Üniversitelerde Faşist Saldırılar Yoğunlaşıyor

Üniversite öğrencilerine karşı, polis-jandarma destekli faşist saldırı haberlerinin sonuncusu 10 Mart günü Uludağ Üniversitesi’nden (UÜ) geldi. Birbiri ardına gelmelerinden ve zamanlamasından planlı olarak başlatıldığı açıkça anlaşılan saldırıların sonuncusunda 1’isi faşist 9 öğrenci yaralandı, 40 öğrenci gözaltına alındı. Şubat ayı içerisinde birçok şehirde üniversite öğrencilerine karşı başlatılan saldırılarda faşistleri destekleyenlerin başında –her zamanki gibi- devletin güvenlik güçleri ve özel güvenlik birimleri geliyor.
Üniversitelerde ikinci yarıyılın başlamasıyla birlikte, ilk saldırı haberi Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde faşistlerin üç öğrenciye satırlarla saldırması üzerine gelmişti. Ardından bir çok şehirden saldırı haberleri geldi: Nevşehir Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Harran Üniversitesi’nde gerçekleşen faşist saldırıların ardından 6 Mart günü Çukurova Üniversitesi’nde satır ve sopalarla altı öğrenci yaralandı.
Yine geçtiğimiz hafta Mersin Üniversitesi’nde, bu kez sivil polisler tarafından, yasal bir gazete olan AzadiyaWelat’ı sattıkları gerekçesiyle altı öğrenci yaka paça gözaltına alındı. Uludağ Üniversitesi’ndeki faşist saldırının gerçekleştiği gün, Karabük’te üniversite öğrencisi olan iki Kürt gencinin evi faşistler tarafından basıldı. Saldırının ardından, saldırıya uğrayan öğrencilerin gözaltına alınması ise polislerin faşistleri kollayan ve solcuları ve Kürtleri ezmeye hazır tutumunu bilenler için şaşırtıcı olmadı.
“Tarafsız” Burjuva Medyası ve UÜ’de Olanlar
Burjuva basını, “türban” tartışmalarının körüklendiği, PKK’ye karşı askeri operasyonların hem ülke sınırları içinde hem de Kuzey Irak’ta yoğunlaştığı ve egemen sınıflar arasındaki çatlakların derinleştiği koşullarda ortaya çıkan bu örgütlü saldırıları çarpıtarak vermeyi sürdürüyor. Bunun bir örneği, “sol” liberallerle “demokrat”ların sözcüsü Radikal gazetesidir. Gazete, Uludağ Üniversitesi Görükle Kampüsü’ne gelen faşistlerin, önce İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi önündeki iki öğrenciye demir çubuklarla dövüp gittikten sonra daha kalabalık olarak geri dönüp, ayrım gözetmeksizin orada bulunan tüm öğrencilere saldırmasını ve ardından gelişen olayları açıkça çarpıtarak aktardı.
Faşist saldırının ardından bir araya gelen 150 civarında solcu öğrenci, saldırıdan sonra yurtlara kaçan faşistlerin ardından yurtlara girmek istemiş; bunun üzerine, öğrenciler bu kez jandarmanın azgınca saldırısına uğramış ve bir çok öğrenci yaralanmıştı.
Bu gerçek, faşist saldırı ve sonrasındaki olaylar sırasında orada bulunan ancak saldırıya uğramayan öğrenciler tarafından da doğrulanmıştı. Buna karşın, Radikal gazetesi olayı “sağ-sol çatışması”, “solcu öğrencilerin sağcılara saldırması sonucu çıkan olaylar” ve en sonu, “solcu öğrencilerin olayı önlemeye çalışan jandarmaya saldırması” şeklinde yansıttı. Yani Radikal, kasıtlı olarak yalan haber vermiş, bu açık faşist saldırıyı “solcular yine olay çıkardı” demeye getirerek, kamuoyunu bilinçli olarak yanlış yönlendirmiştir.
Radikal, bununla da yetinmedi ve jandarmanın hastaneye kaldırılan yaralı öğrencileri ziyaret etmek ve onların yeni bir faşist saldırıya karşı güvenliklerini sağlamak amacıyla gelen öğrencilere bir kere daha saldırmasını ve 40 kadar öğrenciyi gözaltına almasını da kasıtlı olarak çarpıttı.
