Bir Kapitalistin Ağzından Kapitalizmin Krizi
“Öbür dünya zaten yoksullarındır, bu dünyada er geç yoksulların olacaktır” (F.Engels)

Dünya zengin sıralamasının enlerinden ve git gide daha üst basamakları zorlayan, Türkiye’nin büyük sermayedarlarından, Manisa işçisinin nefret kustuğu Zorlu Holding Yönetim Kurulu Başkanı ve aynı zamanda patronu Ahmet Zorlu, geçtiğimiz günlerde, küresel ekonomik krize ilişkin CNBC-e’nin sorularını yanıtladı. Bu söyleşiyi, kapitalist sınıfın önemli temsilcilerinden birinin krizi nasıl okuduğunu ve işçi sınıfının da bu “okuma”dan nasıl bir “karşı-okuma” çıkarması gerektiği anlamında ele almakta yarar var.
Sorulan sorulardan birine Zorlu, “Krizin etkisi olmadı. Geçen yıl tekstil, elektronik ve enerjide yüzde 5, beyaz eşyada yüzde 10 büyüdük” diye yanıt verdi. Finans ve mali kuruluşlar bir bir iflas bayrağını çekerken, sanayi sektörünün bütün dallarında 'fabrikalar kapanıyor' haberleri gelirken, TÜSİAD ve dünya burjuvazisi; kapitalist devletlerden sermayeyi kurtarması yönünde ekonomik paketlerin hazırlanması ve IMF ile bir an önce anlaşma sağlanması gerektiğini bas bas bağırırken; 122 ülkeye yaptığı ihracatla dünya dış ticaret hacminin önemli bir bölümüne sahip, uluslararası piyasada kurduğu hegemonya ile mal ve hizmetlerin piyasada pazarlanmasında devasa bir güce ulaşmış ulus-ötesi şirketler topluluğu Zorlu Holding’i, gerçekten kriz etkilememiş olabilir mi? Tabii ki hayır! Bir başka soruda kendisi tüm çıplaklığıyla hissedilen kriz olgusunu itiraf ediyor. Bakın ne diyor: “Fırtınanın olduğu yerde kimse ben etkilenmedim diyemez” ve devamında “Dünyadaki kriz, sanal krize dönüştü. Bugün, yarın, iki ay sonra düzelecek denmesin. Türkiye bunu daha erken anlasaydı, bu kadar erken girmezdik. ‘Biz altı aydır şirketlerimizde tedbirimizi aldık. Yeni Pazar arayışı, kapasiteyi rantabl kullanma önerilerimiz arasında. Bütün argümanları kullandık’. İki yıl önce 105 ülkeye ihracat yapıyorduk şu anda 122’ye çıktı. Nerede boşluk varsa, orayı dolduracaksın. ‘Rusya’da niye fabrika kuruyorsun diyorlar. Rakiplerim orada kuruyordu. Kuramasaydık biz o pazarda olmayacaktık.”
Zorlu’nun sarf ettiği sözlerin altını biraz oymaya çalışalım. İlk soruya verdiği yanıtta üretimdeki büyüme rakamlarının artışından krizin etkilemediğini göstermeye çalışıyor. Devasa sermayeye sahip Zorlu’nun üretimde büyüme rakamlarını yakalaması bizler için hiç de şaşırtıcı olmasa gerek. Çünkü kapitalizmin rekabete dayalı bir sistem olmasından dolayı; küresel sermaye güçleri, uluslararası arenada uluslararası rekabet karşısında güçsüz bulunan sermaye ile kıyasıya yarışıyor ve büyük balık küçük balığı yutar misali rekabet karşısında dayanamayan güçsüz sermaye kesimlerini yutuyor. Bu olgu, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde geçerlidir. Dolayısıyla Zorlu Holding’in üretimde gösterdiği muazzam büyüme kapitalist nesnel koşulların ürünüdür.
Elbette bu değildir ki Başbakan’ın değişiyle kriz Zorlu’yu teğet geçmiştir. Zaten Zorlu’nun verdiği yanıtların satır aralarında krizin teğet geçmediğini görebiliyoruz. Ancak o uzunca süredir uyguladığı “kriz tedbirleri” ile kendisi kadar başarılı olamayan kapitalistlerden daha az zarar görmüş olabilir. Ne demek bu? Uluslararası sermayenin yoğunlaştığı sanayi bölgelerinden biri olan Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan Zorlu Holding’e ait modern Vestel fabrikasında, organize sanayi bölgesinde çalışan 30 bin işçinin neredeyse yarıya yakını çalışıyor. Vestel fabrikası işçi alımı yaparken taşeron firmalar aracılığıyla yığınla işçi alıyor ve 6 ay sonra aynı işçiler kapı dışarı ediliyor; yani işçiler sezonluk olarak çalıştırılıyor. Vestel fabrikasında iş politikası bu şekilde uygulanıyor. Ki bu uygulamadaki amaç burjuva hukukunu arkasına alarak değişen sermaye (ücret, tazminat, sigorta, vb.) giderlerini daha da azaltmaktır.
