bırakmaktadır. Çünkü yetki-karar gücünü elinde toplayan sendikal önderlik bulduğu ilk fırsatta direnişi satarak Şişecam yönetimiyle anlaşma zeminini arayacaktır; bunu son 2 yıldır Topkapı’da izlediği teslimiyet politikasından görmemek mümkün değildir.
Topkapı Şişecam işçilerinin, kendi taban-direniş komitelerini kuramamaları ve diğer fabrikalardaki kardeşlerinin sonuç alıcı grev ve direniş gibi eylemli desteğini alamaması durumunda, sendika bürokratlarının Şişecam yönetimiyle daha önce gerçekleştirmiş olduğu anlaşmaya uygun olarak işçileri yenilgiye uğratmaya çalışması hiç de beklenmedik bir durum olmayacaktır. Kristal-İş sendikası, sendikal bürokrasilerin kabaca son 20-30 yıla damgasını vuran ihanetlerine uygun şekilde, on yıl önce Paşabahçe fabrikasında hazırladığı yenilgiyi yinelemeye çalışmaktadır.
Paşabahçe direnişinde sendikanın direnişi yenilgiye götüren tutumunu, şöyle ifade etmiştik:
"İşçiler, 2002’de gerçekleşen ve Paşabahçe fabrikasının kapatılmasını amaçlayan son saldırıyla, işte böyle bir sürecin ardından karşılaşmışlardı. On yılı aşkın süre boyunca hazırlanan son saldırı öncesindeki tüm işten atmaları ve zamsız toplu sözleşmeleri onaylamış olan Kristal-İş sendikasının işçiler üzerindeki egemenliği kırılmadıkça, Paşabahçe işçilerinin işlerini korumaları ve Beykoz’un bir işçi semti olmaktan çıkarılarak yağmalanmasını önlemeleri mümkün değildi.
Dönemin Kristal-İş önderliği, direniş sürerken yayınladığı bildiride, sermaye sınıfının hizmetinde olduğunu açıkça itiraf ediyordu: “Sendikamız, bugüne kadar Paşabahçe işyerinde yaşanan sorunların çözümünde önemli fedakârlıklarda bulunmuştur. 3200 kişinin çalıştığı fabrikada bugün 870 kişi çalışmaktadır. Sendikamız karşılıklı bir uzlaşmayla işyerinin daralmasına onay vermiştir. Sendikamız iş yerinin sorunları nedeniyle 2001-2002 sözleşmesinde iki yıl boyunca sıfır zamma evet demiştir. …Bugün yaptığımız toplantıda Paşabahçe’deki sorunu diyalog ve uzlaşma yolu ile çözme talebimiz yine yanıtsız kalmıştır.” (22 Temmuz 2002).
Bugün yaşananlara baktığımızda, değişen hiçbir şeyin olmadığını görüyoruz. Paşabahçe işçilerinin kararlı mücadelesi, yoğun polis ablukasına, baskıya ve tüm sendika konfederasyonlarının ve Kristal-İş’in pasif kalarak patronla işbirliği yapmasına rağmen sürdürüldü. Fakat işçiler, aileleriyle birlikte fabrikayı işgal etmiş direnirken ve Beykoz halkı direnişi başından itibaren yoğun bir şekilde desteklerken, sendika bürokratları kapalı kapılar arkasında patronlarla sürdürdükleri görüşmelerde, işçileri satmak için canla başla çalışıyorlardı."
[2]
“... Burada önemli olan, Paşabahçe direnişindeki gibi bir satış yaşamamak için önlem almak ve örgütlenmektir. İşçilerin, sahip oldukları mücadele azmini, direnişi yönetecekleri ve işçilerin birliğini sağlayacak olan taban komitesiyle taçlandırmaları durumunda, sendikanın, iradelerini hiçe sayan adımlar atmasını engelleyecek ve geleceklerini kendi ellerine almış olacaklar. Bu mücadelenin başarısı için ise hem diğer Şişecam işçileriyle hem de aynı yazgıyı paylaşacak olan bölgedeki diğer sektörlerden emekçilerle ortak ve militan bir duruş sergilemek gerekiyor." [3]
Topkapı Şişecam işçileri, zafere ulaşmak için neler yapılması gerektiğini çok iyi biliyorlar. İşçiler, Şişecam’ın diğer fabrikalarında da Kristal-İş’te örgütlü olan binlerce işçinin greve çıkmasının Şişecam yönetimine diz çöktüreceği konusunda bizlerle hemfikirler ve bunu sağlamak için sendikal bürokrasinin aşılması gerektiğini de görüyorlar. Bununla birlikte, on yıllar içinde, sahte solun büyük desteğiyle kökleşmiş olan yanılsamalar ve özgüven eksikliği, işçilerin önündeki en büyük engel olmaya devam ediyor.
Bu engelin aşılmasında en büyük görev, kendisini işçi sınıfı ve sosyalizm ekseninde tanımlayan devrimcilere düşmektedir. İşçi sınıfı devrimcileri, ne tür yanılsamalara ve eksiklere sahip olursa olsun, Şişecam işçilerinin direnişini sonuna kadar desteklemeli, onların yanında mücadele etmeli ve ihanetini eylem içinde kanıtlayan sendika bürokrasisini acımasızca teşhir etmelidir. İşçi sınıfının, mevcut reformist ve sınıf işbirlikçi siyasi önderliklerden koparak devrimci partisini inşa sürecinde aktif biçimde yer alması, bu yolla mümkün olacaktır.

Dipnotlar

[1] Yalnızca kendi gücünüze güvenin; örgütlenin ve mücadele edin! Topkapı Şişecam’ın kapatılmasını ve işsiz kalmayı önlemek için! -Toplumsal Eşitlik Yayın Kurulu / 26.12.2012: http://www.toplumsalesitlik.org/tr/turkiye-2/topkapi-sisecamin-kapatilmasini-ve-issiz-kalmayi-onlemek-icin-2
[2] Şişecam işçilerinin patron-sendika işbirliğiyle işten atılmasını önlemek için, Yusuf Ateşçi / 24.12.2012: http://www.toplumsalesitlik.org/tr/perspektif/sisecam-iscilerinin-patron-sendika-isbirligiyle-isten-atilmasini-onlemek-icin-2
[3] Şişecam işçileri eylemlerine devam ediyor! -Muhabirlerimizden / 26.12.2012: http://www.toplumsalesitlik.org/tr/turkiye-2/sisecam-iscileri-eylemlerine-devam-ediyor