Cari açığın faturası işçi sınıfına çıkarılıyor
Kapitalizmin 2008’de keskinleşen krizi tüm dünyayı sararken Türkiye sıcak para akışı sağlayarak krizden görece daha az etkilenmiş; buna karşılık cari açık çok büyük boyutlara ulaşmıştı. Yeni bir krizin yaklaşmakta olduğu şu günlerde, hükümet, işçi sınıfına yeni bir saldırıda bulunarak cari açığın ve yaklaşmakta olan krizin yükünü işçi sınıfının sırtına bindirmeye çalışıyor. Kıdem tazminatının kaldırılması yönündeki adımlardan sonra şimdi de zamlarla birlikte çalışma sürelerinin arttırılması yönündeki baskılar işçi ve emekçilerin kapısını çaldı.
Cari açık ve zamlar
Geçtiğimiz haftada başlayan yeni zam dalgasıyla elektriğe % 10, doğalgaza %15 zam yapıldı. Sigara, alkol, otomobil, cep telefonlarına da çeşitli oranlarda ÖTV zammı yapıldı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in “güncelleme” adını verdiği zamlar Türkiye’nin büyüyen cari açığıyla doğrudan ilgili. Ağustos ayı istatistikleri de dahil edildiğinde şu an Türkiye’nin cari açığı 75 milyar dolara ulaşmış durumda. Cari açığın GSYH’ye oranı %9.6-9.7’ye ulaştı. Üç sene önce %0.3’e kadar düşen cari açık, kapitalizmin kriziyle birlikte bugün son 20 yılın en yüksek seviyesinde. [1]
Bu zamlar, hükümetin 2008’den itibaren yükselen cari açığı vergiler yoluyla kapatmaya çalıştığını gösteriyor. Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, İzmir Ticaret Odası (İZTO) meclis toplantısında yaptığı konuşmada bunu açıkça ifade ediyor. [2] 2008’den itibaren büyüyen sıcak para akışı Türkiye’nin krizden kurtulmasını değil; sadece onu kısmen ertelemesini sağladı ve bugün gelinen noktada cari açık Türkiye ekonomisinin en büyük sorunu.
Cumartesi çalışma önerisi
Öte yandan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın kamu kurumlarının cumartesi de çalışması önerisi işçi sınıfına karşı yapılacak yeni bir saldırının habercisi. Taner Yıldız, kamu kurumlarının çalışma saatlerinin gün ışığına göre ayarlanmasını önerirken Türkiye’nin enerji üretmedeki yetersizliğine dikkat çekiyor, ama bir gerçeği gizliyor: Kamu emekçilerinin çalışma saatleri gün ışığına paralel olarak daha erkene çekilecek, ama iş çıkışı saatleri mevcut durum göz önüne alındığında pek fazla değişmeyecek. Kısacası hiçbir ücret artışı olmadan çalışma saatleri uzatılacak.  Cumartesi günleri çalışma önerisi verilirken de ücret artışından söz edilmiyor.
Kamu emekçilerinin sömürüsünü açıkça arttırmaya yönelik bu girişim elbette kamu emekçileriyle sınırlı kalmayacak. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in böyle bir projeleri olmadığını belirtmesi bu öneriyi gündemden düşürmeye yetmiyor. Çünkü yukarıda da belirttiğimiz gibi işçi sınıfının üzerindeki sömürünün arttırılması ve zamların yapılması cari açığı çok yüksek boyutlara ulaşmış Türkiye ekonomisi için bir zorunluluk. Faruk Çelik, bu sözleriyle tepkileri azaltmaya çalışırken, bunun bir zorunluluk olduğunun bilincinde.
İşçi sınıfının örgütsüz olması ve işçi hareketinin durgun olması da sermaye sınıfı için bulunmaz bir fırsattır, AKP hükümeti son seçim zaferiyle sermayenin desteğini arkasına aldığını bir kez daha tescil etmiş olup, sermayenin programını var gücüyle uygulamaya çalışmakta. Sermaye çevrelerinin Taner Yıldız’ın önerisini coşkuyla desteklemesi bunu göstermektedir. Basına açıklamalarda bulunan patronların hepsi cumartesi çalışmayı doğru bulduklarını söylemiş; hatta çalışma saatlerinin mümkün olduğunca erkene alınmasını onaylamışlardır. Basına açıklama yapan bütün patronlar, kendilerinin ne kadar az uyuduğundan, ne kadar çok çalıştıklarından, ne kadar erken çalışmaya başladıklarından bahsederek satır arasında işçilerden daha fazlasını istediklerini belirtmişler, bu konuda hükümeti cesaretlendirmişlerdir. Özellikle de Ali Ağaoğlu’nun “bir patron olarak cumartesi değil, pazar günleri de çalışılsın isterim” sözleri gezegendeki bütün patronların duygularına, özlemlerine tercüman olmuştur.
