Üniversitelerde saldırı ve provokasyon dalgası

Geçtiğimiz günlerde İstanbul, Hacettepe ve Ankara üniversitelerinde devrimci, sosyalist ve Kürt öğrencilere yönelik faşist saldırılar ve provokasyonlar gerçekleşti. Ankara Üniversitesi'nde Newroz kutlaması yapan öğrencilere özel güvenlikler ve polisler saldırdı; Hacettepe ve İstanbul üniversitelerindeki saldırı ise faşist-polis-özel güvenlik işbirliğiyle gerçekleşti.
Ankara Üniversitesi'nde Cebeci kampüsünde, Newroz kutlaması yapmak isteyen öğrencilere önce özel güvenlikler daha sonra ise polis saldırdı. Üniversitedeki saldırıda, bir öğrenci özel güvenlik görevlisi tarafından bıçakla, onlarca öğrenci de polisler tarafından yaralandı. Yoğun bir şekilde gaz bombası kullanan polis, saldırıya karşı kendilerini savunan öğrencilerle bir süre çatıştı. Öğrencilerin direnişi sonucunda polisin okulu terk etmesiyle birlikte, Newroz kutlaması gerçekleştirildi. Üniversite rektörü eğitime ara verme kararı aldı.
Hacettepe Üniversitesi Beytepe Yerleşkesi’nde de, büyük bir kısmı öğrenci olmayan faşistler "Çanakkale Savaşı'nın" yıldönümünü gerekçe göstererek provokatif bir etkinlik gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu etkinliği protesto etmek isteyen devrimci-muhalif öğrencilere ise üniversite yönetiminin çağrısıyla kampüs içerisine giren polisler saldırmıştı. Saldırıda öğrencilerden yaralananlar olurken, okul içerisine polis tarafından çok sayıda gaz bombası atıldı. 
Hacettepe Üniversitesi rektörlüğü, bu saldırıyı, kınamak ve teşhir etmek için öğrenciler tarafından çağrısı yapılan eylemi “izinsiz” olduğu gerekçesiyle engellemeye çalıştı. Rektörlük bir duyuru yayınlanarak öğrencileri yürüyüşe katılmamaları konusunda uyardı ve "resmi ağızdan" tehdit etti. Bununla da yetinmeyen rektörlük, lisans eğitimine iki gün ara verildiğini duyurdu. Faşist güruhun okul içerisinde etkinlik yapmasını "yasal" gören ama yaşananların protesto edilmesini "yasa dışı" ilan eden üniversite yönetimi, böylece, eğitimi engelleyerek, faşistlerin ve polisin saldırılsının faturasını, üniversite öğrencilerine ödetmiş oldu.
Benzer bir olay dizgisi İstanbul Üniversitesi'nde de gerçekleşti. Daha önce de birçok saldırı ve provokasyon girişiminde bulunmuş olan faşist güruh, 20 Mart Çarşamba günü, Beyazıt merkez kampüs yemekhanesinde bulunan devrimci öğrencilere taşlarla ve sopalarla saldırdı. Saldırıya karşı kendilerini savunan öğrencileri ise çevik kuvvet ve sivil polisler darp etti, üç devrimci öğrenci gözaltına alındı. Çevrede bulunan öğrenciler ve eğitim emekçileri, gözaltı terörüne karşı büyük tepki gösterdi. Polisin gözaltına almaya çalıştığı öğrencileri darp etmesine bir öğretim üyesi tepki gösterirken, bir sivil polis de öğretim üyesine "ben devletim, sen kimsin?" sözleriyle ve çeşitli tehditlerle karşılık verdi. Faşist saldırganlardan gözaltına alınan olmazken, polis bir devrimci kadın öğrencinin kafasını duvara çarptı ve öğrenci hastahaneye kaldırıldı.
İÜ rektörlüğü ise tüm bu yaşananları görmezden gelerek, "Çanakkale Savaşı" yıldönümü gerekçesiyle düzenlenen ama asıl amaçları provokasyon ve üniversiteyi terörize etmek olan faşistlerin toplantısına yer tahsis etti. 
Hacettepe, Ankara ve İstanbul üniversitelerinde gerçekleşen polis-özel güvenlik-faşist saldırılarını protesto etmek amacıyla bugün (21 Mart) öğleden sonra, İstanbul Üniversitesi’nin merkez binasının bulunduğu Beyazıt’taki anakapı önünde bir basın açıklaması yapıldı. Yaklaşık üç yüz öğrencinin katıldığı açıklamada, üniversitelerde yaşananın "sağ-sol" çatışması olmadığı, faşist saldırıların gerçekleştiği ve buna karşı öğrencilerin de kendilerini meşru biçimde savundukları belirtildi. Polislerin-özel güvenliklerin faşistlerin yanında yer alarak öğrencilere saldırdığı vurgulanan açıklamada, fakülte koridorunda "yeni YÖK yasa tasarısı" üzerine söyleşi yapan eğitim emekçilerine ve öğrencilere soruşturma açan üniversite yönetiminin, bugün, taşlarla ve sopalarla öğrencilere saldıran faşist güruha salon tahsis ettiği ifade edildi. Öğrenciler, açıklamanın ardından, kısa bir yürüyüş gerçekleştirdiler.
Faşistler hükümete hizmet ediyor
Üniversitelerde eş zamanlı gerçekleşen bu saldırılar, önümüzdeki sürecin nasıl şekilleneceğine dair önemli mesajlar vermektedir. Polisin üniversitelerdeki muhalefete yönelik "saldırgan" tutumu, üniversitelerde denetimi kaybetmek istemeyen hükümet, YÖK ve gerici rektörler tarafından destekleniyor. Elde ettikleri üstün yetkiler sayesinde, üniversitelerde şiddet saçmaya başlayan özel güvenlikler de bu kontrol ve baskı mekanizmasında önemli bir rol oynuyorlar.
Faşist çeteler, bu mekanizmada özgün bir rol oynuyorlar. Özellikle üniversitelerde sürdürülen saldırı ve provokasyon girişimlerinin amacı, devrimci ve sosyalist siyasi düşüncenin öğrenci gençlik içinde gelişmesini sabote etmek ve üniversiteyi genel anlamda terörize etmek amacıyla gerçekleştiriliyor. Daha önceki değerlendirmelerimizde, faşistlerin, devrimci öğrencileri kitleden kopuk bir şekilde kendileriyle çatışmaya zorladıklarını; amaçlarının, üniversitelerdeki polis baskısını daha da arttırmak ve bu çatışmalar içinde tespit edilen devrimci öğrencilerin okullardan atılmasını ya da tutuklanmasını sağlamak olduğunu belirtmiştik. Bütün bu çabalar, daha genel bir ölçekte, toplumsal eşitsizliklere ve siyasi baskılara karşı mücadelede her zaman toplumun en duyarlı kesimi olan öğrenci gençliğin işçi sınıfından yalıtılmış eylemlere ve faşist çetelerle onların yöntemleriyle mücadeleye itilmesi; bu yolla polis terörünün meşrulaştırılması amacına yöneliktir.
Bu saldırılara karşı yapmış olduğumuz çağrıyı yineliyoruz: "Tüm üniversitelerde polis-özel güvenlik desteğiyle tertiplenen faşist saldırıları ve provokasyonları önlemek için, öğrencilerden ve üniversite emekçilerinden oluşan savunma komiteleri kurulmalı; faşist teröre karşı kitlesel ve militan mücadelenin örgütlenmesine başlanmalıdır."