Vestel'de iş cinayeti

Zorlu Holding'in Manisa'daki Vestel City fabrikasının çamaşır makinesi üretimi yapılan bölümünde, makine operatörü olarak çalışan 24 yaşındaki genç bir işçi arkadaşımız, 10 Ocak tarihinde gece vardiyasında makinenin bakımı sırasında, gövdesi pres makinası arasına sıkışması sonucunda hayatını kaybetti. İş cinayetine kurban giden işçi arkadaşımızın başına geleni ulusal basın görmezden gelirken yerel basının tümü, fabrikanın adını özellikle  gizleyerek utanç verici bir şekilde haber yaptılar. Evet, işçi ölümünün Vestel'de olduğu yazılmamalıydı, çünkü ne de olsa o  bir dünya markası!

İş cinayetine kurban giden işçi arkadaşımızın çalıştığı bölümde 5 yıl kadar çalışan bir işçi olarak, oradaki çalışma ortamını ve  işlerin nasıl yürütüldüğünü gayet iyi biliyorum. Vestel işçileri azgın sömürü, ağır baskı ve askeri disiplin koşulları altında, makinelerle adeta yarışırcasına, iş güvenliği ve işçi sağlığı ihmal edilerek, tamamen üretime odaklanılarak çalıştırılıyor. Makineler hiç durmadığı için işçiler de hiç durmadan çalışıyor. Makinelerin arıza verdiği durumlarda, iş güvenliği ve iş sağlığı önlemlerine uyularak, yani elektriklerin kesilip üretime ara verilmesiyle makine operatörleri ya da makine bakım-onarımcılar tarafından arızanın giderilmesi gerekiyor. Ancak, işler hiç de böyle yürümemekte, makinenin arızasının giderilmesi işlemi yapılırken, bir yandan da üretime devam edilmektedir. Genç işçi arkadaşımız, işte bu şekilde ölüme gönderilmiştir.

Resmi olarak iş kazası olarak geçen ama aslında her biri iş cinayeti olan işçi ölümleri, bu iş cinayetinde de olduğu gibi işçilerin deneyimsiz ya da hatalı olmalarının sonucunda değil, kapitalistlerin kar hırsı uğruna gerekli iş güvenliği ve işçi sağlığı önlemleri alınmaması nedeniyle gerçekleşmektedir. İş güvenliği maliyetlerini gereksiz ve yüksek bulan kapitalistler, işçi ölümlerine davetiye çıkartmaktadır. İşyerlerinde, iş güvenliği uzmanlarının işçilere verdiği eğitimler, üretimde hayata geçirilmeyip kağıt üstünde kalıyor. İş cinayetlerinde işçileri suçlu bulan açıklamalar, gerçeklerin üstünü örtmeye ve kapitalistlerin suçlarını gizlemeye hizmet ediyor. Devletin ilgili kurumları tarafından yapılan denetimlerde de gerçekler göz ardı edilerek ucu kapitalistlere dokunmayacak şekilde raporlar hazırlanılıyor.

Sanayi, tarım ve madeniyle bir işçi kenti olan Manisa'da işçi ölümleri oldukça sık yaşanmaktadır. Zihinlere kazınan Soma'daki maden katliamında 301 işçinin öldürülmesinin yanı sıra, Gölmarmara'daki traktör kazasında 15 tarım işçisinin ve Turgutlu'da bir gıda işçisinin hayatını kaybetmesi, yakın zamanda gerçekleşen iş cinayetlerinden sadece birkaçıdır. Ankara Ostim'de, İstanbul Esenler'de, Zonguldak'ta, Ermenek'te ve diğer yerlerde gerçekleşen iş cinayetlerini de unutmadık, unutmayacağız.

Türkiye'de sadece 2015 yılında en az 1.730 işçi "iş kazaları" sonucunda öldü. Medyada bu dehşet verici durum hakkında kaç tane haber yapıldı? Peki ya, Türkiye tekelci sermayesinin baş temsilcilerinden Mustafa Koç’un ölümüne saatler ayırmayan televizyon kanalı, manşete taşımayan gazete, üzüntüsünü ifade etmeyen siyasetçi var mıydı? Tek başına bu durum bile, medyanın ve devletin kime ait olduğunu gösteriyor.

İş cinayetleri sayı, kapitalistlerin büyüyen rekabeti ve artan kar hırsı nedeniyle, her geçen yıl artıyor. Dünya çapında düşündüğümüzde ise, istatistiksel verilere göre neredeyse her saniyede bir işçi hayatını kaybetmekte ve böylece işçi ölümlerinin gerçekleşmesi korkunç bir hal almaktadır. Ancak, işçi ölümleri, kapitalistlerin temsilcileri siyasetçilerin söylediği gibi işçi sınıfının kaderi değildir. Kapitalizmin rekabet, sömürü, maliyet ve kar üzerinden işleyişi, işçi sınıfının hayatına mal olmaktadır. İşçi ölümlerini durduracak ve kapitalist sınıftan hesap soracak tek toplumsal güç olan işçi sınıfı, tüm işyerlerinde, özel mülkiyet ve emek sömürüsü üzerine kurulu kapitalizme karşı mücadele ederek başarıya ulaşabilir.

Manisa'dan Toplumsal Eşitlik okuru bir işçi