Mart Ayı ve Yine Faşist Saldırılar

Her yılın Mart ayında üniversitelerde Kürt ve solcu öğrencilere yönelik yapılan faşist saldırılar, bu yıl da Mart ayının gelmesiyle birlikte geleneğini bozmadı. İlk faşist saldırı haberi Marmara Üniversitesi'nden geldi. 3 Mart günü Marmara Üniversiteli iki öğrenci faşistler tarafından alçakça saldırıya uğradı. Bu saldırıya karşı Marmara Üniversitesi öğrencilerinin tepkisi gecikmedi, saldırıyı kınayan kitlesel bir basın açıklaması yapıldı. Arkasından Muğla'da, faşistlerin sürekli saldırılarına maruz kalan Muğla Üniversitesi'nde okuyan Kürt öğrencilere faşistler taşlı, sopalı bir saldırı gerçekleştirdi. Saldırıda üç üniversite öğrencisi yaralandı ve 6 kişi gözaltına alındı. Muğla'daki saldırıdan birkaç gün sonra bu defa da Balıkesir Üniversitesi Necatibey Eğitim Fakültesinde yemek ücretine yapılan 25 kuruşluk zammı protesto eden öğrencilere faşistler saldırdı. Öğrencilerin bu haklı protestosuna çok açık bir şekilde polisin desteğiyle yapılan bu faşist saldırıda 15 öğrenci yaralandı ve 10 öğrenci gözaltına alındı.
Yine geçtiğimiz günlerde faşist saldırılanın en yoğun olduğu Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde faşistlerin solcu öğrencilere saldırmasıyla başlayan daha sonra solcu öğrencilerin saldırıyı püskürtmesinin ardından okula gelen çok sayıda çevik kuvvet polisi büyük çoğunluğu solcu olan 37 öğrenciyi yaka paça gözaltına aldı. Bu ay içinde ardı arkası kesilmeyen faşist saldırıların sonuncusu Eskişehir Osmangazi Üniversitesi'nde yapıldı. Genç-Sen'li öğrencilerin üniversitede “İşsizlik ve Güvencesizlik” konulu açtıkları standa yaklaşan 10 kişilik faşist bir grup öğrencileri tehdit ederek standa müdahale etmek istedi ancak öğrencilerin örgütlü duruşu karşısında uzaklaşmak zorunda kaldılar.
Tüm bu faşist saldırıların özellikle Mart ayında yapılması tesadüf değil elbette. Bilindiği üzere, 68'li ve 78'li yıllarda Türkiye'de öğrenci hareketleri özellikle Mart aylarında yükselişe geçmiştir ve yükselen bu öğrenci hareketini pasifize etmek için her defasında sermayenin kolluk güçleri ve onların desteğini alan faşist beslemeler planlı bir şekilde saldırı yapmaktan geri durmamıştır. Bugün de üniversitelerde öğrenciler toplumsal, ekonomik ve sosyal sorunlara karşı muhalefet ettikleri için, idare ve sermayenin kolluk güçleri öğrenci muhalefetine ve olası yükselecek öğrenci hareketine karşı öncelikli olarak üniversitelerde besledikleri faşistleri söz konusu muhalefeti ezmek için saldırı yapmalarına destek çıkmaktadır. Bunun böyle olduğunu hem geçmiş yıllardan hem de yakın zamanda olan onlarca örnekten biliyoruz.
Ekonomik krizin etkileri
Küresel ekonomik krizin sonuçlarına baktığımızda üniversite öğrencileri gelecekte işsizlik tehlikesinin beklediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Geçtiğimiz günlerde TÜİK'in açıklamış olduğu son işsizlik verilerine göre, üniversite mezunlarında işsizlik oranı 2008'de %10.3 iken, 2009 yılında yaklaşık 2 puan artarak %12.1'e yükselmesi “resmi kaynaklarca” da bu durumu destekler nitelikte. Ayrıca “resmi rakamlar”ın gerçek oranların çok altında olduğunu ve gizli işsizleri kapsamadığını da hatırlatalım. Bunun yanı sıra, AKP hükümeti eliyle uygulanan ekonomi-politikaları sonucunda güvencesiz çalışma koşullarının kamu ve özel sektörde yaygınlaştırılması üniversite öğrencilerinin gelecek kaygısıyla karşı karşıya kalacağını gösteriyor. Bu nedenle üniversitelerde öğrenciler, ekonomik krizin sonuçlarına katlanmamak, onları gelecekte bekleyen işsizlik ve güvencesiz çalışma koşullarına kayıtsız kalmamak, en temel ihtiyaçlarına yapılan zamları kabul etmemek için sistem karşıtı muhalefet sergiliyor. Buna karşın öğrenci muhalefetinin idare-polis işbirliği, faşistlerin saldırıları ve polisin gözaltı furyası ile baskı altına alınmak istenmesi her zaman başvurulan bir yol olarak yine karşımıza çıkıyor. Burjuvazinin başvurduğu yollardan bir diğeri ise, işsizliğin çığ gibi büyüdüğü dönemlerde, ne yapacağını bil(e)meyen bilinçsiz lümpen proletaryayı para karşılığında devletin sivil silahşörleri olarak işçi sınıfı ve öğrenci hareketine karşı öne sürmesidir. Faşist güruhların odaklandıkları “ocak”larda bu “görevi” seve seve üstlenecek Ağca’lar ve Çatlı’lar bulmak zor olmayacaktır.
Üniversitelerde yüzünü sola dönen azımsanmayacak sayıda öğrencinin bilimsel, demokratik ve ana dilde eğitim hakkı için verdikleri mücadele karşısında faşist saldırıların ancak örgütlü kitlesel bir mücadele ile püskürtüleceğini bu sayfalarda daha önce de yayınlanan yazılarımızda belirtmiştik. Bu yazının da sonunu eski bir yazımızda altını çizdiğimiz ve hala geçerli olan şu perspektif ile bağlayalım:
“Bugün Kürtlere ve devrimcilere saldıran bu faşist güruhun ne olduğu ve neye hizmet ettiği hem siyasetten uzak duran öğrencilere hem de faşist yalanlara kapılmış gençlere bıkmadan anlatılmalıdır. Ancak hem bunu layıkıyla yapabilmek hem de öğrencilerin kendilerini savunabilmesi için ortak örgütlenmelerin yaratılması gerekir. Bu amaçla, bütün üniversitelerde öğrenci komitelerini örgütleme çalışmasına girişilmeli; bunun başını da kendisini sosyalist ya da devrimci olarak tanımlayanlar çekmelidir.
Bu mücadelenin talepleri son derece yalındır:
Üniversitelerde parasız, bilimsel, anadilde eğitim ve can güvenliği! Faşist çeteler ve onların başyardımcısı kolluk güçleri üniversitelerden dışarı!”