İstanbul Üniversitesi'nde Polise Bir Yıllık Arama İzni

İstanbul Üniversitesi’nde olağanüstü hal uygulamalarına bir yenisi daha eklendi. Geçen aylarda YÖK kararıyla üniversitelerdeki sayıları hızla arttırılan polislere bu kez 1 yıl boyunca sınırsız arama yetkisi verildi. İ.Ü. rektörlüğünün savcılığa başvurarak aldırdığı mahkeme kararına göre polis bir yıl boyunca Beyazıt’taki bütün fakültelerde arama yapabilecek. “Önleme Araması Kararı” adıyla duyurulan kararda öğrencilerin çanta, paket, poşet, araç ve özel kağıtlarının da aranabileceği belirtilmiş. Ayrıca arama yapılacak yerler de karara eklenmiş, buna göre Fatih sınırlarındaki bütün fakülte, yüksekokul ve idari binaların girişinde, hatta çevresinde de istenildiği taktirde arama yapılabilecek.
Karara karşı, devrimci öğrenciler bugün Beyazıt meydanında yaklaşık 150-200 öğrencinin katıldığı bir protesto gerçekleştirdiler. Sermayenin bu topyekun saldırısına karşı birleşik bir direnişin ortaya konduğu eylemde üniversite ana kapısına “İstanbul Üniversitesi Yarı Açık Cezaevi” pankartı asıldı. Polis ve ÖGB ablukasında gerçekleştirilen eylem, baskı ve saldırılara karşı mücadelenin kitlesel eylemlerden geçtiğini bir kez daha ortaya koydu.
Kararın hiçbir açıdan meşruiyeti bulunmamasına rağmen bu uygulamalar uzunca bir süredir üniversitelerde zaten uygulanmaktaydı. Öyle ki öğrenciler güvenlik tedbiri bahanesiyle kapısının önünden eksik edilmeyen polise uzunca bir süredir alışmış durumdalar. Bunun yanında kampüs içindeki sayısız sivil polis varlıklarıyla sürekli olarak öğrencileri taciz etmekteler. Ayrıca sözde özerk olan üniversitelere sık sık çevik kuvvet tarafından baskınlar gerçekleştirilip öğrenciler tartaklanıyor. Sebepsiz atılan ve disiplin cezası verilen, soruşturma açılan hatta okulun içindeyken bile gözaltına alınan öğrencilerle birlikte üniversitelerde bilimden söz etmekten çok uzağız.
Son yıllarda Bologna süreciyle birlikte üniversiteler sermayeye entegrasyonun doğal sonucu olarak hızla bilimsellikten ödün vererek ondan uzaklaşmaktalar. Bunun sonucu olarak dönüşümün önünde engel olan her aktivite yasadışı ilan edilme tehlikesiyle karşı karşıya. Son YÖK kararlarıyla birlikte polis “denetiminin” arttığı üniversitelerde her türlü eylem, afiş ve basın açıklamaları yasadışı ilan edilip, öğrenciler polis ve ÖGB saldırısına maruz kalmakta. YÖK’ün ve üniversite yönetiminin öğrencilere yönelik aldıkları kararlara öğrencilerin fikir ve düşünce özgürlüğü çerçevesinde yaptıkları eleştiriler bu yasal düzenlemeler için “suç” teşkil etmektedir. Devrimci ve muhalif öğrencilerin üzerindeki bu baskı üniversitelerdeki dönüşümün bir parçası olarak gün be gün artmakta. Yıllardır sorgulayan, hak arayan ve fikir üreten öğrenciler yerine, niteliksiz ve tektip öğrenci profili yaratmaya çalışan sermaye güdümündeki üniversite yönetimi, en temel insan haklarını ayaklar altına alarak açık bir hak gaspında bulunuyor. Faşist çete ve grupların üniversitelerdeki saldırılarına göz yuman, hatta gerektiğinde buna ortam hazırlayan rektörlük, ÖGB ve polisin, kimi ve neyi koruduğu gayet açıktır.
Üniversitelerde gerçekleştirilmeye çalışılan olağanüstü düzenleme ve kararlar öğrencilere yönelik bir abluka yaratma çabası olarak görülebilir. Bazı yönetici ve siyasetçiler üniversiteleri siyasetten, ideolojik tartışma ve gruplaşmalardan uzak tutarak bilim üretilebileceğini, bunu da gerekirse zor kullanarak, polis ve kolluk güçlerinin şiddetiyle yapabileceklerini sanıyorlar. Oysa tartışma ortamı bilimsel gelişmenin en temel koşuludur. Farklı görüşteki kişi ve grupların düşüncelerini tıkamaya çalışmak, onları tehlikeli addetmek bilimsel üretkenliğin kökünü kazır. Ancak kapitalist düzende üniversitelerin sürüklendikleri bataklık da tam olarak bu olabilir.
Geçtiğimiz aylarda YÖK'ün yayınladığı “OHAL genelgesi” henüz sıcaklığını korurken İÜ rektörlüğünün gerçekleştirmiş olduğu bu provakatif girişim, özel hayatın gizliliği ve fikir ve düşünce özgürlüğüne karşı bir saldırıdır. Bilimsel eğitimin yok edilmesi ve üniversitelerin sermayeye tamamen açılmasına giden yolda başta devrimci öğrenciler olmak üzere tüm öğrencilere karşı girişilen yıldırma politikalarının bir devamı olan bu kararlar öyle görülüyor ki daha da ağırlaşarak devam edecek. Hiç şüphesiz, sermayenin üniversitelerde olağanüstü hal ilan etmesi, olası bir öğrenci gençlik hareketinden duydukları korkunun ifadesidir. Bu çerçevede üniversitelerdeki polis, ÖGB baskısına ve sermayenin dönüşüm politikalarına karşı birleşik bir öğrenci mücadelesi önümüzdeki günlerde giderek daha da önem kazanacaktır.
İÜ'den Sosyalizm okuru öğrenciler