İstanbul Üniversitesi'nde 8 Mart etkinliği
10 Mart perşembe günü İstanbul Üniversitesi'nde İktisat-Siyaset okuru öğrenciler tarafından 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için bir etkinlik gerçekleştirildi. Öğrenciler sabah saatlerinde Hukuk Fakültesi koridorunda bir fotoğraf sergisi açtılar. Kadın emekçilerin, Paris Komünü'ndeki kadınların, erkek ve devlet şiddetine uğrayan kadınların, mücadeledeki Kürt kadınların, Cumartesi Annelerinin, evde ücretsiz olarak çalışan kadınların ve Rosa Luxemburg ile Alexandra Kollontai gibi komünizm mücadelesine adanmış kadınların da yer aldığı sergide kadın sorununa dair hiçbir nokta atlanılmamaya çalışılmıştı.
Saat 12.30'dan sonra başlayan Kadın Sorunu merkezli forumda da birçok nokta tartışıldı. İki kadın öğrencinin güncel örnekleriyle kadın sorunu üzerine kısa bir sunum yapmasıyla başlayan sohbet, kadın sorununun kökenleri, kadının görünmeyen emeği, kadına yönelik şiddet, artan kadın cinayetleri, kadınların maruz kaldığı taciz ve tecavüz konularıyla sürdü. Kadın öğrencilerin sorunları, öğrenci yurtlarındaki durum, homofobi, heteroseksizm, cinsiyetçi iş bölümü de tartışılanlar arasındaydı. Kadın cinsinin ezilmesinin ataerkil sınıflı toplumda ortadan kaldırılamayacağı, sorunun kökenleri ve gelişimi üzerine yapılan açıklamalarla ortaya kondu. Bunun, elbette bu sistemde elde edilecek kazanımların önemsiz olduğu anlamına gelmediği fakat yasal düzeydeki kazanımların dahi devlet tarafından çoğu zaman hiçe sayıldığı da konuşulanlar arasındaydı.
Evlilik kurumunun da ele alındığı forumda, önceki gün rektörlük binasındaki doktora salonunda gerçekleştirilen “Kız Çocukları Çocuk mu? Çocuk Gelinler” başlıklı panele değinildi. Sözü geçen panelde Uçan Süpürge adına yapılan konuşmada 18 yaşından önce gerçekleştirilen evlilikler hedef alınıyordu. Öğrenci forumunda ise, sorunun yalnızca 18 yaşından önce zorla evlendirilen çocuklarla sınırlı olmadığı, “yasal sınırı” aştıktan sonra gerçekleştirilen evliliklerin de ne kadar özgür tercihle gerçekleştirildiği sorusu ele alındı. Özellikle kadınların daha ilk yaşlarından itibaren evlenme güdüsüyle yetiştirildiği, evlenmeyen kadınlara nasıl yaklaşıldığı, toplumsal ve sınıfsal baskının evlilik üzerindeki etkisi, yalnız eve çıkmanın emekçi bir kadın için hem ekonomik olarak hem de toplumsal baskı nedeniyle ne kadar zor olduğu ifade edilenler arasındaydı. Kadın ve erkek emekçilerin geçimlerini sağlayabilmek ve birlikte yaşayabilmek için evlendikleri ve aslında bunun ekonomik ve toplumsal baskıya dayandığı, boşanmanın kadınlar için her yönden ne kadar zor olduğu, birçok kadın için katlanılmaz olsa da, toplumsal baskı ve ekonomik yetersizlik nedeniyle evliliklerin sürdürüldüğü de dile getirilenler arasındaydı.
Bir diğer tartışılan nokta 8 Mart'taki “emekçi” vurgusunun olup olmamasıyla ilgiliydi. Katılımcılar kadın sorununun her sınıftan tüm kadınları yakından etkilediğini, fakat “emekçi kadın” vurgusunun, sorunun kökeninin ve çözümünün sınıfsal temelde olduğunu vurgulamaya yönelik olduğunu ifade ettiler. Burada varolan erkek egemen sistemin çarklarını oluşturan kadın politikacılara ve mülk sahibi kadınlara değinildi. Ayrıca son yıllarda giderek yaygınlaşan bir durum olarak, 8 Mart'ın içinin burjuvazi tarafından boşaltılma çabası da konuyla ilgili olarak eklenenler arasındaydı. Erkeklerin sorunu içselleştirme konusunda neler yapabileceği, bu konu da kadınlar kadar onların da çaba göstermesi gerektiği de ayrıca belirtildi.
Kadınların, cinsiyetçi iş bölümüne dayanan ev işlerinden kurtulmalarının, bu işlerin kadınların yükümlülüğündeki işler olmaktan çıkarılmasının, çocuk yetiştirme, yaşlıların bakımı ve ev işlerini toplumsallaştırmaktan geçtiği, bununsa sosyalist devrimin atması gereken önemli adımlardan biri olduğu ifade edildi. Toplumsal devrimin ardından, kadın sorununun bir anda çözülemeyeceği, bunun için başta kadınlar olmak üzere işçi sınıfının atması gereken önemli adımlar olduğu, bilinçlere yerleştirilmiş ataerkil yapının değişmesi için yoğun bir mücadele sürdürülmesi gerektiği, cinselliğin bastırılmadığı ve emekçilerin de sahip olduğu ataerkil zihniyetin ve onun bütün kurumlarının (heteroseksist evlilik, aile, iş kolları ve sosyal kurumlar da dahil olmak üzere erkek egemen sistemin bütün öğelerinin) ortadan kalktığı bir toplum (sosyalizm) için bir geçiş dönemi gerektiği de konuşulanlar arasındaydı.