Faşist provokasyonlar sürüyor
Faşistler, bu kez de Erzurum Atatürk Üniversitesi’nde terör estirdi. Üniversite’nin Kazım Karabekir Eğitim Fakültesi’ni basan 500 dolayında faşistin hedefinde Kürt öğrenciler vardı. Üniversite’de, faşistler ile Kürt ve solcu öğrenciler arasında –faşistlerin Kürt öğrencilere saldırması nedeniyle- birkaç gündür artan gerginlik, 3 Aralık’ta Ülkü Ocakları’ndan bir güruhun öğrencileri linç etmeye kalkışmasıyla doruk noktasına ulaştı.
Bu saldırıdan bir gün önce, Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı Erzurum İl Başkanı Abdullah Kırmacı önderliğinde bir grup faşist, fakülteye girmek istemiş ama polis tarafından engellenmişti. Fakülte önünde militanlarına bir konuşma yapan Kırmacı, Kürt öğrencileri tehdit etti ve MHP’li militanlara, Kürt ve solcu öğrencileri kastederek, “bunlara fırsat vermeyin... Güvenlik güçleri gerekeni yapacaktır" demişti. Bu konuşmadan kısa süre sonra, faşistler, Eğitim Fakültesi’ndeki Kürt ve solcu öğrencileri linç etmek istemiş ve dört Kürt öğrenciyi ağır yaralamıştı. 
Faşistler, yeniden sahneye çıktılar ve akşam saatlerinde fakülte önünde toplandılar. Başlangıçta, sayısı 100 kişi kadar olan faşist güruh, fakülteye girip, sınavdaki öğrencileri linç etmek istedi. Polis kuşatması altına alınan ve fakülteye giremeyen faşistlerin sayısı kısa süre içinde 500’ü buldu. Faşistler, sınavdaki öğrencilerin polis tarafından biber gazıyla müdahale edilerek fakülteden uzaklaştırılması üzerine, Kürt ve PKK karşıtı sloganlar atarak kent merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. 
Anımsanacağı üzere, faşistler, birkaç gün önce de, satırlar, bıçaklar ve sopalarla, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’ndeki (DTCF) öğrencilere saldırmış; fakülte yönetimi, eğitime 7 Aralık Cuma gününe kadar ara vermişti. Daha önce de İstanbul’daki üniversitelerde benzeri faşist saldırılar gerçekleşmişti.
Faşist saldırıların, MHP’de “şahinler”in ağırlıklarını koydukları parti kongresinin ardından ve KCK tutuklularının açlık grevlerinin hükümeti kimi adımlar atmaya zorlandığı bir süreçte yoğunlaşması, bunların hiç de “kendiliğinden” gelişen olaylar olmadığını gösteriyor. Elinde, PKK ve Kürt düşmanlığı üzerinden körüklenecek bir Türk şovenizminden başka kozu kalmayan MHP, PKK’nin çatışmadan uzak durduğu bu süreçte, yeni provokasyonlar yaratma peşindedir. 
Öyle görülüyor ki, özellikle Kürtlerin yaşadığı illerde sıkıyönetim ilan edilmesi talebini aylar önce dile getirmiş olan faşist kurmaylar, zaten sınırlı olan demokratik hakları ortadan kaldıracak otoriter bir rejimin zeminini oluşturmaya çalışıyorlar. Onlar, bu amaca hizmet etmek üzere en kolay provokasyon yaratılabilecek yerlerin üniversiteler olduğunun da bilincindeler ve bu yüzden, bütün saldırılarını öncelikle üniversite öğrencilerine yöneltiyorlar. 
Polis baskısının daha da artmasına yol açacak olan bu durumdan asıl zararı, bir kez daha işçiler ve emekçiler görecektir. İşçi sınıfı, Kürtlere ve devrimci öğrencilere yönelik bu faşist saldırılara duyarsız kalmamalı; ilerici gençliğe sahip çıkmalıdır. Gençliğin, yaklaşan krizle birlikte daha da keskinleşecek olan toplumsal eşitsizliklere ve siyasi baskılara olan öfkesinin de kızıştıracağı olası çatışmalar, işçilerin ve emekçilerin, çocuklarını -çoğu durumda açıkça- polis destekli olan bu saldırılara karşı korumaması; yani örgütlü bir şekilde faşist teröre ve provokasyonlara karşı çıkmaması durumunda, hızla, sınıf perspektifinden yoksun bireysel ya da grupsal terör biçimini alabilir. Zira öğrenciler, anne-babaları onların yanında olsun ya da olmasın, faşist teröre karşı kendilerini korumak için ellerinden geleni yapacaklardır, yapmalıdırlar da. Ancak onlar, faşist teröre karşı mücadele ederken, bu saldırıların planlı olduğunu göz ardı etmemeli; faşist provokasyonların ardındaki sınıfsal dinamikleri açığa çıkarmalı ve asıl hedef olan işçi sınıfını aydınlatma görevini bir an olsun atlamamalıdırlar. Unutulmamalı ki, işçi sınıfının bağımsız bir siyasi özne olarak ortaya çıkmadığı koşullarda, öğrenci gençlik üzerinde estirilmeye başlanan faşist terör, egemen sınıfların önümüzdeki dönemde ihtiyaç duyacağı baskıcı bir rejime gidişin yolunu döşemektedir. 
DTCF’deki faşist saldırılara ilişkin değerlendirmemizde, faşistlerin, devrimci öğrencileri kitleden kopuk bir şekilde kendileriyle çatışmaya zorladıklarını; amaçlarının, üniversitelerdeki polis baskısını daha da arttırmak ve bu çatışmalar içinde tespit edilen devrimci öğrencilerin okullardan atılmasını ya da tutuklanmasını sağlamak olduğunu belirtmiş ve şu çağrıyı yapmıştık: Tüm üniversitelerde polis-özel güvenlik desteğiyle tertiplenen faşist saldırıları ve provokasyonları önlemek için, öğrencilerden ve üniversite emekçilerinden oluşan savunma komiteleri kurulmalı; faşist teröre karşı kitlesel ve militan mücadelenin örgütlenmesine başlanmalıdır*. 

Dipnotlar

*http://toplumsalesitlik.org/tr/turkiye-3/dtcfde-polis-ve-ozel-guvenlik-korumasi-altinda-fasist-saldiri