İşte Zorlu’nun şirketlerinde uyguladığı “kriz tedbiri”, sezonluk işçilerin çıkarıldığı döneme denk gelmesidir. Elbette ayrıca “tebirler”de uygulandı; kriz vesilesiyle ilk etapta bin, ikinci etapta 2 bin olmak üzere 3 bine yakın mavi yakalı ve beyaz yakalı işçi çıkarıldı. “Vestelzede” işçilerden aldığımız bilgiye göre, Zorlu’nun “Bütün argümanları kullandık” dediği argümanlardan biri, 10-15 yıllık işçilere (ikramiyeli, yani masraflı) “ya ikramiyesiz çalışırsınız ya da dışarıda bekleyen milyonlarca işsiz yedek işçi ordusuna katılırsınız” demekmiş.
Bir diğer argüman ise Vestel Şirketler Grubu İcra Kurulu Başkanı Doğan Yüngül’ün işçilere gönderdiği mektup. Yüngül, mektubunda, küresel krizin yansımalarının ülkemizde de görüldüğünü belirterek şunları söylüyor: “Vestel Şirketler grubu olarak bu krize karşı yapmış olduğumuz çeşitli hazırlıklar, aldığımız önlemlerle bugüne kadar geldik. Ancak, üretimdeki azalmalar ve bunun satışlara yansımasında geldiğimiz nihai noktada, en ‘istemediğimiz’ önlemi de alma zorunluluğu doğmuştur. Üzülerek birçok değerli çalışma arkadaşımızla birlikteliliğimize son vermiş bulunuyoruz. En üst düzeyden, işe yeni (taşeron firmalar aracılığı ile alınan sezonluk işçiler demek istiyor) başlamış çalışanlarımıza kadar yollarımızı ayırmak zorunda kaldığımız tüm çalışma arkadaşlarımız için derin bir ‘üzüntü’ duyuyoruz. Ancak ülke boyutlarını da aşan bu krize karşı şirketleri ayakta tutmak ve korumak için bu kararları almak kaçınılmaz olmuştur.”
Yüngül, işten atılmayanların daha fazla çalışmalarını istediği mektubunu, şu sözlerle bitiriyor: “Geride kalan çalışma arkadaşlarımın bu zor dönemde eskisinden çok daha fazla çalışması, çok daha verimli ve üretken olması gerekiyor. Bu, ülkemize ve şirketimize olduğu kadar, bu dönemde aramızdan ayrılma zorunda kalan arkadaşlarımıza da sorumluluğumuzdur...”
Özetle, Yüngül işçilere, “dünyada ekonomik kriz var, kriz dolayısıyla şirketimiz etkilendi, bakın görüyorsunuz üretim ve satışlarımızda azalma oldu, vasıflı-vasıfsız binlerce işçi çıkarmamız gerekiyor, ama siz geriye kalan işçiler, çıkardığımız işçilerin yerini dolduracaksınız. Mesela; çalışırken makinelerle yarış halinde olacaksınız, aynı sürede daha çok üreteceksiniz, esnek üretim sistemi ve kuralsızlaştırmaya uyacaksınız, 'biraz' da sosyal ve ekonomik haklarınızı gasp edeceğiz ki ülkemiz ve şirketimiz şu kriz belasından kurtulsun” demekte.
Yüngül ile aynı ağzı konuşan Zorlu, kanalın sorularını yanıtlamaya devam ediyor ve son olarak “Kar etmeden satmayacağım lüksü yok. Şimdi 3. Dünya Savaşı çıktı. Şu anda can malın yongası. Malımızı ayakta tutmak için hepimizin el birliği ile çalışması gerekir. Herkesin elini taşın altına koyması lazım. Korkmayalım ama çalışalım” diyor ve IMF ile işbirliğine bir an önce gidilmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Bilindiği üzere kapitalizm sürekli periyodik krizlere girer ve bu krizler kapitalizmin anarşik üretim yapısından kaynaklanır; yani, kapitalist sınıf üretimi demokratik planlı bir şekilde insanların ihtiyaçları için değil, aksine onlar üretilecek metadan elde edilecek en yüksek kar hesabını yaparlar ve sonunda ortaya aşırı-üretim çıkar; bu da demektir ki –ortalama kar oranı eğilimine göre- kapitalistlerin kar oranlarında düşme yaşanır. İşte Zorlu’nun demek istediği, “aşırı-üretim sonucu biriken metaları işçi ve emekçilere yüksek karlar ile satamayız çünkü onlara verdiğimiz sefalet ücreti bunları karşılayacak güçte değildir, karlarımızı da düşürmek istemeyiz. Öyle bir şey yapılmalı ki, hem karların düşmesine engel olup karlar yükselecek hem de işçi ve emekçiler meta alır duruma gelecek. Uzun lafın kısası, üretim araçlarının, emtiaların, canlı emeğin yani üretici güçlerin, tıpkı 1890’ların ortasından itibaren 1913’teki krizin 1. Dünya Savaşı’ndaki sonucu gibi, ardından 1929 Dünya ekonomik bunalımı sonucu 2. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi çıkacak 3. Dünya Savaşı’nda (Zorlu’ya göre bu savaş çıktı) imha edilmesidir.