Sendikaların tavrı
Sendikalar ise şimdiden böyle bir uygulama gündeme geldiğinde işçileri manipüle edeceklerini gösteriyorlar. DİSK, Türk-İş, Hak-İş şu ana kadar sessiz kalırken KESK ve Kamu-Sen göstermelik tepkilerle yetindi. KESK üyelerinin 4688 sayılı yasaya karşı yaptığı eylemde KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul kısaca bu uygulamayı eleştirirken onu AKP’nin bir parti politikası gibi göstermeye çalıştı ve “örgütlenme çalışması içinde olacağız” dedi. [3]  Bu örgütlenme çalışmasının nasıl bir şey olacağını geçmiş deneyimlerden tahmin etmek zor değil.
Kamu-Sen ise göstermelik bir tepki gösterdi, hatta aslında tepkisinin bu uygulamaya olmadığını belirtti. Fakat buna rağmen kendi web sitesinde “tepkimiz sert oldu” diyebilmiştir. [4] Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Başkanı İsmail Koncuk, aslında bu plana karşı olmadığını ama trafiğin sabahın erken saatinde işe yetişmeyi olanaksız kıldığını söyledi. Yoksa işçilerin daha erken saatlerde işe başlayıp daha fazla çalışmasında bir sakınca yok! Asıl sıkıntısı sendikaların bu kararın verilmesinde dışarıda bırakılması. İsmail Koncuk, yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Türkiye’de bu işin paydaşları olan sendikalar var. Buna hükümet ya da bakanlar tek başına karar veremez. Bakanın davranışı yanlış. Bakanın bu konuyu önce sendikalarla müzakere etmesi gerekirdi. Siz milyonlarca insanın geleceğini ilgilendiren bir açıklamayı ayaküstü yapamazsınız. Ben Bakan Taner Yıldız’ın bu öneriyi kabine üyeleri ile bile paylaştığını düşünmüyorum. Ayrıca bu konu Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın alanı da değil. Türkiye’de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı var. Çalışma hayatını düzenlemek Çalışma ve Sosyal Bakanlığı’nın görevi.”
Koncuk’un bakanlara hukuk dersi verdiği açıklamasında da görülüyor ki Taner Yıldız’ın önerisine karşı değil; sadece her şeyin bir yolu yordamı var. Böylece Kamu-Sen, teklif edilmesi bile sert tepkiyle karşılanması gereken bu öneriyi meşru kabul etmiştir. Görüldüğü gibi sendikalar erken çalışma ve cumartesi çalışma uygulamasına şimdiden yeşil ışık yaktılar.
İşçi sınıfının yolu
CHP ve MHP, zamları ve cumartesi çalışma önerisini eleştirirken bu politikaların sermayenin işçi sınıfına saldırısı olduğunu gizliyorlar ve işçi sınıfının göstereceği tepkiyi düzen sınırları içinde tutmaya çalışarak uygulamanın önünü açıyorlar. Onlar hükümetin yeni planlarını sadece birer AKP politikası düzeyine indirgiyorlar. Sendikalar ise sessiz kalmayı ya da burjuva muhalefet partilerine yedeklenmeyi seçiyorlar.
Son zamlar ve cumartesi çalışma önerisi sermayenin işçi sınıfına herhangi bir saldırısı değildir. Bu saldırı kapitalizmin dünya çapındaki krizinin Türkiye’ye yansımasının sonucudur. Türkiye, krizin etkilerini cari açığın patlaması pahasına ertelemeye çalışmış ama bugün gelinen noktada daha fazla erteleyemez hale gelmiştir. Ve bu açığı kapatmak için bütün yükü emekçilerin sırtına bindirmektedir. Üstelik bunlar 2008’de yaşanan krizin etkileridir. Yakında yeniden patlaması kesin olan krizin etkileri de buna eklenince işçi sınıfına yapılacak saldırının kapsamı daha da genişleyecektir.
İşçi sınıfına yapılan bu saldırı bu yönüyle bile sorunun Türkiye sınırları içinde çözülemeyeceğini kanıtlıyor. AKP’nin zam ve mesai saatleri politikası sermayenin programının ve ekonominin dayattığı politikaların uygulanmasından başka bir şey değildir. Kıdem tazminatının kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin aciliyeti konusundaki kararlar bu sürecin en temel taşı. Dolayısıyla derin bir krize sürüklenen kapitalizmin varlığını sürdürebilmesinin tek yolu sömürünün kelimenin tam anlamıyla azami düzeye çıkarılmasıdır. Düzen sınırları içinde bırakın genel olarak sorunu çözmeyi, şu an yürürlükte olan saldırıyı püskürtmek bile mümkün değildir. İşçi sınıfının yaşam koşullarındaki en küçük bir iyileşme için bile tüm dünyada kapitalizmin müzeye kaldırılması ve Sosyalist Dünya Devriminin gerçekleşmesi şarttır.

Dipnotlar

[1] http://www.aksam.com.tr/cari-acik-75-milyar-dolara-ulasti-4143y.html
[2] http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1190263&title=yazici-cari-acik-icin-lukste-vergileri-artirdik
[3]  http://gundem.milliyet.com.tr/kesk-uyelerinden-mesaleli-eylem/gundem/gundemdetay/14.10.2011/1450982/default.htm
[4] http://www.kamusen.org.tr/ShowContent.aspx?itemID=4152