Reformist-Ulusalcı Söylemin Gölgesinde Üniversite Konferansı

5 Ocak'ta Boğaziçi Üniversitesi'nde Ayhan Şahenk Salonu'nda yapılması planlanan Üniversite Konferansı Boğaziçi Üniversitesi (B.Ü.) Rektörlüğü tarafından önce izin verilmesine rağmen son dakika kararıyla iptal edilmişti. Bunun üzerine B.Ü. Rektörlüğü, üniversite konferansı hazırlık komitesi tarafından "http://universitekonferansi.org" sitesinde yayınlanan metinde sert biçimde eleştirildi. 
Bunun sonucunda iptal kararının ardından etkinlik 7 Ocak tarihinde, Mustafa Kemal Kültür Merkezi'nde geniş katılımla gerçekleştirildi. “Sosyalizm Gençliği” olarak, konferansa, düzenleyici kurumlar arasında yer almadan katıldık.  Konferansın tanıtımında, düzenleyici kurumlar [1],  üniversite bileşenlerinin, yani öğrencilerin, akademisyenlerin ve üniversite emekçilerinin temel sorunlarının tartışılmasına ve bu tartışılanlar üzerinden çeşitli sonuçlar çıkarılmasına vurgu yapmıştı. Fakat gerek konferansın başında gerek sonunda kürsüde konuşan kişilerin sadece 3'ü akademisyendi ve geri kalanı tamamen öğrenciydi. Anlaşılacağı üzere konferansın tanıtımında yer alan "üniversite çaışanlarının" söz hakkı hususu atlandı. Bu açıdan bakıldığında konferans üniversite bileşenlerini tam olarak kapsamamış ve salondaki ağırlığı öğrenci gençlik oluşturmuştur.
Üniversite Konferansı'nda öğrenciler 30'un üstünde sunum gerçekleştirdi. Açıkça ifade etmek gerekir ki sayabileceğimiz 5-6 sunum dışında diğer bütün sunumlar monolitik bir karakter taşımaktaydı. Gerçekleştirilen sunumlardaki ortak söylem kapitalizm karşıtlığı üzerinde değil aksine salt AKP karşıtlığı üzerinde yoğunlaşmıştı. Sunumların genelinde AKP eliyle gerçekleştirilen cemaatleşmeye dikkat çekildi, Türkiye'de neo-liberalizmin "yegane" uygulayıcısı olarak AKP vurgulandı, YÖK düzeninin gerici olduğu fakat AKP eliyle daha da "geriye" götürüldüğü ve Bologna sürecinin uygulanmasının temelini AKP'nin oluşturduğu vb. tespitler yapıldı ve çözümün "özerk-demokratik üniversite" olduğuna ilişkin sunumlar üzerinde mutabakat vardı. Konferansa egemen olan bu reformist ve ulusalcı söyleme karşı  Marksist anlamda bir katkı ne yazık ki gel(e)medi [2].
Mevcut iktidar partisi olarak AKP elbette düzenin temsilcisi bir burjuva partisidir ve ona karşı mücadele edilmelidir. Fakat düzenin tek temsilcisi ve alternatifi AKP değildir. Diğer burjuva partileri de yine AKP'nin yerinde, yani iktidarda olabilmek için çeşitli manevralar yapmakta ve yine AKP'nin programında yer alan bu düzenin devamıyla ilgili genel yasaları olduğu gibi programlarında bulundurmaktadırlar. Dolayısıyla mücadele edilmesi gereken şey başta kapitalist sistem olmak üzere tüm burjuva partileridir. Kendilerini "sosyalist" ya da "devrimci" olarak adlandıran reformist / ulusalcı yapılar Üniversite Konferansı'nda ifade ettikleri tespitleri üzerine son tahlilde burjuva düzenin diğer temsilcilerine (başta CHP) yedeklenmiş ve Marksist yöntemin ne kadar uzağında olduklarını bir kez daha kanıtlamışlardır.
Bir diğer yandan çözüm önerisi olarak sunulan "özerk-demokratik üniversite" ise aynı üst yapısalcı yöntemin üniversiteye uyarlanmış halidir. 1970'lerdeki ODTÜ/ÖTK deneyiminden yola çıkılarak "güçlendirilmek" istenen "özerk-demokratik üniversite" talebinin sistem içi sınırlılıkları, üniversitelerin kapitalist devlet kurumları ve sisteme göbekten bağlı kurumlar oldukları düşünüldüğünde, daha iyi anlaşılacaktır. 12 Eylül askeri diktatörlüğüyle birlikte, öncesinde elde edilmiş bir demokratik kazanım olan ÖTK deneyimi ortadan kaldırılmış yerine küresel ekonominin işleyiş ihtiyaçları doğrultusunda bir "üniversite yapısı" inşa edilmiştir.
Biz Marksist öğrenciler olarak, sorunu sınıfsal iktidar sorunu olarak görüyoruz. Kapitalist düzen içerisinde demokratik kazanımlar, iktidar proletarya tarafından ele geçirilmediği müddetçe kalıcı değildir. Bu üniversiteler için de geçerlidir. Öğrenci hareketindeki çeşitli gruplar tarafından sık sık dile getirilen "üniversiteler bizimdir" sloganı, gerçekte ulaşılmak istenen hedefi göstermeli. Nasıl ki fabrikalar işçilerin değilse, üniversiteler de henüz üniversite bileşenlerinin değildir. Üretim araçlarının "sahibi" değişmediği ve iktidar alınmadığı sürece üniversitede kazanılan demokratik hakların burjuvazinin saldırı potansiyeli tehdidi altında sonsuza dek korunması mümkün değildir.
Tüm bu sebeplerle öğrenci gençliğin mücadelesi işçi sınıfının mücadelesinden ayrı görülmemeli ve en temel demokratik talepler dahi kapitalizmin ilgası mücadelesine tabi kılınmalıdır. Konferansta atlanan temel noktalardan birisi de buydu. Öğrenci gençlik içerisinde reformist solun öne çıkmasının arkasında işçi sınıfı hareketinin mevcut güçsüz durumunun bulunduğu da unutulmamalıdır. Toplumsal dönüşümün öznesi öğrenci gençlik değil, işçi sınıfıdır; tam da bu yüzden uluslararası öğrenci mücadelesini, işçi sınıfının mücadelesine kazanmak, bunun için de Marksist bir Enternasyonal'in inşası için bugünden mücadele etmek elzemdir. Bu yaklaşım, tüm toplumsal alanlarda olduğu gibi üniversitelerde de hüküm süren sermayenin tahakkümünün kırılması ve gerçekten bizim olan Özgür Emekçiler Üniversitelerini inşa edebilmemiz için tek yoldur.

Dipnotlar

[1] Düzenleyen kurumlar sırasıyla; Emek Gençliği, TKP'li öğrenciler, Genç-sen, Gençlik Muhalefeti, Öğrenci kolektifleri, Üniversite Konseyleri Derneği, Öğretim Üyeleri Derneği, Eğitim-Sen
[2] Bir arkadaşımız katkı sunmak için divana başvurdu fakat zaman olmadığı gerekçesiyle kabul edilmedi.