Ankara ve Eskişehir'de öğrencilerden boykot eylemleri

Geçtiğimiz haftalarda Ankara Üniversitesi ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi yemekhanelerinde boykot vardı. 
Ankara Üniversitesi’nde öğrenciler; yemekhane yemeklerinin sağlıksız olması, yemekhanede çalışan taşeron işçilerin iş güvencesi olmaması ve yemek ücretlerine zam yapılması nedenleriyle boykot ilan ettiler. Öğrenciler boykot süresince ücretsiz yemek yediler ve taşeron işçiler de öğrencilerin eylemine destek verdi. Boykotun ilk üç günü öğrenciler işçilerle birlikte ücretsiz yemek dağıttılar. Yemek şirketinin üç günlük zararının oldukça büyük olduğu açıklandı. 
Üç günlük boykotun ardından, üniversite yönetimi, öğrenciler, yemek şirketi, taşeron işçiler ve akademisyenlerle masaya oturarak öğrencilerin taleplerini dinledi. Sağlıklı yemek ve işçilere güvence isteyen öğrenciler, üniversite yönetiminden taşeron firmanın Cebeci kampüsünde hizmet vermeyeceği sözünü aldılar; resmi açıklama yapılana kadar da eyleme devam edeceklerini açıkladılar. Öğrenciler, mücadelelerini üniversite işçileriyle ortaklaştırarak kazanım elde etme yolundalar.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde de öğrenciler yemekhane zamlarını ve sağlıksız yemekleri protesto etmek için imza kampanyası başlattı. Öğrenciler topladıkları beş bin imzayı teslim etmek için rektörle görüşmek istediler, rektörle görüşmelerine izin verilmeyen öğrenciler bunun üzerine bir günlük boykot ilan ettiler. Rektörlük önünde toplanarak kendi hazırladıkları yiyecekleri dağıtmak isteyen öğrenciler özel güvenlik birimlerinin (ÖGB) müdahalesiyle karşılaştı. Hazırladıkları yiyecekleri almak isteyen ÖGB’lere karşı direnen öğrenciler darp edildiler, ardından kelepçelenerek üniversite binasına sokuldular ve bizzat ÖGB tarafından polise teslim edildiler. Sonraki günlerde kendilerine saldıran özel güvenlikleri ve rektörü protesto etmek için toplanan öğrenciler, oldukça kitlesel bir eylem gerçekleştirdi. Yaklaşık iki bin öğrenci rektörlük binası önünde toplanarak saldırıları protesto etti. 
Küreselleşme süreciyle üniversitelerin bu sürece uygun olarak dönüştürülmesi, eğitimin ve üniversitelerin barınma-beslenme-sağlık gibi temel ihtiyaçları da kapsayacak şekilde ticarileştirilmesi saldırısını da kaçınılmaz olarak beraberinde getiriyor. 
Üniversitelerde baskının giderek artmasına da neden olan bu süreç, rektör-ÖGB-polis işbirliğiyle, muhalif öğrenciler üzerinde uygulanan kışla disipliniyle daha açık hale geldi. Bologna sisteminin ardından yeni YÖK yasa tasarısı ile de ilan edilen üniversitelerin giderek şirketleştirilmesi süreci önümüzdeki dönemde üniversite emekçileri ve öğrenciler üzerinde baskıların daha da artacağının habercisi. 
Biz öğrenciler, sermaye sınıfının ve onun üniversitelerdeki temsilcilerinin bu düzenlemelerine karşı işçi ve emekçilerle birlikte, örgütlü, kitlesel ve militan bir mücadele örme zorunluluğuyla karşı karşıyayız. En temel haklarımız olan barınma, beslenme, sağlık ve eğitimin tüm toplum için ve ücretsiz olması adına; başta üniversitelerimizdeki emekçiler olmak üzere, tüm işçi sınıfıyla birleşmeli, onun, sermaye sınıfına karşı sosyalizm mücadelesine omuz vermeliyiz.