Zorlu, açık bir şekilde diyor ki, kriz vesilesiyle savaş çıktı, insanlar açlıktan ve üzerlerine yağacak bombalardan dolayı can derdine düşecek ve tüketim araçlarını yağmalamasınlar diye “Malımızı ayakta tutmak için hepimizin el birliği ile çalışması gerekir” derken tarihin tekerliğini 19. yüzyıl vahşi kapitalizm günlerine geri çevirelim ve işçileri o günlerde olduğu gibi kölece çalışma koşulları altında iliklerine kadar sömürelim. Zorlu, burjuva devletin, devletin sosyal harcamalarını kısacak, işçilerin sosyal ve ekonomik haklarını gasp edecek IMF ile işbirliğine gitmesi gerektiğini belirtiyor; elbette kapitalist devlet kapitalistler için var.
Zorlu’nun İşçilerle İlişkisi ve Süper Gücü
Zorlu’nun küresel krize ilişkin söylediği sözlerin satır aralarında ne demek istediğini belirttikten sonra, onun, işçilere sergilediği davranışıyla yakından tanımaya çalışalım. 'Vestelzede' işçiler ile yaptığımız sohbetlerde, işçiler, Zorlu’nun emekçi düşmanı olduğunu şu sözlerle anlatmaya başlıyorlar: Helikopter ile Vestel fabrikasına gelirken bir işçiyi sırf helikoptere baktığı için kovduğu; işçileri kontrol ederken yoğun iş temposundan dolayı kılık-kıyafeti düzgün olmayan işçileri kapı dışarı ettiği; ağır bir yük taşıyan bir işçinin bir işçiden yardım istemesi ile yükü iki işçinin taşımasını görmesi üzerine yükü taşıyan iki işçiyi attığı; fabrikada işçilere yaptığı bir konuşmasında ‘sizin çocuklarınız da aynı sizin gibi burda çalışacaklar ama benim çocuğum en iyi okullarda okuyup fabrikamın, holdingin başına geçecek ve o, benim saltanatımı sürdürmeye devam edecek’ anlamındaki konuşmaları...
Gelelim Zorlu’nun sektördeki gücüne. Patronu olduğu Zorlu Holding, ulus-ötesi şirketler ile birlikte enerji, tekstil, beyaz eşya, elektronik, bankacılık ve gayrimenkul sektörlerinde egemen olmuş durumda. Adı geçmeyen sektörlerden geriye eğitim, sağlık ve maden sektörü kalıyor. Süper-güç Zorlu’nun şu anda adı geçmeyen sektörlerde yerini almış değil fakat bu sektörlerde proje çalışmaları var. Projelerden biri üniversite kurma: Bu projede tıp fakültesi, yüksek hemşirelik okulu ve hemşirelik okulu yer alıyor. (Zorlu dergi- 23. sayı)
Kapitalizmi Tarihin Çöplüğüne Atalım
Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde Zorlu Holding’e ait Vestel fabrikasında 3 bine yakın vasıflı-vasıfsız işçinin atıldığını belirtmiştik. Sanayi bölgesinde atılan işçiler bu kadarıyla sınırlı değil, diğer fabrikalardan da bir o kadar işçi atıldı. Atılan işçilerle birlikte işçi kitlesinin büyük olduğu Manisa’da işsiz işçilerin sayısı 16 bine ulaştı. Türkiye İş Kurumu (İŞ-KUR) Manisa İl Müdürü Yüksel Uçar, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, 2008’de bir önceki yıla oranla iş başvurularının yüzde 80 oranında arttığını belirterek, “İl genelinde 2007’de 12 bin 641 müracaat varken, 2008’de bu sayı 19 bin 508’e yükseldi. Aynı şekilde işsizlik sigortası almak için 2007’de 6 bin kişi, 2008’de ise 9 bin 757 kişi başvurdu. Ekonomik krizin devam etmesi nedeniyle 2009 Ocak ayında bu başvurularda bir katlanma yaşandı. 22 Ocak itibarıyla işsizlik sigortasına 1100 kişi müracaat etti” dedi. Uçar’ın bu açıklaması, dünyadaki vahim tablonun Manisa'ya yansıyan yüzü.
Küresel ekonomik krizin faturasını süper-güç Zorlu dahil dünya burjuvazisi, dünya işçi sınıfına ödettirmenin muhasebesini yapıyor. Onların muhasebesinde savaşlar, yıkım, işsizlik, sefalet, açlık ve yoksulluk var. Onlar bu muhasebeyi kapitalizmden aldığı güç ile yapmaktalar. Burjuva sınıfının “önemli” bir temsilcisi olması itibariyle Zorlu'nun sözleri, egemen sınıfın bunun ne kadar iyi farkında olduğunu gösteriyor. Onların kapitalizmden aldığı güç ile insanlığı yıkıma sürüklemesini durdurmanın yolu, işçi sınıfının üretimden aldığı güç ile kapitalizmi topyekun tarihin çöplüğüne atmasından geçiyor.