İstanbul Üniversitesi'nde baskılar devam ediyor

İstanbul Üniversitesi yönetiminin ilk dönemle beraber Öğrenci Kültür Merkezi'ni kapatmasını, daha sonraki aylarda fakültelerdeki muhalif öğrenci kulüplerini kapatması izledi.  En son, İktisat Fakültesi'nde bulunan Sosyal Bilimler Kulübü ve Ekonomi Kulübü “tüzüklerinin benzer olduğu” gibi saçma bir gerekçeyle kapatma işlemine tabi tutulmuş bulunuyor. Rektörlük bu kulüpleri kapatırken, hükümete yakın olan ve sermayeyle ortak çalışan kulüplerin önünü açmaktadır. Üniversite yönetimi öğrencilerin kültürel, sanatsal, siyasal ve sosyal faaliyetlerini engellemekte, yalnızca kariyer kulüplerini öğrencilere adres göstermektedir. Bu, aynı zamanda, bir önceki rektör olan Kemalist Mesut Parlak'ın “üniversitede siyaseti bitireceğim” sözünün AKP'li rektör tarafından devralındığını ve muhalif seslere hiçbir yaşam alanı bırakılmaması programının sürdürüldüğünü göstermektedir.
Burjuvazinin üniversiteleri sermayenin yeniden üretim merkezleri yapma ve devrimci siyaseti bitirme programı yalnızca öğrenci kulüplerinin kapatılmasıyla sınırlı değil elbette. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz dönem 45 öğrenciye “okula zorla girme” gibi bir gerekçeyle soruşturma açılmıştı. Öğrencilerin soruşturmaya uğrama sebebi, gerçekte, Özel Güvenlik Birimlerinin (ÖGB) keyfi üst aramasını reddeden iki öğrencinin güvenliklerce darp edilmesini ve gözaltına alınmasını protesto etmeleriydi. Sonraki süreçte, “soruşturmaların-cezaların geri çekilmesi, ÖGB'nin keyfi üst aramasının sonlandırılması ve polisin 1 yıllık arama yetkisinin iptali” için öğrencilerin sürdürdüğü mücadele, ÖGB'nin keyfi uygulamasının ve polis arama yetkisinin geri çekilmesi sonucunu doğurmuştu. Buna rağmen soruşturmalar geri çekilmemiştir.
Rektörlüğün soruşturma terörü uygulamasına ikinci dönem öncesi bir yenisi daha eklendi. Merkez kampüs yemekhanesinde “izinsiz afiş asmak ve bildiri dağıtmak” gerekçe gösterilerek İktisat-Siyaset fanzini okuru iki öğrenciye bir soruşturma daha açılmış bulunuyor. İktisat-Siyaset öğrenci fanzininin Ocak ayında yaptığı “Rosa Luxemburg, Karl Liebknecht, Mustafa Suphi ve Yoldaşları; Sermayenin Katlettiği Enternasyonalistlerin Sınıfsız Bir Dünya İçin Verdikleri Mücadele Sürüyor!” başlıklı afiş ve bildirinin [1] soruşturma sebebi olarak kullanılması, sermayenin AKP hükümeti ve rektörler aracılığıyla üniversitelerdeki baskıyı genişlettiğini ve “sınıfsız bir dünya” şiarını benimseyen ve on yıllar önce öldürülen enternasyonalist devrimcilerden duyduğu korkuyu göstermektedir.
Öğrencilere yönelik saldırılar, yalnızca üniversite içerisinde değil, dışında da sürmektedir. 28 Ocak'ta Başbakan'ın Erzurum'daki öğrenci buluşmasını protesto etmek için Beşiktaş'ta yürüyüş gerçekleştiren Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenciler polis saldırısına uğramıştı. Şimdi de saldırıya uğrayan 29 öğrenciye “kanunsuz toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak” suçlamasıyla 4 aydan 3 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmış bulunuyor.
Yine,  Demokratik Yurtsever Gençlik (DYG) üyesi çoğu İstanbul ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde okuyan öğrenciler, geçtiğimiz günlerde tek tek evleri basılarak gözaltına alınmış ve yirminin üzerinde öğrenci çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilmiştir. “KCK davası”ndan tutuklanan Kürt siyasetçilere uygulanan muamele bu kez de Kürt öğrencilere uygulanmakta ve aylar sonra gerçekleşecek mahkemeye kadar öğrenciler tutuklu yargılanmaktadır.
Öğrencilere yönelik sürdürülen bu kapsamlı saldırılara, geçtiğimiz yıllarda 50/d yasasıyla kazanımları gasp edilmeye çalışılan asistanlar eklendi. İktisat Fakültesi'nden bir asistan “muhalif bir siyasi bir partiye üye olduğu” için atanmamış ve ardından ilişiği kesilmiştir. Eğitim Fakültesi'nden bir asistan da fakültenin resmi asistan temsilcisi olması ve asistan hakları mücadelesine katılmış olması gerekçeleriyle ataması yapılmamıştır. Fen Fakültesi'nden atılan iki asistansa, daha öncesinde “doktoralarını tamamlamadan yayın yaptıkları” gerekçesiyle disipline sevk edilmişlerdi, şimdi de üniversiteden atıldılar. Asistanlar bu saldırılara karşı 17 Şubat günü bir basın açıklaması gerçekleştirdiler ve bir direniş çadırı kurarak mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladılar.
Tüm bunlar, başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere, tüm üniversitelerdeki siyasi baskının “demokrasi” adı altında giderek ağırlaştığını ve önümüzdeki dönem daha da yoğunlaşacağını göstermektedir. Bizler, DYG'li ve Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrenci arkadaşlarımızla dayanışmamızı ilan ediyoruz: DYG'li öğrenciler derhal serbest bırakılmalı; Öğrenci Kolektifleri üyesi öğrencilere açılan dava da geri çekilmelidir. Tüm bu saldırılara karşı, İstanbul Üniversitesi öğrencileri, kapatılan ÖKM'nin ve kulüplerin açılması, soruşturma ve cezaların geri çekilmesi ve asistanlara yönelik siyasi-ekonomik saldırıların sonlandırılması ana talepleriyle asistanlarla birleşik bir mücadele hattı örgütlemeli ve mücadeleyi geniş öğrenci kitlelerine yaymalılar.

Dipnotlar

[1] Afiş ve bildiriye İktisat-Siyaset'in sitesinden ulaşabilirsiniz: http://iktisatsiyaset.org/