Elbette, bu “liberal demokrat” burjuva gazetesine “neden tarafsız olmadın?” sorusunu soracak denli saf değiliz. Radikal de her medya kuruluşu gibi taraflıdır; ve her zaman ortaya çıkacak bu tür durumlarda burjuvazinin ve onların kolluk kuvvetlerinin yanında yer alacaktır. En az Radikal’inki kadar aşağılık bir yalanı, farklı bir konuda, aynı günlerde DTP’nin Diyarbakır mitinginde konuşan gerici bir imama ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesi yaydı. Polis kayıtlarına göre şeriatçı bir örgütle bağlantılı olan bu yobaz, Cumhuriyet gazetesinde “Marksist” ilan edildi. Hem de büyük puntolarla atılmış haber başlığında!
Bunlar, burjuva medyası içinde en azından habercilik açısından “ciddi ve tarafsız” görünümlü, biri “liberal” diğeri ise “Kemalist” bu iki yayın organının, Kürtler ya da faşist saldırılar söz konusu olduğunda gerçekleri ne denli pervasızca çarpıtacağının son örnekleri. Burjuva basının “sol” liberallerle ulusalcıların baş tacı ettikleri bu “en saygın” iki gazetesinin durumu, aynı zamanda, egemen sınıfların içinde bulunduğu sıkışık durumun da ifadesi olarak algılanmalı. Egemen sınıflar, onların tabanını alttan alta oymayı sürdüren ekonomik krizin patlamak için, “anayasa kitapçığını başbakana fırlatma” türü küçük bir “gerekçe”yi beklediği bir ortamda tam bir şaşkınlık içindeler.
Faşist Saldırılar Kitlesel Mücadeleyle Aşılır
Üniversitelerde ikinci dönemle birlikte başlayan saldırılar tekil değil organize olaylardır ve sürecektir. Son saldırılarda, faşistler ve onlarla eşgüdüm içinde davranan kolluk kuvvetleri yalnızca Kürtleri ve devrimci öğrencileri değil tüm öğrencileri hedef alıyorlar. Onlar için, Kürt düşmanı ve Türk ırkçısı olmayan herkes potansiyel tehlike oluşturmaktadır. Onlar, saldırılarını yalnızca siyasi mücadelenin gereğini kavramış öğrencilerle sınırlandırmayarak, üniversitelerde egemenlik kurma ve sermayenin AKP eliyle uyguladığı ekonomi politikalarına ve bunların uzantısı siyasi gericiliğe karşı gelişebilecek kitlesel mücadelelerin önünü almak istiyorlar.
Bu durum, devrimci öğrencilerin izlemesi gereken yolu da gösteriyor: Sosyalist öğrencilerin; bilime, özgür düşünceye ve asıl olarak işçi sınıfı ile onun izindeki devrimci gençliğin yeminli düşmanları olarak arkalarına hem iktidarın hem de ülkenin üçüncü büyük partisinin ve kolluk güçlerinin desteğini almış olan faşistlere karşı koyabilmenin tek yolu mücadeleyi birleşik ve kitlesel hale getirmekten geçiyor.
Bugün Kürtlere ve devrimcilere saldıran bu faşist güruhun ne olduğu ve neye hizmet ettiği hem siyasetten uzak duran öğrencilere hem de faşist yalanlara kapılmış gençlere bıkmadan anlatılmalıdır. Ancak hem bunu layıkıyla yapabilmek hem de öğrencilerin kendilerini savunabilmesi için ortak örgütlenmelerin yaratılması gerekir. Bu amaçla, bütün üniversitelerde öğrenci komitelerini örgütleme çalışmasına girişilmeli; bunun başını da kendisini sosyalist ya da devrimci olarak tanımlayanlar çekmelidir.
Bu mücadelenin talepleri son derece yalındır:
Üniversitelerde parasız, bilimsel, anadilde eğitim ve can güvenliği!
Faşist çeteler ve onların baş yardımcısı kolluk güçleri üniversitelerden dışarı!